Hat sanatına Maraşlı damgası

Hat sanatına Maraşlı damgası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya Başbakanı Angale Merkel’e hat koleksiyonunu göstermesinin ardından gündeme gelen Türk Hat Tarihinin en önemli üstadı olarak kabul edilen Şeyh Hamdullah’ın hocasının Maraşlı Hayreddin olduğu ortaya çıktı.

17 Şubat 2016 - 09:37

Almanya Başbakanı Merkel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hat koleksiyonunu gezdirmesiyle gündeme gelen Hat sanatını Haber Türk Yazarı Murat Bardakçı gazetesinde tam sayfa konu etti. İkinci Beyazid zamanında yaşamış olan Türk Hat Tarihinin en önemli üstadı olarak kabul edilen Şeyh Hamdullah’la ilgili bir çok yazılı eserin olduğunu fakat Şeyh Hamdullah’ın hocası Hayreddin-i Maraşi (Maraşlı Hayreddin) ile ilgili hat sanatının Müstakimzade’de geçen birkaç satır dışında hiçbir bilginin olmadığını aktardı. Yazar Bardakçı ayrıca aynı memleketten olan Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’a seslenerek Maraşlı Hayreddin’in hayatını ortaya çıkarmasını istemiş.

Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi ise Türk Hat Tarihinin en büyük üstadı Şeyh Hamdullah’ın hocası Maraşlı Hayreddin’in hayatına ulaştı. Yaklaşık 3 yıl önce Kahramanmaraş Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ‘Osmanlı Döneminde Dulkadiroğlu Sempozyumu’nda ele alındığı ortaya çıktı. Türk Hat sanatının en önemli isimlerinden biri olan Maraşlı Hayreddin’in hayatını KSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim hocası olarak görev yapan Ali Koç’un kaleme aldı.

Koç, Hattat Maraşlı Hayreddin’in bütün hayatını, hangi illere gittiğini, hangi beylik zamanında nasıl yaşadığını tüm ayrıntılarıyla yazdı. Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi Ali Koç’un kaleme aldığı Maraşlı Hayreddin’in hayatına ulaşarak okuyucuları için yayınladı. 

TÜRK HAT TARİHİNİN EN ÖNEMLİ İSMİNİ YETİŞTİRDİK

Düşünce ve fikir dünyasına sayısız yazar kazandıran Kahramanmaraş’ın HAT sanatında da Türk tarihinde ayrı bir yeri olduğu ortaya çıktı. Almanya Başbakanı Merkel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyareti sırasında gündeme gelen Hat sanatının en büyük üstadı Şeyh Hamdullah’ın hocasının Maraşlı Hayreddin olduğu belirlendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya Başbakanı Merkel’e HAT koleksiyonunu gezdirmesiyle Habertürk Yazarı Murat Bardakçı tarafından gündeme getirilen Hat sanatının en büyük üstadını yetiştirenin Maraşlı Hattat Hayreddin olduğu ortaya çıktı.

Habertürk Yazarı Murat Bardakçı Türk Hat sanatını konu etti. Bardakçı yazısında Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’a çağrıda bulunarak, hat sanatının en önemli kaynaklardan olan Müstakimzade’de geçen birkaç satır dışında bir bilginin bulunmadığı Maraşlı Hayreddin’in hayatının araştırılmasını istedi.

Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi ise Türk Hat Tarihinin en büyük üstadı olarak kabul edilen Şeyh Hamdullah’ı yetiştiren Maraşlı Hayreddin’in hayatını araştırdı. Türk Hat tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Maraşlı Hattat Hayreddin’in hayatının yaklaşık 3 yıl önce Kahramanmaraş Belediyesi tarafından gerçekleştirilen Dulkadiroğlu Sempozyumunda konu edildiği öğrenildi.

Maraşlı Hayreddin’in hayatını kaleme alan KSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Okutmanı Ali Koç Maraşlı Hayreddin’in hayatını en ince ayrıntılarına kadar kaleme aldı.

Habertürk Yazarı Murat Bardakçı Bakan Ünal’a Maraşlı Hayreddin ile ilgili şöyle seslenmişti;

 

MARAŞLI HATTATIN HAYATINI ORTAYA ÇIKARTMAK MARAŞLI BAKAN’A DÜŞÜYOR

Hat sanatına merak duyan bir kişi olarak bir hususu ifade etmem gerekiyor: Türkiye’de bugüne kadar yayınlanan ve içerisinde hat örneklerinin yeraldığı eserler meraklısına bilgi vermek maksadıyla değil, bu kitapları alanların maalesef “hava atmalarını” sağlayan cicili-bicili masaüstü kitapları olmuştur. Bu yayınlarda bilgiden ziyade görüntüye önem verilmiştir ve artık yapılması gereken, bu konudaki yayınların arşivlerden de istifade edilerek ilmî bir temele dayandırılmasıdır.

Bir örnek vereyim: İkinci Bayezid zamanında yaşamış olan ve Türk Hat Tarihi’nin en önemli üstâdı kabul edilen Şeyh Hamdullah konusunda şimdiye kadar çok şey yazılıp söylenmiştir ama Hamdullah’ın hocası Hayreddin-i Marâşî, yani Maraşlı Hayreddin hakkında hat sanatının en önemli kaynaklardan olan Müstakimzade’de geçen birkaç satır dışında hiçbir bilgi yoktur!

Hayreddin-i Marâşî’nin bilinmeyen hayat hikâyesinin ortaya çıkartılıp kendisi de Maraşlı olan Kültür Bakanı Mahir Ünal’ın bakanlığı sırasında yayınlanacak bir kitapta yeralması, tarihin hoş cilvelerinden biri olacaktır...”

KSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Okutmanı Ali Koç ise Maraşlı Hayreddin ile ilgili şunları yazdı;

Hayreddin Maraşî  ve Maraş.

Hayreddin Maraşî Dulkadir Beyliği Döneminde Maraş’ta doğmuştur. Var olan bilgilere göre Dulkadir Beylerinden Sadaka Bey (1395–1399) veya Nasreddin Mehmet Bey (1399–1442)   dönemlerinde,  1395  ile  1405  yılları  arasında  doğmuş  olma  ihtimali  vardır.

Babası  bazı  kaynaklarda, Hasan Bin Ali10, bazı kaynaklarda Hatip11 olarak geçmektedir. Hayreddin Maraşi’nin farklı yerlerde ve kaynaklarda ‘görülen’ imza, lakap ve isimleri şunlardır; Hızır,12 Hayreddin,13 Hayreddin Hızır El Meraşi,14 Hattatı Meşhur Hayruddin El Maraşi,15 Hayr-i Din,16 Halil Bin Hasan Çelebi,17 Hayreddin Halil Maraşi,18 Hayreddin Halil Çelebi,19 Maraşlı Muhammet Hayrettin,20 Hayreddini Meraşi,21 ve Hayreddin Maraşî.22 Hayreddin Maraşî’nin babasının ismi olan ‘Hatip’ten yola çıkılarak, günümüz Maraş’ında bulunan ‘Hatip’ soyadlı ailelerle bağlantı kurulmaya çalışılması,23 doğruluğu kesin olarak bilinmediği için, iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.

Doğumundan gençlik yıllarına kadar Maraş’ta yaşadığı24 anlaşılan Hayreddin Maraşî’nin bu zamanı Dulkadir Beylerinden Nasreddin Mehmet Bey (1399–1442) dönemine rastlar. Nasreddin Mehmet Bey iktidarının ilk yıllarında Timur Devletinin hükümdarı Timur(1370–1405) ile gergin bir süreç yaşar. Daha sonra, Osmanlı Devleti padişahlarından Yıldırım Bayezid’in Nasreddin Mehmet Bey’i Dulkadirli Beyliği’nin başına geçirmesi ile tarihte Dulkadirli-Osmanlı ilişkileri başlar.25 Yıldırım Bayezid’in oğlu I. Mehmed’i (Çelebi Mehmet, 1413–1421) Nasreddin Mehmed Bey’in kızı Emine Hatun ile 1413 yılında26 evlendirmesiyle dostluk münasebetleri akrabalık bağlarına yükseltilmiş olur.27 Sonraki yıllarda Dulkadirli Beyliği ile Osmanlı Devleti arasında akrabalık boyutuna çıkan bu yakınlaşmalar, Hayreddin Maraşî’nin Maraş’tan, Osmanlı’nın şehzade yetiştirdiği kent olan Amasya’ya gitmesine ya da gönderilmesine vesile olacaktır. Burada Hayreddin Maraşî’nin Maraş’tan Amasya’ya gidişini, kişisel bir tercih olarak değil de, iyi anlaşan iki iktidarın (Dulkadirli-Osmanlı) kendi aralarında yaşanan sanatsal ve kültürel ilişkilerinin, sonucu şeklinde algılamak daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

 Hayreddin Maraşî eğitim görmek amacıyla Maraş’tan Amasya’ya Dulkadir Beylerinden Nasreddin Mehmet Bey döneminde -tahmini olarak 1420’li yıllarda- gönderilmiştir. Osmanlılar açısından Hayreddin Maraşî’nin Amasya’ya gönderilme zamanı, ya Çelebi Mehmet’in hükümdarlığının son yılına (1421), ya da II. Murad’ın padişah olmasının başlangıcına (1422) tekabül etmektedir. Hayreddin Maraşî için, Osmanlılarda şehzade yetiştirilen kent Amasya’nın eğitim görülecek yer olarak tercih edilme sebepleri arasında, bu şehrin o dönem Anadolu’sunda en iyi ilim, sanat ve kültür kurumlarını bünyesinde barındırıyor olması yatmaktadır. Ayrıca o dönemin güçlü iktidarları (Osmanlı Devleti, Timur Devleti, Memluklular v.b.) çevrelerinde bulunan potansiyel sanat ve kültür etkinliklerini, kendi potalarında toplamak amacındaydılar.

Hayreddin Maraşî  ve Amasya.

Eğitim için 1420’li yıllarda Amasya’ya gelmiş olması gereken Hayreddin Maraşî, bu Osmanlı kentinde geniş bir hat sanatı çevresi ile karşılaşmıştır. Önce Hattat Sufi Yahya Çelebi ile Hattat Sinanüddin Yusuf Çelebi’den hat sanatının çeşitlerini (hutut-ı mütenevvia) öğrenmiştir.28 Daha sonra Amasya’da o dönemin en güçlü hattatı olan Edirneli Yahya Sufi     ( ? - 1477)’den ‘aklam-ı sitte’ de denilen en önemli altı yazı çeşidini (Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhanî, Tevkii, Rikaa) çalışarak (meşkederek) diploma (icazet) almıştır.29 18. Yüzyılda Osmanlı Döneminin önemli ilim adamlarından Müstakimzade Süleyman Sadettin Efendi(1718–1788)’nin Osmanlı Dönemi (Türk, İranlı, Arap) hat sanatçılarının 1787 yılına kadar gelmiş olanların biyografilerini30 yazdığı ‘Tuhfei Hattatin’ isimli kitabında Abdullah Sayrafi ( ? - 1345)’yi Hayreddin Maraşî’nin hocası olarak göstermiştir. Fakat 1345’li yıllarda öldüğü bilinen Abdullah Sayrafi’nin 1400’lü yıllar civarında doğan Hayreddin Maraşî’ye hat sanatı hocalığı yapmasının mümkün olmadığı31 anlaşılmaktadır. Ayrıca bu bilgiye bağlı olarak Şevket Rado (1913–1988) 1984 yılında çıkan ‘Türk Hattatları’ isimli kitabına hazırladığı ‘Hattatlar Silsilesi’nde de Maraşlı Muhammed Hayrettin’in hocası olarak Abdullah Sayrafi’yi gösterme32 yanlışlığına düşmüştür.

Hayreddin Maraşî hat sanatında eğitimini tamamlamış, diplomalı bir hattat olarak Amasya’da divan kâtipliği ve hat sanatı hocalığı yapmıştır. Osmanlı padişahı II. Murat’ın oğullarından biri olan Şehzade Alaaddin Ali 1442 ile 1443 yılları arasında kısa bir süre Amasya Valiliği yapmıştır. Hayreddin Maraşî ise bu dönemde Şehzade Alaaddin Ali’nin Divan Kâtibi olarak görev yapmıştır.33 II. Murat’ın padişahlığı sırasında çıkan saltanat kavgası uğruna, Amasya Valisi olan Şehzade Alaaddin Ali’nin 1443 yılının 6. ayında öldürülmesi sonrasında34 Hayreddin Maraşî’nin divan kâtipliği görevi de sona ermiştir. Maraş’tan Amasya’ya geliş zamanına ve buradaki eğitim sürecine bakıldığında, Hayreddin Maraşî’nin bu divan kâtipliği işini 40’lı yaşlarda yaptığı anlaşılmaktadır.

 Hattat Hayreddin Maraşî 1443’ten 1471 yılındaki ölümüne kadar hat sanatı hocalığı yapmıştır.35 Amasya’da yaklaşık olarak 30 yıl hat sanatı eğitimi veren Hayreddin Maraşî’nin en önemli öğrencisi, Osmanlı hat sanatı geleneğine çok önemli yenilikler getiren, kendisi yazı yazarken, Osmanlı padişahı II. Bayezid’in divitini (hokka) tuttuğu Hattat Şeyh Hamdullah (1429–1519)’tır. Diğer önemli öğrencileri ise Hattat Muhyiddin Kösec ( ? - 1505), Hattat Mir Taci36( ? -1485) ve Hattat Seyyid İbrahim37(1440–1529)’dir. Hayredin Maraşî Amasya’ya gelmeden önce bu ilim kentinde, hat sanatı geleneğine ilk kez ‘Türk’ damgasını vuran Yakut Mustasımi( ? – 1298) ekolü ve sonraki yıllarda Abdullah Sayrafi( ? – 1345) ile devam eden, hat sanatı ortamı zaten vardı. Hayreddin Maraşî Amasya’da böyle bir ortama geldikten sonra, kendi öğrencileri ve özellikle en önemli öğrencisi Şeyh Hamdullah’ın yetiştirdiği hattatlarla; hat, sadece yazı olmaktan çıkarılmış ve akabinde ‘sanat’ haline dönüşmesi sağlanmıştır. Bu yüzden sonraki yıllarda, “Kur’an Mekke’de indi, Kahire’de okundu ve İstanbul’da yazıldı”38 sözü söylenmeye başlamıştır. Amasya’daki bu oluşum döneminde, aynı zamanda Şeyh Hamdullah’ın dayısı olan Celaleddin Amasi, Hayreddin Maraşî ile birlikte Hattat Sufi Yahya Çelebi’den hat sanatı dersi almıştır.39 Yine bu zamanda Amasya’da Hayreddin Maraşî’nin çağdaşları olarak, Şeyh Hamdullah’ın babası Mustafa Dede, Bağdadizade Abdullah Çelebi     ( ? - 1434)40, Esedullah Kirmani ve Ali Bin Yahya41 isimleri görülmektedir.

Uzun yıllar Amasya’da yaşayan ve öğrenci yetiştiren Hayreddin Maraşî’nin sanat bağlamında kendi akraba çevresini de etkilediği görülmektedir. Buna göre Hayreddin Maraşî’nin, yaş olarak kendisinden küçük olduğu anlaşılan müzehhip (tezhip sanatçısı) bir kardeşi ile hattat bir oğlu vardır. Mehmet Arifi Paşa’nın, 1913 yılında, ‘Elbistan ve Maraş’ta Dulkadiroğulları’ başlıklı yazısı içinde, Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi (1857–1924)’den aktardığı Hayreddin Maraşî ile ilgili bölümünde, söz konusu bu akraba sanatçılardan bahsedilmektedir. Yazılanlara göre, Dulkadirli Beylerinden Alaüddevle Bey (1479–1515), 1494 yılında Maraş’ta bulunan Ulu Cami’nin kütüphanesine el yazması bir Kuranı Kerim vakfetmiştir. 1488 yılında hazırlanan bu kitabın hattatı ‘Şemsüddin Muhammed Bin Evliya Bin Süleyman Ed Dulkadiri’, müzehhibi ise Hayreddin Maraşî’nin kardeşi ‘Halil bin Hatip El Maraşî’ olarak belirtilmektedir. Yazıya ve yazarın yaşadığı döneme bakılarak Ali Emiri Efendi’nin bu kitabı Maraş’ta -1900 ile 1920 yılları arasında- görmüş olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca yazar bu kitap için, hüsnü hat ve tezhip sanatı açısından ‘çok enfes bir eser’ kaydını düşmektedir. Yine bu yazıya göre, Ali Emiri Efendi, Hayreddin Maraşî’nin oğullarından ‘Yusuf’ adında bir kişinin 1544 tarihli bir kitabını gördüğünü anlatmaktadır ki; bunu İstanbul kütüphanelerinden birinde görmüş olmalıdır. Verilen bilgilere göre de bu kitabın künyesinde (ketebe) Hayreddin Maraşî’nin hattat olan oğlunun adı şu şekilde geçmektedir; ‘Yusuf Bin Kâtip Bin Hatip El Amasi’.42 Bu ifadeler bağlamında, Dulkadiroğulları’ndan olduğu anlaşılan ‘Muhammed Şemsüddin’ adlı bir hattatla da karşılaşmaktayız. Şu halde Hayreddin Maraşî’nin bu sanatı öğrencilerinin yanı sıra, kendi akrabalarına da yansıttığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Amasya’da yaşamasına rağmen Maraş’la ve Dulkadirli’lerle olan bağlantısını koparmamıştır. Çünkü müzehhip kardeşi Halil bin Hatip El Maraşî, Dulkadirli’lerden olduğu anlaşılan bir hattatla birlikte, yıllar sonra Dulkadirli Beyi Alaüddevle için, Kur’an kitabı hazırlamıştır.

 

Hocalığı ve Sanatı.

Hayreddin Maraşî’nin Maraş (Dulkadirli) ve Amasya (Osmanlı) süreçlerini anlattıktan sonra hocalığını ve bu sanata olan katkılarının hangi safhalarda gerçekleştiğini belirlemeye çalışalım. Her şeyden önce hat sanatını öğrendiği ve öğrettiği yer olan Amasya’nın Anadolu Selçuklu Dönemi ve sonrasında (Beylikler ve Osmanlı) Türk sanat ve kültürünün gelişmesine katkı yapan en önemli merkezlerden biri olduğu kaydedilmelidir. Güzel yazı (Hat sanatı) öğrenme zevk ve geleneğinin Amasya’da yayılmasında ilk fetih yıllarında ve daha sonra Türkistan ve diğer kültür merkezlerinden Amasya’ya gelerek yerleşen hattatların önemli rolleri olmuştur.43 Amasya’ya gelen bu hattatlara, aynı zamanda Hayreddin Maraşî’nin hocası, Edirne’den gelen Edirneli Yahya Sufi, Bağdat’tan gelen Bağdadizade Abdullah Çelebi, Maraş’tan gelen Hayreddin Maraşî ve Buhara kökenli Şeyh Hamdullah örnek olarak gösterilebilir.

Hattat Hayreddin Maraşî Amasya’da yetişen hattatlar arasında, bazı kaynaklara44 göre Anadolu’nun yedi büyük üstadı (Esatize-i Rum) arasında gösterilmektedir. Buna göre hat sanatında Anadolu’nun yedi büyük hocası şunlardır; 1- Hayreddin Maraşî, 2- Celaleddin Amasi, 3- Hattat Şeyh Hamdullah, 4- Abdullah Amasi, 5- Muhyiddin Amasi, 6- Cemaleddin Amasi, 7- Mustafa Dede. Bu grup içerisinde yer alan Hayreddin Maraşî ve Celaleddin Amasi kendi etraflarında okul oluşturarak hattatlar yetiştirdiler. Bu iki hat üstadı etrafında toplanan hattatlar  Osmanlı  Hat  Ekolünün  doğuşunda çok önemli rol oynadılar. Celaleddin Amasi’nin

kendine ait çok özel bir anlayışı vardı, ancak Hayreddin Maraşî’nin okulundan yetişen Hattat Şeyh Hamdullah ve onun öğrencileri Türk Hat sanatının hakim gücü oldular.45 Ekrem Hakkı Ayverdi(1899–1984), ‘Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı’ adlı kitabında Hattat Şeyh Hamdullah’ı anlatırken, Hayreddin Maraşî ile ilgili olarak şu önemli tespitleri yapmıştır; “Bütün menbalar Şeyhin ilk üstadının Hayreddin-i Mer’aşî olduğunda müttefiktirler. Son asırlarda yazısını görmediğimiz, müzelerde bir yazısını bulamadığımız bu üstadın Şeyh üzerindeki tesirini ölçmeye imkân yoktur. Şu muhakkak ki Cenab-ı Hakkın verdiği deha hazinesi tecelli âleminde de bir kıvılcıma muhtaçtı. Hayreddin-i Mer’aşî’de herhalde tutuşturmasını bilenlerdendi; menkulat (nakledilenler) da bu merkezdedir.”46 Hayreddin Maraşî iyi bir hat hocasıdır, ancak öğrencisi Şeyh Hamdullah ise kendi alanında adeta, Leonardo da Vinci(1452–1519) konumundadır. Şeyh Hamdullah (1429–1519) kendi zamanında yaşayan bu dahi İtalyan Rönesans ressamının ‘Ustasını geçemeyen çırağın Allah belasını versin’ sözünü sanki duymuş gibidir. Mehmet Arifi Paşa’nın, 1913 yılında, ‘Elbistan ve Maraş’ta Dulkadiroğulları’ başlıklı yazısında, Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi’den aktardığı Hayreddin Maraşî ile ilgili bölümünde, onun hocalığı konusunda da önemli bir vurgu yapmıştır. Bu ifadelerde, Hayreddin Maraşî’den önce yaşamış, Amasyalı bir hattat olan Abdullah Sayrafı ( ? -1345) İran hat sanatı geleneğinin; öğrencisi Şeyh Hamdullah ise Anadolu (Rum) hat sanatı geleneğinin iki şanlı hocası olarak anlatıldıktan sonra, bu iki büyük hattat arasındaki bağlantıyı -sanatsal başkalaşım anlamında- sağlayan kişinin, hocaların hocası (üstazı esatize)  ünvanına sahip Hayreddin Maraşî olduğu anlatılmıştır.47 Türk hat sanatı geleneğinde, 1442 yılından itibaren öğrencilere verilmeye başlanan hat icazetnamelerinde, Yakut  Mustasımi’den  başlayarak  devam eden hattatlar silsilesi yazılırken, Hayreddin Maraşî

Hayreddin Maraşî ’nin sanatı konusunda ne yazık ki şu ana kadar herhangi bir yazı örneğine ulaşılamadığı için, değerlendirme yapmak zordur. Bu konuda ancak, kendi hocaları veya çağdaşlarından, özellikle yazı örneği bulunanlardan yararlanarak bir değerlendirme yapmak mümkündür. Ayrıca burada, Hayreddin Maraşî’nin şu ana kadar bazı ilim adamları ve araştırmacılar tarafından ‘görülen’ yazılarını belirtmek durumundayız. Bu bağlamda 18. yüzyılın Osmanlı Dönemi ilim adamlarından Müstakimzade Süleyman Sadettin Efendi, 1780’li yıllarda yazdığı anlaşılan ‘Tuhfei Hattatin’ adlı kitabında Hayreddin Maraşî’nin 1470 tarihli bir yazısını gördüğünü kaydetmiştir.49 Müstakimzade Süleyman Sadettin Efendi, ‘Silsiletül Hattatin’ adlı risalesinde de eserlerini görmüş olduğu hattatları, diğerlerinden ayırmak için ayrı bir rakam silsilesi kullanarak Hayreddin Maraşî’yi 33 (otuzüç)’te göstermiştir. Bu bilgiler Osmanlı dönemi ilim adamlarından, aslen İran kökenli, Mirza Habib Efendi’nin (1835–1894) İstanbul’da 1888 yılında yayınladığı ‘Hat ve Hattatan’ adlı kitabında anlatılmıştır.50 Ayrıca Mirza Habib Efendi bu kitabında, Hayreddin Maraşî hakkında kısa bilgi verirken, ‘ma’ruftur’ tabirini kullanarak, onun bilinen ve tanınan bir hattat olduğunu vurgulamıştır.51 Amasyalı tarihçi Abdizade Hüseyin Hüsameddin Yasar (1869–1939) Hayreddin Maraşî’ye ait ‘Halil Bin Hasan’ ve ‘Hayreddin Halil Maraşî’ imzalı yazılarını gördüğünü belirtmiştir.52 Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver(1898–1986) ise Ekrem Hakkı Ayverdi’ye verdiği bilgiye göre; 1951 yılının Şubat ayında Mısır’a yaptığı gezi esnasında, burada bulunan Şerif Sabri Paşa Sarayı Müzesi’nde ‘Hayreddin Maraşî’ imzalı bir kıta gördüğünü bildirmiştir.

KAHRAMANMARAŞ’TA BUGÜN GAZETESİ / ZEKİ DEMİR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Tarım alanlarına zarar veren yaklaşık 200 kilogramlık domuz avlandı
Tarım alanlarına zarar veren yaklaşık 200 kilogramlık domuz...
AKEDAŞ’ta 30 yılını dolduran personellere plaket verildi
AKEDAŞ’ta 30 yılını dolduran personellere plaket verildi