Yedi-sekiz yaşlarında bir erkek çocuğu düşünün. Kentin en kalabalık, en işlek noktalarından birine su sebilini kurmuş ve “Su! Su! Soğuk su! İçen var mı soğuk su?” diye bağırarak tezgahındaki iki cam bardakla su satarak para kazanmaya çalışıyor. Öyle bir hevesle, öyle bir aşkla yapıyor ki işini, sadece suyla serinletmek şöyle dursun, ilerleyen süreçte insanlara su içerken gölgelik oluşturmak için kazandığı parayla bir de şemsiye alıyor. Ve devam ediyor işine kaldığı yerden… Sonra biraz daha para kazanınca dört tabure atıyor şemsiyenin altına. Ve tabureleri yerleştirdikten sonra tezgahına ve oluşturduğu ortama, yani giderek çoğalttığı, üzerine bir şeyler ekleyerek devam ettiği başarısına şöyle bir bakıyor gözleri ışıldayarak. Ardından devam ediyor yine kaldığı yerden, “İçen var mı soğuk su? Su! Soğuk su” diye etrafına seslenmeye. Aslında “Soğuk su” diye sesleniyor olsa da işlerini giderek büyüten bu minik, çalışkan çocuk, su sebilinin yanına bir sebil daha ekliyor ve çoğalttığı yeni tezgahına kendi eliyle yazdığı bir tabela asıyor… Evet tabelada “Su ve limonata” yazıyor…
İçen Var Mı Soğuk Su?
Gazeteci-Şair Narin Demirci, “İçen Var Mı Soğuk Su?” adlı makaleyi kaleme aldı.