Yağmur Gözlü Nisan…

Genç kız koşar adımlarla geniş kaldırımları olan caddeyi geçti. Ağlıyordu! Gözlerinden akan yaşı durduramıyordu. Sanki bütün bulutlar sözleşmiş, keder vermek istercesine gözbebeklerinde toplanmışlardı. Ve şimdi o buğulu güzel gözlerinden sağanak yağıyorlardı. Dinmemecesine…


Eski zamanlardan kalma, balkonlarında fesleğenler açan cumbalı İstanbul konaklarının altını adeta esir alan kafelerin çokça bulunduğu sokağa vardı. Şimdi koşmayı bırakmış, ağır ağır yürüyordu.

‘’Anlamı yok! Hiçbir şeyin anlamı yok! Bütün bir hayatım üç-beş saatin iyi geçmesine bağlı! Aman Yarabbi!’’ diye fısıldadı kendi kendine.

Adımlarını tekrar hızlandırdı. Gözyaşları dinmemiş üstelik daha bir hızlı akıyordu. Kafede oturan, kimi neşeli, kimi ciddi, kimi düşünceli insanların kahvelerini yudumlayarak sohbet etmelerine takıldı bakışları… Tanımadığı bu insanların ne kadar şanslı oldukları düşündü. ‘’Şanslı olmak başka bir şey! Ne kadar şanslılar! Farkındalar mı acaba? Korkarım farkında değiller.’’ diye mırıldandı. Hızlı adımlarla sokağın köşesini döndü. Köşeyi döner dönmez genç bir adamla çarpışması bir oldu. 


SEMRA ÜSTÜNDAĞ'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN