Edebi kişiliğiyle Şevket Bulut

Kahramanmaraş olarak hep yazarlar ve şairler kenti olmaktan övünüyoruz. Ancak bu övündüğümüz, düşünce dünyamızı zenginleştiren yazar ve şairlere ne kadar sahip çıkıyoruz?


Edebi kişiliğiyle Şevket Bulut

Şüphesiz geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanlığa büyük hizmetler yapan yüce insanlar ancak ölümünün arkasından hatırlanıyor. Hatırlayanlar da sadece kitapla haşir neşir olan, onun eserlerinden beslenen veya ortak bir geçmişe sahip olan bir avuç insandan ibaret kalıyor. Fakat bu insanların, sadece yerelde anılmasının çok büyük bir yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu usta kalemlerin arasında yerelden ulusala hatta uluslararasına uzanan çok değerli kalemler de var. Üstad diyebileceğimiz bu kalemlerimizi anmanın sadece belli bir zümrenin tekelinde olmaması gerektiği inancı ile yine kalemiyle kendini ispatlamış değerlerimizden biri olan Usta Öykücü Şevket Bulut’un hayatı, edebi kişiliği ve eserleri üzerine Kahramanmaraşlı Şair ve Yazar, Mustafa Okumuş ile bir röportaj gerçekleştirdik. Umarım bu röportajımızı okuma fırsatı bulan okuyucularımız, okumamakla neler kaybettiğini anlar da bu usta kalemlerimizin eserlerini karıştırma zahmetine girerler.

- K.O:  Sayın Hocam, Dedeoğlu Konağı Şairler Evi’nde Şair Tanyal Sümbül ve Usta Öykücü Şevket Bulut’la ilgili anma programını izledim. Sizin her iki sanatçı hakkındaki inceleme ve değerlendirme konuşmanızı dinledim. Sizinle Şevket Bulut hakkında bir röportaj yapmak istedim. Bunun için buradayım. Kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.  

- M.O:  Kültür-sanat dostum merhum Şevket Bulut hakkında konuşma ve bir vefa borcu ödememe fırsat verdiğiniz için asıl ben size teşekkür ederim. Sorularınızı bekliyorum.

- K.O:  Öncelikle Kahramanmaraş’ta şairler ve yazarlar için gerekli önemin verildiğini düşünüyor musunuz? Yoksa her zaman olduğu gibi kıymeti öldükten sonra mı biliniyor?        

- M.O:  Sayın Kenan Onaran! İsterseniz bu sorunuzun yanıtına son cümleden başlayayım. “Öldükten sonra koyungözlü olmak,”deyimi kuşkusuz bizim kültürümüzün, atasözü değerindeki bir ürünüdür. Atasözleri bir toplumun geçmişinin hayatından, tecrübelerinden süzülüp gelen, geleceğe yol gösterme, uyarı niteliği taşıyan anonim yargılardır. Bu yaklaşımdan yola çıkarsak, salt Maraş’a özgü bir söz olmadığını da anlarız. Ayrıca edebiyatımızla da sınırlı değildir. Hayatın her türü ve evresi için geçerlidir. Burada insanların sağlıklarında birbirinin kıymetini bilmeleri, sevmeleri ve vefalı olmalarına vurgu yapılıyor. Ayrıca “Marifet iltifata, iltifat ta, marifete tabidir” özdeyişimiz de bu doğrultuda bir uyarı yapmıyor mu?  Öldükten sonra her insan için hayat biter. Biz onun arkasından ne kadar vefalı davransak da ona bir şey ulaşmaz. Vefasızlığımızın verdiği ezikliği hafifletmeye çalışmanın ötesinde bir anlam da ifade etmez. Bu nedenlerle vefalar, sağken gösterilmeli, öldükten sonra değil dileği var içimde…  Sorununuzun diğer şıkkı içinde söylenecek çok şey var, elbette. Ekonomik değerlerin baskın ve öncelikli olduğu bir süreçten geçiyoruz. Kent kültürleri, özleşme sorunları yaşıyor. Hızlı şehirleşme, kültür uyumsuzlukları, ortak değerlerin oluşupyetkinleşmesi önünde bir engel oluşturuyor. Şehirleşmesi çok yeni ve hızlı olan toplumlarda bu sıkıntıların yaşanması doğaldır. Bu sorunların, toplumsal özleşme, yetkinleşme kıvamsallaştıkça aşılacağını düşünüyorum.Şairler, yazarlar, düşünürler, filozoflar, mucitler ve kahramanlar, yaşadıkları toplumun hayli ilerisinde olan insanlardır. Öncülerle artçılar arasında bir mesafe olması da doğaldır. Onlar, toplumdan bekledikleri ilgiyi görmeseler de görevleri yolu aydınlatmaktır. Ne var ki kurulu düzenin çıkarcıları ışıklı insanları pek sevmemişlerdir. Onlara hep karşı çıkmışlar, aykırılıkla suçlamışlardır. Ancak onları yollarından alıkoymaya güçleri yetmemiştir. Bugünkü uygarlık o gözü ve gönlü tok ışıklı insanlara çok şey borçludur. Bu yüzden olmalı ki Ünlü Filozof Sinoplu Diyojen, Büyük İskender’e: “Gölge etme, başka ihsan istemem” demiştir.

- K.O: Şevket Bulutla hangi yıllarda tanıştınız? Nasıl bir ortak geçmişiniz vardı.

- M.O:Şevket Bulutla tanışmamız 1970’li yılların gerisine sarkar. Bu tanışmada edebiyat ağırlığı yoktu. İkimiz de ayni kentte devlet memuruyduk. İnsani boyutlu bir tanışıklıktı bu… O günlerde Bulut, yerel gazetelerde yazardı. Onunla edebiyat ortak paydalı tanışmamız, 1996’da “Gönül Bahçesi” adlı şiir kitabımın yayınlanmasıyla başladı. Kilis’te çıkan bir yerel gazetede “Gönül Bahçesi” hakkında bir tanıtım ve yorum yazısı yayınlanmıştı. O gazetedeki yazıdan Ankara’da ikamet eden deneme yazarı Osman Nuri Poyrazoğlu aracılığı ile haberdar olmuştum. Teşekkür etmek için kendisini aradım. Randevulaştık, ofisinde buluştuk. Bana “Mustafa Bey, ben sizi başarılı bir eğitimci ve eğitim yöneticisi olarak tanıyordum. Şiir kitabınızı inceledikten sonra, bir de şairlik yanınız olduğunu anladım. Tebrik ederim. Biz arkadaşlarla burada sık-sık buluşuyoruz. Gelirseniz memnun oluruz” demişti. O günden sonra zaman-zaman görüşmeye başladık. Bu grubun içinde okuldan bu yana uzun bir zaman diliminde kafa ve gönül dostum Şevket Yücel de vardı. Şevket Bulut’u biraz da onun vasıtasıyla tanıdığımı söylemeliyim. Bu iki kültür- sanat dostu, nedense hep birbirlerini çağrıştırırlar, bana…İkisi de az konuşan, çok dinleyen, hoşgörülü, özverili, içlerine dönük özlü bir kişiliğe sahiptiler. Bir araya geldiğimizde;şiir, öykü, deneme konuştuk. İnsan, toplum ilişkilerindeki tutarsızlıklardan söz ettik. Maraş’ın ülke geneli içindeki yerini tartıştık. Zaman-zaman özeleştirilerde bulunduk. Ne var ki bizim edebiyat dostluğumuz, çok kısa sürdü. Baharda başladı, son baharda bitti.         

- K.O: Şevket Bulut’un sanatçı kimliğini nasıl yorumlarsınız?

- M.O:Sanırım sorunuzun en önemli yanıtına geldik. Şevket Bulut, Kilis doğumlu, Kahramanmaraş’tan evli, meslek yaşamında ve sanatçı kimliğinin oluşumunda bu iki kent kültürünün baskın izleri görülür. Ne zaman Şevket sözcüğü düşse dilime ya da kulağıma, iki Şevket yansır belleğimin ekranına, yüreğimin vadisine. San ki iki özdeş kişiydi onlar. İkisi de şair, öykücü, artı birisi denemeciydi de. Huyları da o denli benzerdi birbirine. Eskilerin halim-selim dediği türdendi onlar… Kendilerinden söz etmeyi pek sevmezlerdi. Edilse bile mahcup bir çocuk tavrı sergilerlerdi. Beğenilmek, övülmek gibi bir kaygıları, açlıkları yoktu, onların. Kısaca ikisi de benlik duygularını alt etmiş, iki gönül ve kalem dostuydu benim için. O nedenle aralarında bir ayrım ya da öncelik seçeneği kullanmak oldukça zor gelir bana.Duygulu, incelikli, özverili, hoşgörülü ve sevecen yürekleriyle beyinlerinden topluma verdikleri, kendilerine yansıdı mı? Beklentileri doyuma ulaştı mı? Sanmıyorum. Çünkü ikisinin de yüreği onca olumsuzlukları taşımaktan erkence yorulmuş olmalı ki en verimli dönemlerinde kısa aralıklarla maddeten aramızdan ayrıldılar.(Ş.Bulut-16/ 09/1996), (Ş.Yücel- 03/ 02/ 2001) Maddeten diyorum, onların edebiyatımızda bıraktıkları (yerelden- ulusala) derin izler, güzel sesler, yetkin iletiler sanatçılıklarını sonsuza değin yaşatacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Kendilerine bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum. Belki çoğumuz Şevket Bulut adını öyküyle özdeşleştiririz. Oysa bir de şairlik yanı var onun. Aslında yazarlığa şiirle başladı, denilebilir. 1970’li yılların önünde öyküde yoğunlaştı. İyi de etti. Bu dalda ülke genelinde beğeniyle okunan öykü eserleri üretti. Anadolu’nun değerlerini açığa çıkararak, edebiyatımızın zenginleşmesine onlarca yapıtıyla önemli katkılar sağladı.İlk öyküsünü, “Odacı Mehmet Efendi” adıyla yayınladı.(1970) Bunu ileriki olgunluk dönemlerinde; Al Karısı -1971, Sarı Arabalar – 1974, Dilek Çınarı – 1975, Kefensiz Ölüler – 1984, Sınırdaki Tarla – 1996, Yıkık Minare – 1996. adlarını taşıyan öykü kitapları izledi. O, artık kendini yerelden – ulusala taşıyan sayılı öykücülerden biriydi.Taşradan ulusala geçmek kolay bir aşama değildir elbette. Öyküleri Hisar, Türk Edebiyatı, Töre, Milli Kültür, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yayınlandı. Sarı Arabalar Kitabından alınan “Oynaş” adlı öykü TV’ye uyarlandı. 1981 de Kayseri Sanatçılar Derneğince yılın öykücüsü seçildi. Bu sıçrayışını memuriyet yaşamı ve görev gezginliğine mi borçlu dediğim olmuştur; kimi zaman. Bulut, Bayındırlık Müdürlüğünde yapı denetim teknisyeni olarak görev yaptı. Emekli oluncaya değin bu görevde kaldı. Kırsal ya da kasaba alanlarında yapılan okulların ve başka kamu yapılarının denetimini yaptı. Yurt içi birçok bölgelerde çalıştı. İşçiden müteahhide, esnaftan- memura, köylüden- kentliye kadar insan tipleri onun gözlem alanına girdi. Töresel olgular, gelenekselliğin olumlu-olumsuz değerleri, bunların yaşama yansımaları gözünden kaçmadı. Yozlaşmaya direnci, onun iç dünyasında zamanzaman duyarlılıklar, tepkiler oluşturdu. Böyle anlarda dilinden çok kalemini kullandı. Gözlem alanı gezgin memuriyeti nedeniyle oldukça geniş olsa da onun öykülerindeki ilham kaynağının doğup büyüdüğü, çocukluğunu yaşadığı Kilis’le, evlenerek yerleşip kaldığı Kahramanmaraş değerlerinde yoğunlaştığı görülür. Kimi yorumcular, onun için; “Ömer Seyfettin çizgisinin günümüz temsilcisi”deseler de, ben bu yargıya pek katılamıyorum. Ömer Seyfettin Anadolu’ya sanal açılımlı İstanbul gözlüğüyle bakmıştır. Oysa Şevket Bulut, Anadolu gözlemlerinden yola çıkmıştır. Onu, gözleyerek etkilenimleri, izlenimleri ve algılarıyla bire bir yaşamış tanımıştır. Gözlemleri en zengin ve gerçek malzemeler olarak onun öykülerinin örgüsünde yerli yerine oturmuştur.Tiplemelerinin yapısında otantik yaşam biçimleriyle bütünleşmiş karakterlere sıkça rastlarız. Alt kattaki devlet memurlarının çilekeş yaşamını da çok iyi yorumlayan yazar, belki de kendi yaşamından yola çıkmıştır denilebilir. Tipler öylesine gerçek, öylesine doğal ki bu denli başarılı betimleme ve tahlillerin, ancak yaşanmış gözlemlere dayalı algılarla başarılabileceği düşünülebilir.

- K.O: Şevket Bulut’u bir cümleyle tanımlayacak olsanız, o cümle ne olurdu?

- M.O:Bulut’u bir cümleye sığdırmak öyle kolay değildir. Söyleşilerde böyle kalıplaşmış sorulara da pek yabancı değiliz. Bulut önce incelikli, özlü, erdem sahibi bir kişilik, sonrada başarılı bir kalemdi.

- K.O: Şevket Bulut’un eserleri,okuyucular tarafından nasıl karşılanırdı?

- M.O:Bulut’un öykülerinin tümünü olmasa bile, çoğunu okuduğumu söyleyebilirim. Onun tiplemelerinde Anadolu insanını bulmamak, çevremizle benzerlikler kurmamak olası değildir. Yıllar önce okuduğum “Bal Hasan, Üstün Başarılı Öğretmen” öyküleri ilgimi çekmişti. Hâlâ ikisi de belleğimde tazeliğini koruyor. Bal Hasan tiplemesinin sürüklediği öyküden oldukça etkilenmiştim. Kırsal kültürle- kentsel kültürün çatışmasından doğan olumsuzluklara ve kuşak uyumsuzluklarına vurgu yapılıyordu. Bal Hasan; kırsalın geliştirdiği, yaşattığı değerlere duyarlıydı. Kuşkusuz bunda mesleğinin ona yüklediği yaşam ve görev bilincinin, etiğinin etkileri vardı. Çünkü o bir eğitmendi. Genç kuşakta beklentilerini bulamama üzüntüsüne kalbi dayanamamış, yaşamını yitirmişti. Üç yıllık eğitmen okullarıyla eğitim-öğretime köy bazında büyük katkılar sağladılar. Bal Hasan da bu bağlamda köyüne meşale götüren 8756 eğitim kahramanlarından birisidir. Eğitmenler bir yanda asli görevlerini yaparken, diğer yanda okul çağı geçmişlere akşam okullarında okuma- yazma öğrettiler. Ayrıca sosyal yaşantıdan-sağlığa, ulaşımdan-tarıma değin köy kalkınmasına öncülük yaptılar. Bal Hasanlar, birer köy önderiydiler. Beni bugüne taşıyan eğitmenim başta olmak üzere; tüm Bal Hasan’lara Allah’tan rahmet diliyor, onları minnet ve saygıyla anıyorum. Sonuç: Öykücünün başarısı işte burada… Okuyucuyu geçmişe, bugüne ve geleceğe duyarlı çağrışımlara taşıyabiliyor musunuz?  Bulut’un başarısının sırrında bu var, bence… Halkın tüm kültür değerleri onun ilgi ve gözlem alanına girdi. Öykü konularını, kişilerini ve tiplemelerini gerçek ve doğal yaşamdan seçti. Akıcı, yalın, duru bir üslupla sundu. Öykülerinin örgüsündeki yöresel malzemenin yerli-yerinde kullanımıyla başardığı albeni, okuyucuyu sarıp-sarmalıyor. Bulut’un öykülerinde kent kültürü, kendinde olmayanı bulur, halk kültürü ise kendi aynasında kendini görür. Bu yüzden olmalı ki her kesim Bulut’u zevkle okuyor. Onun öykülerinde Anadolu, olumlu – olumsuz, tüm kendi öz değerleriyle yansır kendikendimize. Kaldı ki Bulut, özenli bir gözlemci, dikkatli bir halk bilimcisi ve başarılı bir öykücüdür. Bu bağlamda kendi kendinin klâsiğidir denilebilir.

- K.O: Onu kaybettiğinizde neler hissettiniz?

- M.O:Tabi bir insan olarak üzüldüm. Bir kültür adamı olarak bu üzüntüm başka bir yanıyla daha da arttı. Onu erken yaşta, Eylül 1996, en verimli çağında… Edebiyatımız için önemli bir kayıptır. Doldurulması güç bir boşluk bıraktı geride… Şimdi yaşıyor olsaydı, daha yetkin, daha özlü eserler bırakırdı hayıflanması var, içimizde. Ne var ki insan ölümlüdür. Veren de alan da Yüce yaratandır. Allah, gani-gani rahmet etsin, mekânı cennet olsun.                  

- K.O: Hocam, sizi çok yordum. Yüreğinize, dilinize sağlık. Beni kırmadınız. Teşekkür eder, saygılar sunarım.              

- M.O:Yorulmadım. Aksine, çok takdir ettiğim, usta öykücü Merhum Şevket Bulut hakkında konuşmak, benim için zevkli bir görevdi. Bana bu fırsatı verdiğiniz için şahsınızda, kültüre duyarlı Kahramanmaraş’ta Bugün gazetesine teşekkür ediyorum.(KENAN ONARAN)