<?xml version="1.0"?>
         <rss version="2.0"> 
         <channel>
         <title>SAĞLIK</title>
         <link>https://www.marasnews.com/saglik/</link>
         <description>sağlık ile ilgili güncel haberler</description><item>
			<title>Sular Akademi Hastanesi çalışanları iftar sofrasında buluştu</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteren Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanları, düzenlenen iftar programında bir araya geldi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Hastane yönetiminin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda doktorlar, hemşireler, sağlık personeli ve idari çalışanlar aynı sofrada buluşarak oruçlarını birlikte açtı. Programa hastanenin yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler de katıldı.

Programda konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Emir Sular, 15 yılı aşkın süredir sağlık sektöründe hizmet veren bir kurum olarak insan hayatına dokunmanın büyük bir sorumluluk ve onur olduğunu söyledi. Sağlık hizmetlerinin yalnızca bir meslek olmadığını, aynı zamanda özveri, sabır ve gönül isteyen kutsal bir görev olduğunu belirten Sular, “Doktorlarımızdan hemşirelerimize, sağlık personelimizden idari kadrolarımıza kadar herkesin katkısı kurumumuzun bugünlere gelmesinde büyük rol oynamıştır. Farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor olsak da sağlık alanındaki hizmetlerimizin yeri her zaman ayrıdır. Çünkü yaptığımız her işin merkezinde insan vardır. Bu mübarek Ramazan akşamında aynı sofrayı paylaşmak birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendiren çok kıymetli bir vesiledir” dedi.

Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sular ise Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma ayı olduğunu belirterek programa katılan çalışanlara teşekkür etti. Sular, “Depremden bu yana üç yıl geçti. Bu vesileyle deprem şehitlerimize ve hastanemizden depremde hayatını kaybeden 12 çalışma arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Rabbim bu tür afetleri bir daha yaşatmasın. Ayrıca tüm hekimlerimizin ve sağlık camiamızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum. Yaklaşan bayramın da tüm çalışanlarımız ve aileleri için sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum” ifadelerini kullandı.

Program, sağlık çalışanlarının sohbet ederek Ramazan ayının birlik ve beraberlik atmosferini paylaşmasıyla sona erdi.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2026/03/sular-akademi-hastanesi-calisanlari-iftar-sofrasinda-bulustu.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2026/03/sular-akademi-hastanesi-calisanlari-iftar-sofrasinda-bulustu_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/sular-akademi-hastanesi-calisanlari-iftar-sofrasinda-bulustu/64605/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 05:50:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sular Sağlık: Geleceğe Umutla Bakıyoruz ve Şehrimize Sağlık Hizmeti Vermekten Onur Duyuyoruz</title>
			<description><![CDATA[Sular Akademi Hastanesi Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Can Sular Ve Dr. Mehmet Emir Sular 2026 yılına ilişkin yeni yıl mesajı yayınladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Mehmet Can Sular ve Dr. Mehmet Emir Sular’dan 2026 Yeni Yıl Mesajı

GELECEĞE UMUTLA BAKIYORUZ

Mesajında, Kahramanmaraş halkına ve tüm insanlığa sağlık, mutluluk ve huzur temennisinde bulunan Mehmet Can Sular, şu ifadelerde bulundu:

“Değerli Hemşehrilerim, 2026 yılına girerken, geride bıraktığımız zorlu bir dönemi hep birlikte anımsıyor ve geleceğe umutla bakıyoruz. Kahramanmaraş olarak, 6 Şubat depremlerinin acısını yüreğimizde taşıyor, aynı zamanda büyük bir dayanışma örneği göstererek yeniden ayağa kalkmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Yeni yıl, umutlarımızı tazelemek ve hedeflerimize odaklanmak için bir fırsattır.

2026 yılında, hep birlikte daha güçlü, daha dayanıklı bir Kahramanmaraş inşa edileceğine olan inancımız tamdır. 2026 Hepimize sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini dilerim.”

KAHRAMANMARAŞ ESKİSİNDEN DAHA İYİ AYAĞA KALKIYOR

Sular Akademi Hastanesi Yönetim Kurulu üyesi  Dr. Mehmet Emir Sular ise mesajında şu ifadelere yer verdi.  Devletimizin yatırımlarıyla şehir inşası hızla devam ederken, şehrimize yapılan yeni yatırımlar ve projelerle Kahramanmaraş yeniden ayağa kalkıyor. Bu sürece katkı sağlayan her bir birey, kurum ve kuruluşun çabasını takdirle karşılıyoruz.

ŞEHRİMİZE SAĞLIK HİZMETİ VERMEKTEN ONUR DUYUYORUZ

Dr. Mehmet Emir Sular, ‘Sular Akademi Hastanesi olarak, Gece gündüz demeden şehrimize sağlık hizmeti vermekten büyük bir onur duyuyoruz. Sağlıkta bir marka olarak Kahramanmaraşlı hemşehrilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. 2026 yılında da aynı özveriyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Bu vesileyle, yeni yılın hepimize sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini dilerim.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2026/01/sular-saglik-gelecege-umutla-bakiyoruz-ve-sehrimize-saglik-hizmeti-vermekten-onur-duyuyoruz.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2026/01/sular-saglik-gelecege-umutla-bakiyoruz-ve-sehrimize-saglik-hizmeti-vermekten-onur-duyuyoruz_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/sular-saglik-gelecege-umutla-bakiyoruz-ve-sehrimize-saglik-hizmeti-vermekten-onur-duyuyoruz/64305/</link>
			<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 04:27:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Özel Sular Akademi Hastanesi, Meme Kanserine Dikkat Çekti</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş, Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Şehrin sağlık üssü olarak öne çıkan Özel Sular Akademi Hastanesi, meme kanserine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla kapsamlı bir program düzenledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Etkinlikte, meme kanserinin erken teşhisinin önemi, tarama yöntemleri ve yaşam tarzı önerileri konusunda bilgilendirmeler yapıldı. Hastane yetkilileri, halka yönelik bilgilendirme stantları, broşür dağıtımı ve uzman doktorlarla birebir görüşme imkânı sundu. Katılımcılar, kanserle mücadelede erken teşhisin hayat kurtarıcı rolünü yakından görme fırsatı buldu.

Hastane yönetimi yaptığı açıklamada, “Meme kanseri farkındalığını artırmak, kadınlarımızın sağlık bilincini güçlendirmek ve düzenli kontrolleri teşvik etmek amacıyla bu etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, Kahramanmaraş’ta sağlıklı yaşam kültürünü desteklemek ve erken teşhisi teşvik etmektir” ifadelerini kullandı.

Etkinlik, hem sağlık çalışanlarının hem de vatandaşların yoğun ilgisiyle dikkat çekti. Özel Sular Akademi Hastanesi, farkındalık çalışmalarının Ekim ayı boyunca süreceğini ve toplum sağlığına katkı sağlamaya devam edeceğini açıkladı.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/10/ozel-sular-akademi-hastanesi-meme-kanserine-dikkat-cekti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/10/ozel-sular-akademi-hastanesi-meme-kanserine-dikkat-cekti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/ozel-sular-akademi-hastanesi-meme-kanserine-dikkat-cekti/63756/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 01:29:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlık çalışanlarından Dünya Yaşlılar Günü&#39;nde Anlamlı Ziyaret</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit Devlet Hastanesi, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nü anlamlı bir etkinlikle kutladı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Hastane yönetimi ve sağlık çalışanları, “Sağlıkla Yaş Alma” projesi kapsamında ilçenin en yaşlı bireylerinden biri olan 100 yaşındaki Ümmügülsüm Güneş’i evinde ziyaret etti.

Ziyarette, Çağlayancerit Devlet Hastanesi Başhekim Uzm. Dr. Kadir Çelik, Hastane Müdürü Türkan Barak ve hastane personeli hazır bulundu. Asırlık çınar olarak nitelendirilen Ümmügülsüm Güneş’in ellerini öpen ve hayır dualarını alan sağlık çalışanları, yaşlıların toplum için paha biçilemez bir değer olduğunu vurguladı.

Hastane yönetiminden yapılan açıklamada, yaşlıların hayata kattıkları tecrübelerin ve hayır dualarının büyük bir anlam ifade ettiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Asırlık çınarlarımızın varlığı, hayatımıza kattıkları tecrübe ve hayır duaları bizim için paha biçilemez bir değer. Onların ellerini tutmak, gözlerindeki hayat birikimini görmek bizlere güç ve ilham veriyor. Bugün vesilesiyle bir kez daha biliyoruz ki; yaşlılarımızı sevmek, saygı göstermek ve yanlarında olmak geleceğe bırakabileceğimiz en kıymetli mirastır.”

 
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/10/saglik-calisanlarindan-dunya-yaslilar-gunu-nde-anlamli-ziyaret.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/10/saglik-calisanlarindan-dunya-yaslilar-gunu-nde-anlamli-ziyaret_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/saglik-calisanlarindan-dunya-yaslilar-gunu-nde-anlamli-ziyaret/63589/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 21:13:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kahramanmaraş Nurhak Devlet Hastanesinde ilk ameliyat başarıyla gerçekleştirildi</title>
			<description><![CDATA[Asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat depremleri sonrasında ağır hasar aldığı için yeniden inşa edilen Nurhak Devlet Hastanesinde ilk cerrahi operasyon başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaşanan afetin ardından Sağlık Bakanlığınca hastanelerin yeniden inşasına yönelik başlatılan çalışma kapsamında yapılan Nurhak Devlet Hastanesi 12.500 m2 kapalı alanı, 55 yatak kapasitesi, 16 poliklinik odası, 18 diyaliz yatağı, 13 yoğun bakım yatağı ve 2 ameliyat odası ile ilçe ve bölge halkına sağlık hizmeti sunmaktadır.

2024 yılı Kasım ayında ilk hasta kabulünün yapıldığı ve yaklaşık 1 yıldır hizmet veren hastanede 25 Eylül 2025 tarihi itibariyle başlanılan ameliyatlar kapsamında ilk cerrahi operasyon Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ali Konu, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm. Dr. Ahmet Ertuğrul Demir ve ameliyathane ekibince 47 yaşındaki hastaya yapılan ameliyatla başarıyla gerçekleştirildi. Sağlık durumu iyi olan hastanın hastanede takibi devam etmektedir.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/09/kahramanmaras-nurhak-devlet-hastanesinde-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/09/kahramanmaras-nurhak-devlet-hastanesinde-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kahramanmaras-nurhak-devlet-hastanesinde-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi/63539/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 17:01:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyükşehir&#39;den “Tüp Bebek ve İnfertilite&quot; Konferansı</title>
			<description><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi, 12 Temmuz Cumartesi günü Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde alanında uzman isimlerin katılımıyla “Tüp Bebek ve İnfertilite” konulu konferans düzenleyecek.  Saat 14.00’da başlayacak konferansa tüm vatandaşlar davet edildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, “2025 Aile Yılı” kapsamında sosyal ve kültürel etkinliklerin yanı sıra sağlık alanında da faaliyetlerini sürdürüyor. Bu kapsamda; Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, HG Hospital, Markasi Tüp Bebek Merkezi ve Sağlık Dünyası Derneği iş birliğiyle, üreme sağlığı ve doğurganlıkla ilgili toplumun merak ettiği konuların ele alınacağı “Tüp Bebek ve İnfertilite” konulu konferans düzenlenecek. 12 Temmuz Cumartesi günü Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde saat 14.00’da gerçekleştirilecek konferansta, üreme sağlığı ve doğurganlıkla ilgili merak edilen pek çok konu ele alınacak. Konferansta; Op. Dr. Mustafa Eren, Op. Dr. Huri Nigar Şahbaz Kurşun ve Msc. Emre İsak, vatandaşlara seslenecek. Büyükşehir Belediyesi, konferansa tüm vatandaşları davet etti.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/buyuksehir-den-tup-bebek-ve-infertilite-konferansi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/buyuksehir-den-tup-bebek-ve-infertilite-konferansi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/buyuksehir-den-tup-bebek-ve-infertilite-konferansi/63171/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 02:43:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Onikişubat ve Türkoğlu Belediye Çalışanlarına Sular Sağlıktan İndirim Müjdesi!</title>
			<description><![CDATA[Onikişubat Belediyesi ve Türkoğlu Belediyesi İle Sular Akademi Hastanesi Arasında İndirim Sözleşmesi İmzalandı]]></description>
		    <news><![CDATA[Onikişubat ve Türkoğlu Belediyesi personelini kapsayan sözleşme kapsamında, Onikişubat ve Türkoğlu Belediyesi bünyesinde görev yapan personel ile personel anne, baba, eş ve çocuklarının sağlık hizmetlerinde yüzde 15’lik indirim uygulanacak.

İndirim protokolü Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, Türkoğlu Belediye Başkanı Mehmet Karaca ile Özel Sular Akademi Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Can Sular arasında imzalandı. İmza protokolüne Özel Sular Akademi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Tahir Dalkıran ve hastane müdürü Oğuzhan Kutsal’da katıldı.

Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, yapılan iş birliğinin belediye personeli adına önemli bir kazanım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Onikişubat Belediyemiz ile Sular Akademi Hastanesi arasında imzalanan protokol kapsamında, personelimiz ile birinci derece yakınları (anne, baba, eş ve çocuklar), hastanenin tüm sağlık hizmetlerinden %15 indirimli olarak yararlanabilecektir. Tüm çalışma arkadaşlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum dedi.”

Protokol imzalayan Türkoğlu belediye başkanı Mehmet Karaca, “Bugün Kahramanmaraş’ın güzide sağlık kuruluşlarından olan Özel Sular Akademi Hastanesi ile sözleşme imzaladık. Bu bağlamda belediyemiz çalışanları, Özel Sular Akademi Hastanesi’nden indirimli olarak sağlık hizmeti alabilecek. Personelimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Belediye çalışanlarımıza gösterdikleri bu pozitif yaklaşım dolayısıyla da Sular Akademi Hastanesi’ne şükranlarımı sunuyorum.” Dedi.

Özel Sular Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Can Sular ise protokolün her iki belediye çalışanları için hayırlı olması temennisinde bulundu.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/onikisubat-ve-turkoglu-belediye-calisanlarina-sular-sagliktan-indirim-mujdesi.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/onikisubat-ve-turkoglu-belediye-calisanlarina-sular-sagliktan-indirim-mujdesi_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/onikisubat-ve-turkoglu-belediye-calisanlarina-sular-sagliktan-indirim-mujdesi/63121/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 04:10:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Özel Sular Akademi Hastanesi&#39;nden SGK İl Müdürü Hüseyin Karaoğlan&#39;a Ziyaret</title>
			<description><![CDATA[Özel Sular Akademi Hastanesi yönetimi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Kahramanmaraş İl Müdürlüğü görevine yeni atanan Hüseyin Karaoğlan’ı makamında ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette hayırlı olsun temennileri iletildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Sular Ailesinden Nezaket Ziyareti

Ziyarete, Özel Sular Akademi Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sular, Yönetim kurulu üyesi Mehmet Can Sular, Genel Müdür Oğuzhan Kutsal ve Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Tahir Dalkıran katıldı. Hastane yönetimi, Karaoğlan’a yeni görevinde başarılar dileyerek, kurumlar arası iş birliğinin önemine vurgu yaptı.

SGK İl Müdürlüğü’nden Teşekkür

Ziyaretin ardından SGK Kahramanmaraş İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Özel Sular Akademi Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Hasan Sular, Sn. Yönetim kurulu üyesi Mehmet Can Sular, Genel Müdür Oğuzhan Kutsal ve Hastane Başhekimi Doç. Dr. Tahir Dalkıran, Göreve yeni başlayan İl Müdürümüz Sayın Hüseyin Karaoğlan’ı makamında ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerinde bulundular. Nazik ziyaretlerinden dolayı kendilerine teşekkürlerimizi sunarız.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/ozel-sular-akademi-hastanesi-nden-sgk-il-muduru-huseyin-karaoglan-a-ziyaret.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/ozel-sular-akademi-hastanesi-nden-sgk-il-muduru-huseyin-karaoglan-a-ziyaret_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/ozel-sular-akademi-hastanesi-nden-sgk-il-muduru-huseyin-karaoglan-a-ziyaret/63065/</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 03:54:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Pazarcık Belediyesi İle Özel Sular Akademi Hastanesi Arasında İndirim Sözleşmesi İmzalandı</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş’ın Pazarcık Belediyesi ve Özel Sular Akademi Hastanesi arasında, indirim sözleşmesi imzalandı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Pazarcık Belediye personellerini ve ailelerini kapsayan sözleşme kapsamında, belediye personelleri anne, baba, eş ve çocuklarının sağlık hizmetlerinde indirim uygulanacak.

İndirim protokolü Pazarcık Belediye Başkanı Av. Haydar İkizer ve Özel Sular Akademi Hastanesi yönetim kurulu üyesi Mehmet Can Sular arasında imzalandı.

Pazarcık Belediye Başkanı Av Haydar İkizer şu ifadeleri kullandı:

“Bugün Kahramanmaraş’ın güzide sağlık kuruluşlarından olan Özel Sular Akademi Hastanesi ile sözleşme imzaladık. Bu bağlamda Pazarcık belediyemizde çalışan personellerimiz ve aileleri, Özel Sular Akademi Hastanesi’nden indirimli olarak sağlık hizmeti alabilecek. Personellerimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Pazarcık belediyemize ve personellerimize gösterdikleri bu pozitif yaklaşımlarından dolayı ‘Sular Akademi Hastanesi yetkililerine ve yönetimine şükranlarımı sunuyorum. Dedi.

Özel Sular Akademi Hastanesi yönetim kurulu üyesi Mehmet Can Sular ise; misafirperverlikleri için değerli başkanımız Haydar İkizer’e çok teşekkür ediyorum. Sular Akademi hastanesi olarak sağlık hizmetlerimizi genele yayarak hizmetlerimizden herkesin faydalanması arzusu içindeyiz.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/pazarcik-belediyesi-ile-ozel-sular-akademi-hastanesi-arasinda-indirim-sozlesmesi-imzalandi.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/07/pazarcik-belediyesi-ile-ozel-sular-akademi-hastanesi-arasinda-indirim-sozlesmesi-imzalandi_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/pazarcik-belediyesi-ile-ozel-sular-akademi-hastanesi-arasinda-indirim-sozlesmesi-imzalandi/63060/</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 03:48:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kahramanmaraş&#39;ta 12 Yaşındaki Çocukta Nadir Diş Reimplantasyonu: Doğal Diş Korundu!</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş'ta yaşayan 12 yaşındaki bir hasta, nadir ve hassas bir işlem olan diş reimplantasyonu operasyonu ile sağlığına kavuştu. Diş Hekimi Dt. Ahmet Lütfi Yücel’in gerçekleştirdiği bu başarılı operasyon, hastanın doğal dişinin korunmasını sağladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Hastanın sol alt birinci büyük azı dişinde yaşadığı şiddetli ağrı sonucunda başvurduğu klinikte yapılan detaylı muayene ve radyografik incelemelerde, dişin kök ucunda yaklaşık 0.5 cm çapında kistik bir lezyon tespit edildi. Geleneksel yöntemlerde bu tip durumlarda diş çekilip yerinin protezle doldurulması tercih edilirken, Dt. Yücel ve ekibi bu genç hastada dişi koruyucu ve fonksiyonel kalmasını sağlayacak reimplantasyon yöntemini uygulamayı seçti.

Operasyon sürecinde Dt. Yücel, dişi atraumatik bir şekilde çekip, dış ortamda endodontik (kanal) tedavisini tamamladıklarını ifade etti. Lezyonun kemik içinde eksize edilip kürete edildiğini belirten Dt. Yücel, “Aynı seansta, tedavisi tamamlanan dişi yeniden yuvasına yerleştirdik. Hastanın postoperatif takibinde herhangi bir komplikasyon gelişmedi. Hem klinik hem de radyolojik bulgulara göre iyileşme süreci olağan bir seyir izlemekte ve prognoz oldukça olumlu ilerlemektedir” şeklinde konuştu.

Dt. Ahmet Lütfi Yücel, çocuk hastalarda doğal dişin korunması konusunda reimplantasyon gibi ileri düzey tekniklerin önemini vurguladı ve “Doğru vaka seçimi ve dikkatli uygulama sayesinde uzun vadeli başarı sağlanabilir” dedi.

Diş Reimplantasyonu Nedir?

Diş reimplantasyonu, çeşitli nedenlerle çekilmesi gereken ancak yapısal olarak kurtarılabilecek dişlerin dış ortamda tedavi edilip, aynı soketine yeniden yerleştirilmesi işlemidir. Özellikle genç hastalarda doğal dişin korunmasını sağlayan bu yöntem, travmalar, enfeksiyonlar veya kistik oluşumlar gibi durumlarda uzun süreli başarı gösterebilir. Reimplantasyon, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan hastaya önemli avantajlar sağlamaktadır.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/04/kahramanmaras-ta-12-yasindaki-cocukta-nadir-dis-reimplantasyonu-dogal-dis-korundu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/04/kahramanmaras-ta-12-yasindaki-cocukta-nadir-dis-reimplantasyonu-dogal-dis-korundu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kahramanmaras-ta-12-yasindaki-cocukta-nadir-dis-reimplantasyonu-dogal-dis-korundu/62639/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Apr 2025 04:45:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hasan Sular; &apos;&#39;Sizler Sağlığın Kahramanlarısınız&#39;&#39;</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş'ta Özel Sular Akademi Hastanesi, çalışanlarını iftar sofrasında buluşturdu. Hastane yönetiminin düzenlediği iftar yemeği, sağlık çalışanlarının moral bulduğu ve dayanışma ruhunu pekiştirdiği anlamlı bir etkinlik oldu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Sular Akademi Hastanesi Çalışanları İftar Sofrasında Buluştu

Özel Sular Akademi Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sular'ın ev sahipliğinde düzenlenen iftar yemeğine, hastanenin sağlık çalışanları, yönetim kurulu üyeleri ve idari personel katıldı.

Program Ramazan ayının manevi atmosferinde bir araya gelmekle kalmayıp, aynı zamanda depremde hayatını kaybeden 11 sağlık çalışanı için yapılan hatim duasıyla duygusal anlara da sahne oldu.

Hasan Sular: "Bir Aile Gibi Birlikte Sarılacağız"

İftar sonrası sağlık çalışanlarına konuşan Hasan Sular, “Zor ve acılı bir deprem dönemi geçirdik. Ancak, bu dönemi bir aile gibi birlikte aşacağız. O deprem sabahı herkes ailelerini güvenli bir yere götürmek için çaba harcıyordu. Ancak sizler, eşlerinizi ve ailelerinizi geride bırakıp hastanelerinize koştunuz. Bu, çok anlamlı ve özel bir davranıştı. Hastanemizi hızlıca faaliyete geçirerek, tekrar halkımıza hizmet etmeye başladık. Bu gayretiniz için hepinizin yürekten teşekkür ederim. Sizler gerçekten sağlığın kahramanlarısınız” ifadelerini kullandı.

Hastane Başhekimi Doç. Dr. Tahir Dalkıran, “Bizler, gece gündüz demeden insan sağlığı için emek veren büyük bir aileyiz. Her gün hastalarımızın şifasına vesile olmak için çabalıyor, onların yüzünde bir tebessüm görebilmek için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Programda konuşan Hastane Genel Müdürü Ömer Faruk Binzet, “Kurumumuza yeni hekimler üniteler kazandırılması, turistin sağlığı ve sağlık turizmini kurumumuza kazandırmak için yurt içi, yurt dışı asistan gurupları, kara ve hava ambulans şirketleri anlaşmaları için büyük emek harcadık ve harcayacağız. 2011 yıllında Kahramanmaraş’ta ilk özel hastanesi olan Hayat Hastanesi iştiraki ile sağlık sektörüne ilk adımını atan 2014 yıllında Vatan Hastanesini gurubuna ekleyip 2021 yıllında 27000 m² kapalı alan,300 yatak kapasiteli A Plus Sular Akademi Hastanesini ilimize kazandiran ve Projelerimize destek veren yönetim kurulu başkanlarımız Sayın Kurtuluş Sular ve Hasan Sular beyefendiye hepimiz adına saygı ve şükranlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini noktaladı.

İftar davetinde, depremde hayatını kaybeden sağlık çalışanları anısına okunan hatim duası ise duygusal bir atmosfer oluşturdu.

Program hatıra fotoğraflarının çekinmesinin ardından son buldu.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/04/hasan-sular-sizler-sagligin-kahramanlarisiniz.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/04/hasan-sular-sizler-sagligin-kahramanlarisiniz_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/hasan-sular-sizler-sagligin-kahramanlarisiniz/62479/</link>
			<pubDate>Sat, 29 Mar 2025 02:17:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Operatör Doktor Ali Okur Sular Akademi Hastanesi&#39;nde Göreve Başladı</title>
			<description><![CDATA[Kulak, Burun, Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Operatör Dr. Ali Okur, Sular Akademi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Dr. Okur, burun estetiği (rinoplasti) alanındaki uzmanlığıyla dikkat çekerken, KBB alanında geniş bir yelpazede cerrahi müdahaleler gerçekleştirdiğini belirtti.

KBB Hastalıklarında Uzmanlık

Dr. Ali Okur, burun estetiğinin yanı sıra birçok KBB kliniğinde yaygın olarak uygulanan ameliyatları da başarıyla gerçekleştirdiğini ifade etti.

Bu ameliyatlar arasında şunlar yer alıyor:

Bademcik ve geniz eti ameliyatları

Kulak tüpü takılması

Burun eğriliği ameliyatları

Kulak zarı deliği ameliyatları

Hastalarının tüm KBB rahatsızlıkları için Sular Akademi Hastanesi’ne başvurabileceğini belirten Dr. Okur, bireysel ihtiyaçlara yönelik tedavi ve cerrahi çözümler sunduklarını ifade etti.

Sağlıkta Sular farkı

Kahramanmaraş’ın sağlık alanındaki öncü kurumlarından biri olan Sular Akademi Hastanesi, donanımlı ekipmanları ve uzman kadrosuyla dikkat çekiyor. Hastane, hem modern tıbbi cihazlarla desteklenen teşhis ve tedavi süreçleri hem de hasta memnuniyetini esas alan yaklaşımıyla bölgenin sağlık ihtiyaçlarına yanıt veriyor.

Dr. Okur, Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapmaktan mutluluk duyduğunu dile getirerek, kulak, burun ve boğazla ilgili şikayetleri olan herkesi hastaneye beklediklerini söyledi.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/01/operator-doktor-ali-okur-sular-akademi-hastanesi-nde-goreve-basladi.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/01/operator-doktor-ali-okur-sular-akademi-hastanesi-nde-goreve-basladi_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/operator-doktor-ali-okur-sular-akademi-hastanesi-nde-goreve-basladi/62162/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Jan 2025 16:52:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Aile Hekimliğinde Yeni Dönem: Aile Hekimleri Artık Hastanelerden Tetkik İsteyebilecek</title>
			<description><![CDATA[Birinci basamak sağlık hizmetleri ile ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri arasındaki dijital entegrasyon çalışmaları tamamlandı.]]></description>
		    <news><![CDATA[1 Ocak 2025 itibarıyla tüm illerde uygulanmaya başlanacak. Bu entegrasyon çerçevesinde, aile hekimlikleri ve sağlıklı hayat merkezleri, hastanelerle dijital olarak entegre olacak. Bu sistem sayesinde aile hekimleri, INR, röntgen, mamografi, yenidoğan kalça ultrasonografisi gibi tetkikleri doğrudan talep edebilecek. Hastalar, hastaneye gidip herhangi bir poliklinik kaydı yaptırmadan tetkiklerini çektirebilecek; sonuçlar ise aile hekimlerinin ekranlarında görüntülenebilecek.

Aile Hekiminiz ve Hastaneler Dijitalde Buluşuyor, Sağlığınız Her Yerde Yanınızda!

Aile hekimlerinin, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden kendilerine kayıtlı hastaları için hastanelerden alabildiği muayene randevularına ek olarak yalnızca kendi hastalarına özel kullanılabilecek kontenjanlar oluşturulmuştur. Bu hastaların ikinci ve üçüncü basamak muayenelerinde MHRS’den randevu alan hastaya uygulanan işlem basamakları uygulanacaktır.

Aile hekimleri, kendisine kayıtlı hastasını muayene veya değerlendirmesi sonucunda hastaneye yönlendirilmesine karar verdiğinde kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden sevk veya hekim notu oluşturabilecektir. Oluşturulan not bilgisi, hastanedeki hekimler tarafından görüntülenebilecektir.

İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarındaki hekimler, aile hekimleri tarafından yönlendirilen hastaları veya doğrudan hastaneye başvuran hastaları değerlendirdikten sonra sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden aile hekimine geri bildirim notu yazabilecektir. Aile hekimleri ise bu geri bildirim notlarını kendi sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden görüntüleyebilecektir.

Sağlıkta Dijital Entegrasyon, Güçlü Hizmet

Aile hekimleri, laboratuvar tetkikleri için istem yaptıktan hemen sonra hastaya e-Nabız tarafından benzersiz, özel bir kod üretilecek olup aile hekimi bu kodu hastası ile paylaşacaktır. Bu işlem esnasında hastalar için hastanelerde ayrıca muayene girişi yapılmayacak, herhangi bir randevu sorgulanmayacak ve hastanedeki hekimler tarafından tekrar tetkik isteminde bulunulmayacaktır. Hasta, istem tarihinden itibaren en geç 3 (üç) iş günü (mamografi ve ultrason hariç) içinde hastaneye müracaat etmezse ilgili kod geçersiz olacaktır.

Aile Hekimliği ve Hastaneler Dijitalde Bütünleşiyor: Sağlık Hizmetleri Daha Hızlı ve Erişilebilir Oluyor

Aile hekimleri kendisine kayıtlı hastalar için görüntüleme tetkiklerini, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi aracılığıyla doğrudan ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarından isteyebilecektir. Bu işlemlerden mamografi ile Gelişimsel Kalça Displazisi kapsamında uygun yaş grubundan (20 ile 100 günlük arası bebekler) istenilecek ultrason tetkiki için aile hekimleri kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden kişiye randevu oluşturabilecek olup randevu bilgilerini (hastane-gün-saat) hastası ile paylaşacaktır. Direkt grafi istemlerinde ise laboratuvar tetkiki ile ilgili yöntem uygulanacaktır.

Laboratuvar tetkiki ve/veya görüntüleme tetkikleri için ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına aile sağlığı merkezinden yönlendirilen hastalara, kendileri için planlanan “Hasta Kayıt Bankosu”nda kayıt işlemleri yapılarak kişi kan alma ve/veya radyoloji birimine yönlendirilecektir.

Kan tetkikleri ve görüntüleme sonuçları aile hekimlerinin kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi ekranlarına uyarı olarak düşecektir.

Birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarındaki hekimler, uygun gördükleri hastalarına danışmanlık hizmetlerinden faydalanmaları amacıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerine MHRS üzerinden randevu oluşturabilecek, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden bilgi notu düzenleyerek yönlendirebilecektir. Yönlendirilen hastaya ilişkin bilgi notu Sağlıklı Hayat Merkezi personelinin (sorumlu hekim, diyetisyen, psikolog, sosyal çalışmacı, fizyoterapist, çocuk gelişimci vb.) kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden görüntülenebilecektir. Sağlıklı Hayat Merkezi personeli, kişiye verdiği danışmanlık faaliyetleri ile ilgili bilgi notunu, kullandığı sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden oluşturabilecektir. Oluşturulan bilgi notu, birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarındaki hekimler tarafından, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden görüntülenebilecektir.

Hastalar İçin Ayrıcalıklı Hizmet

Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli personel, kullandığı sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden hastaya ait son üç hekim bilgi notunu görüntüleyebilecektir.

Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görevli sorumlu hekim ve diyetisyen, herhangi bir sağlık kuruluşunda 90 gün içerisinde yapılmış olan tahlil ve tetkik sonuçlarını, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden görüntüleyebilecektir. Vatandaşlar tüm sonuçlarını kendi e-Nabız profillerinde görüntüleyebilecektir.

Birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin dijital entegrasyonu aracılığıyla yeni eklenecek hizmet türleri (tetkik, görüntüleme, danışmanlık vb.) sağlık bilgi yönetim sistemi vasıtasıyla sisteme otomatik entegre edilebilecek olup il sağlık müdürlükleri, hastaneler ve birinci basamak tesislerince bu güncellemeler takip edilerek hizmetlerin devamlılığı sağlanacaktır.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/01/aile-hekimliginde-yeni-donem-aile-hekimleri-artik-hastanelerden-tetkik-isteyebilecek.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2025/01/aile-hekimliginde-yeni-donem-aile-hekimleri-artik-hastanelerden-tetkik-isteyebilecek_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/aile-hekimliginde-yeni-donem-aile-hekimleri-artik-hastanelerden-tetkik-isteyebilecek/62053/</link>
			<pubDate>Tue, 31 Dec 2024 03:43:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mahmut Tokur, Sular Akademi Hastanesi&#39;nde hasta kabulüne başladı!</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde uzun yıllar boyunca başarılı çalışmalara imza atan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mahmut Tokur, Sular Akademi Hastanesi'nde hasta kabulüne başladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yeni görevine başlamasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Tokur, göğüs cerrahisi alanında geniş bir yelpazede hizmet sunduklarını belirtti.

Tokur, şunları kaydetti: "Göğüs cerrahisi branşı olarak doğumsal ve sonradan edinilen birçok göğüs kafesi hastalığının tedavisini gerçekleştirmekteyiz. Bu hastalıklar arasında doğumsal akciğer hastalıkları, doğumsal göğüs kafesi lezyonları ve özellikle yetişkinlerde sıklıkla görülen akciğer kanseri bulunmaktadır. Ayrıca branşımızın en önemli özelliklerinden biri de travma cerrahisiyle yakından ilgilenmemizdir. Her türlü kaza ve yaralanmalarda göğüs kafesi ve akciğer organlarına yönelik tedaviler sunmaktayız."

Göğüs cerrahisi alanındaki uzmanlık ve tecrübeleriyle Kahramanmaraşlılara hizmet sunmaktan memnuniyet duyduğunu ifade eden Dr. Tokur, Sular Akademi Hastanesi'nin modern altyapısı ve hasta odaklı hizmet anlayışıyla tüm göğüs cerrahisi hastalıklarının teşhis ve tedavisinde kapsamlı bir sağlık hizmeti sunduğunu vurguladı.

Dr. Mahmut Tokur, göğüs cerrahisiyle ilgili her türlü sağlık sorununda, Sular Akademi Hastanesi’nde hastalarını beklediğini belirtti.

Sağlık sorunlarıyla ilgili detaylı bilgi ve randevu almak için Sular Akademi Hastanesi’ne başvurabilirsiniz.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/12/mahmut-tokur-sular-akademi-hastanesi-nde-hasta-kabulune-basladi.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/12/mahmut-tokur-sular-akademi-hastanesi-nde-hasta-kabulune-basladi_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/mahmut-tokur-sular-akademi-hastanesi-nde-hasta-kabulune-basladi/61975/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Dec 2024 22:42:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İl Sağlık Müdürü Şirikçi&#39;den Yeni Aile Hekimliği Yönetmeliği açıklaması</title>
			<description><![CDATA[ “Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği” Sağlık Bakanlığınca geçtiğimiz günlerde güncellenerek yayınlandı. Yönetmelik kapsamında aile hekimleri, aile sağlığı çalışanları ve kamuoyunu ilgilendiren önemli değişiklikler yapıldı. Kahramanmaraş İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Vehbi Şirikçi güncellenen yönetmelik hakkında önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[VATANDAŞLARIMIZIN SAĞLIĞA ERİŞTİKLERİ İLK KAPI: AİLE HEKİMLİĞİ

İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Vehbi Şirikçi açıklamasında Kahramanmaraş genelinde 124 Aile Sağlığı Merkezinde 409 Aile Hekimliği Birimiyle birinci basamak koruyucu sağlık hizmetinin her noktada ve nüfusun tamamına verildiğini, Sağlık Bakanlığı’nın politikaları doğrultusunda vatandaşların sağlığa eriştiği ilk kapının aile hekimi olmasını ve aile hekimlerinin ilde sağlığın nabzını tutmasını beklediklerini, Sağlık Bakanlığınca da buna yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirtti. Bu nedenle sağlık hizmetleri sistemi içerisinde aile hekimliğinin daha işlevsel hale getirilmesinin önemine değinen İl Sağlık Müdürü Şirikçi, yeni yönetmelikle de hedeflenenin aile hekimliği sisteminin etkinlik ve verimliliğinin nasıl artırılabileceği olduğunu ve yönetmeliğin sonuçları itibariyle hem sağlık çalışanlarının hem de vatandaşların memnuniyetine hizmet edeceğini iletti.

YENİ AİLE SAĞLIĞI MERKEZLERİ VE BİRİMLERİ YAPILIYOR

Kahramanmaraş’ta yeni yönetmelik doğrultusunda aile hekimi başına düşen nüfusun azaltılması kapsamında yeni aile sağlığı merkezleri binalarının yapıldığını, mevcut aile sağlığı merkezleri bünyesinde yeni birimlerin hizmete açıldığını dile getiren Şirikçi, il genelinde 31 yeni Aile Sağlığı Merkezinin ise proje/ihale aşamasında olduğunu ve yapım süreçlerinin devam ettiğini ifade etti.

AKILCI İLAÇ KULLANIMI TEVŞİK EDİLEREK YAYGINLANŞTIRILACAK

İl Sağlık Müdürü Uzm.Dr. Vehbi Şirikçi sözlerine şöyle devam etti: “Ülkemizde  her bin kişiye düşen günlük antibiyotik kullanım miktarı, OECD ortalamasından 2,5 kat daha yüksektir. Gereksiz antibiyotik ve ilaç kullanımı, küresel bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bakanlığımızın asli görevlerinden birisi de halk sağlığının korunmasıdır. Yeni yönetmelik, aile hekimlerinin tanı ve tedavisine asla müdahale etmiyor; ilaç yazma özgürlüğünü de ortadan kaldırmıyor. Burada asıl amaç, akılcı ilaç uygulamalarının teşvik edilmesidir. Aile hekimlerimiz ilaçlarını istedikleri gibi yazabilir. Yönetmelikte bununla ilgili bir gelir kaybı ya da mali cezalandırma planlanmamış olup mevcut nüfusu ve ilaç kullanım durumuna göre, bir önceki döneme göre aynı oranı koruyan ya da daha düşük ilaç kullanımını sağlayan aile hekimlerimize, ilave bir teşvik ödemesi taahhüt edilmektedir. Bakanlığımızca planlanan uygulamaya göre akılcı ilaç kullanımı kapsamında hastaların, tanısına göre en uygun ilacı en uygun doz ve sürede kullanmasının sağlanması hedeflenmektedir. Halkımızın sağlığı ve geleceği açısından büyük önem taşıyan akılcı ilaç kullanımı konusunda aile hekimlerimizin de vatandaşlarımızın da gerekli hassasiyeti göstereceklerine inanıyorum.”

AİLE HEKİMİ BAŞINA DÜŞEN NÜFUS AZALTILIYOR

Kamuoyunda yeni yönetmelikle birlikte vatandaşların aile hekimine başvurmadan hastaneye gitmesi durumunda, aile hekimlerinin mali haklarında azaltmaya gidileceği yönündeki iddialara değinen Şirikçi bu alanda ilave bir teşvik getirildiğini, aile hekimlerine kayıtlı nüfusun, bir önceki döneme göre hastaneye başvuru oranı düşerse veya aynı kalsa dahi, aile hekimine ilave bir teşvik ödemesi yapılacağını, zaten aile hekimlerine kayıtlı nüfusunun sağlığı korunacağı için bu teşvik ödemesini tüm hekimlerin alacağını, bu süreci desteklemek için de aile hekimlerinin kendi hastalarına gereken hallerde hastanelerden öncelikli randevu alabilir hale getirildiğini, buradaki amacın aile hekimi ile kayıtlı nüfus arasındaki bağın güçlendirilmesi olduğunu, bu sayede sağlık sistemi üzerindeki yükün doğru şekilde dağıtılmasının hedeflendiğini kaydetti.

SAĞLIKTA DEĞER BAZLI YAKLAŞIM: AİLE HEKİMLİĞİ MODELİ

Yeni aile hekimliği düzenlemesiyle hekim başına düşen hasta sayısını azaltıldığını, vatandaşlara aile hekimliklerince ayrılan süreyi artırıldığını, hekim-hasta ilişkisini güçlendiren ve vatandaşlara kaliteli hizmet sunan bir uygulamanın hayata geçirildiği aktaran Şirikçi sözlerine şöyle devam etti: “Son düzenleme ile toplumun hastalık yüküne göre hizmet planlamasını yapılmıştır. Özellikle kronik hastalarımızın ve 65 yaş üstü hastalarımızın etkin takibi ile hastalık yükünü azaltmayı ve halk sağlığının koruması amaçlanmıştır. Aile hekimleri yeni dönemde daha az hasta muayene ederek daha fazla teşvik ödemesini alabileceklerdir. Sağlıkta değer bazlı bir yaklaşıma aile hekimliği üzerinden bir başlangıç yapılmıştır. Başarı kriteri de net bir şekilde tanımlanmıştır. Bugüne kadar aile hekimlerimizin aldıkları teşvik ödemelerine ilaveten yeni teşvik ödemeleri almalarına imkân sağlanmıştır.”

BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ GÜÇLENDİRİLİYOR

İl Sağlık Müdürü Uzm.Dr. Vehbi Şirikçi açıklamalarını şu şekilde tamamladı: “Aile hekimlerimiz ve vatandaşlarımız için son derece samimi ve yapıcı bir tutumla çıkartılan bu yönetmeliğin sahadaki uygulamasını da aynı hassasiyetle takip ediyor, bu kapsamda ilimizdeki aile sağlığı merkezlerimizi ziyaret ederek aile hekimlerimiz ve aile sağlığı çalışanlarımıza yeni yönetmelik hakkında bilgiler vermeye devam ediyoruz. Bakanlığımızın politikaları doğrultusunda ve destekleriyle ilimizdeki Birinci Basamak sağlık hizmetlerimizi değere odaklanarak dönüştürmeye ve güçlendirmeye devam edeceğiz.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/11/il-saglik-muduru-sirikci-den-yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-aciklamasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/11/il-saglik-muduru-sirikci-den-yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-aciklamasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/il-saglik-muduru-sirikci-den-yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-aciklamasi/61772/</link>
			<pubDate>Sat, 30 Nov 2024 02:57:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kanserde yeni nesil tedavi yöntemleri</title>
			<description><![CDATA[Her yıl, dünya çapında yaklaşık 500.000 kişi kötü huylu tümöral bir hastalık tanısı almakta ve bu insanlardan üçte biri bu hastalık nedeniyle ölmektedir. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Her yıl, dünya çapında yaklaşık 500.000 kişi kötü huylu tümöral bir hastalık tanısı almakta ve bu insanlardan üçte biri bu hastalık nedeniyle ölmektedir. Kanserin kesin bir tedavisi olmaması ve her geçen gün görülme sıklığında artış meydana gelmesi hastalığı insanların korkulu rüyası haline getirmiştir. Fakat tıptaki ilerlemelerle birlikte kanserde yeni nesil tedavi yöntemleri kullanımı geleneksel yöntemlere göre daha umut vericidir. Çünkü yeni nesil yöntemler vücut savunmasını güçlendiren, organizmanın kanser hücrelerini daha iyi tanımasını ve yok etmesini sağlayan özellikler taşır.

Medical Park Kanser Hastalığı Tedavisi

Bilim insanlarının kanserde yeni tedaviler geliştirmelerinin amacı, hastaların iyileşme, hayatta kalma şansını artırmak ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Kanser araştırmacıları tarafından geliştirilen yeni ve modern kanser tedavi yöntemlerini ve üstünlüklerini aşağıda başlıklar halinde okuyabilirsiniz.

Akciğer kanserinde immünoterapi

Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi için 2016 yılında FDA onayı alan Atezolizumab isimli immünoterapi ilacı kanserde yeni tedavi yöntemleri arasında bulunur. Yapılan araştırmalar hastalığın 4. evresinde kullanılan ilacın hastaların yaşam süresini uzattığını göstermiştir.

Akciğer kanseri hücreleri, vücudun bağışıklık sistemini aldatarak yabancı olarak algılamaktan kurtulur ve bu nedenle vücut tarafından yok edilmez. Buna karşın atezolizumab kanser hücrelerininin geliştirdiği bu mekanizmayı bloke eder ve vücut savunma hücrelerini yeniden etkinleştirir.

Meme kanseri tedavisinde yeni ilaç

Araştırmacılar birkaç yıldır CDK enzimlerinin meme kanseri hücrelerinin büyümesini artıran belirgin bir etkisi olduğunu kanıtladılar. Vücuttaki bazı maddeler CDK enzimlerini aktive ederek kanser hücrelerinin çoğalmasını teşvik eder. Kanser hücreleri daha sonra kontrol edilemez bir şekilde yayılır. Yeni bir aktif bileşen olan abemaciclib isimli ilacın bu aktivasyonu engelleyebileceği düşünülmektedir.

Kanser hastaları bu yeni enzim inhibitörü abemaciclib tedavisi için ilacı günde iki kez bir tablet şeklinde ağızdan alırlar. Tedavi sırasında kemoterapiye ihtiyaç duyulmaz. İlaç henüz FDA onayı almamış olsa da yapılan çalışmalar tedavinin oldukça başarılı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle FDA onay sürecini hızlandırmak için çalışmalar yapmaktadır.

Karaciğer kanserinin balon katterle tedavisi

Bu yöntemde, doktorlar normalde insanlar için ölümcül olabilecek son derece yüksek bir kemoterapi dozuyla tümör hücrelerine karşı savaşır. Ancak özel balon kateterler ve yeni geliştirilen bir filtre, ilacın sadece karaciğere ulaşmasını ve vücudun geri kalanının korunmasını sağlar. Böylece tedavi daha verimli sonuç verir ve hasta tarafından daha iyi tolere edilir.

Stereotaktik radyocerrahi

Stereotaktik radyocerrahi, çok yüksek dozlu ve iyileştirici tek seferlik ışınlamanın yapılabildiği özel bir perkütan ışınlama tedavisidir. Küçük boyuttaki beyin tümörlerinin tedavisinde başarılı sonuçlar veren yeni nesil bir yöntemdir. Bu yöntemle kafatası açılmadan cerrahi tedavide yapılan işleme benzer bir sonuç elde edilir. Standart radyoterapi uygulamalarına göre sağlıklı dokuda oluşan hasar daha azdır ve tedavi daha başarılıdır. Radyocerrahi, Gamma Knife, LINAC gibi farklı isimdeki cihazlarla uygulanır.

Hipertermi intraperitoneal kemoterapi

Mide, kalın bağırsak, yumurtalık gibi bazı karın içi kanserlerin ileri evresinde uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kanserin periton adı verilen karın zarına sıçradığı durumlarda kullanılır. Genellikle cerrahi işlem ile mümkün olan tüm kanserli dokuların çıkarılmasından sonra uygulanır. Tedavide karın boşluğu ısıtılan kemoterapi ilaçları doldurulur. Ülkemizde az sayıda merkezde uygulanabilen bu yöntemle yaşam süresinin uzadığı bildirilmektedir.

Yeni kanser tedavi yöntemlerinin kullanımı neden kısıtlı?

Kanser immünoterapisi gibi bu yeni ve çoğu zaman etkili tedavilerin pek çok ülkede ön planda olmadığı görülmekte. Çoğu hastada hâlâ cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi şeklinde uygulanan klasik tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Bunun nedenleri arasında;


	Yeni nesil tedavi yöntemlerinin sadece bazı spesifik kanserlerde uygulanabilmesi
	Doktorların emin olamadıklarından yeni tedavileri kullanmaya çekinmeleri
	Bu tedavilerin etkili olup olmayacağının başlangıçta öngörülememesi gibi faktörler bulunur.


Siz de her ihtimale karşı rutin kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/06/kanserde-yeni-nesil-tedavi-yontemleri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/06/kanserde-yeni-nesil-tedavi-yontemleri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kanserde-yeni-nesil-tedavi-yontemleri/60733/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Jun 2024 21:51:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Anne sütünün 5 önemli faydası </title>
			<description><![CDATA[Anne sütü ilk 6 ay bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan tüm besin öğelerini içeren, kolaylıkla sindirilebilen ve enfeksiyonlardan koruyan önemli bir besin. Anne sütünün oda sıcaklığında 3 saat, buzdolabında 3 gün ve buzlukta 3 ay boyunca güvenli bir şekilde saklanabilir.]]></description>
		    <news><![CDATA[Anne sütü ilk 6 ay bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan tüm besin öğelerini içeren, kolaylıkla sindirilebilen ve enfeksiyonlardan koruyan önemli bir besin. Anne sütünün oda sıcaklığında 3 saat, buzdolabında 3 gün ve buzlukta 3 ay boyunca güvenli bir şekilde saklanabildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ela Tahmaz Gündoğdu, “Sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koymak, sütlerin üstüne de mutlaka tarih ve saat bilgisi yazmak gerekir. Dondurulmuş anne sütü; dolap rafında, süt ısıtıcısında veya yaklaşık 45 derecelik sıcaklıktaki suyun içinde eritilebilir. Saklanılan anne sütünün ocakta veya mikrodalga fırında ısıtılması sütün protein değerinin düşmesine sebep olur” açıklamasında bulundu.
Anne sütü alan bebeklerin ilk 6 ay boyunca su dahil hiçbir ek besine gereksinimleri olmadığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ela Tahmaz Gündoğdu, “Bebekler ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmeli. Hatta beslenmenin 2 yaşına kadar devam etmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından da tavsiye ediliyor ancak 6. aydan sonra anne sütü tek başına yeterli değil, dolayısıyla ek besinlerle takviye gerekir. Annenin gebelik ve emzirme döneminde yeterli ve dengeli beslenmesi, bebeğin sağlıklı doğmasını ve anne sütü veriminin artmasını sağlar” dedi.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ela Tahmaz Gündoğdu, anne sütünün anne ve bebek sağlığı üzerine en önemli 5 faydasını paylaştı:
1.İki yaş altı bebeklerin hayatta kalma şanslarını, diğer tüm koruyucu önlemlerden daha fazla artırır.
2.Büyümeyi destekler, bilişsel gelişime katkı sağlar; enfeksiyon, obezite ve kanser riskini düşürür. 
3.Her zaman ulaşılabilir, ekonomik, taze ve mikroorganizma bulaşından uzaktır.
4.Sindirimi kolaydır ve bebeği hastalıklardan korur.
5.Anne ve bebek arasında özel bir sevgi bağı kurulmasını sağlar.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/06/anne-sutunun-5-onemli-faydasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/06/anne-sutunun-5-onemli-faydasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/anne-sutunun-5-onemli-faydasi/60676/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Jun 2024 00:27:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sınav stresine karşı 10 püf noktası!</title>
			<description><![CDATA[Bugünlerde milyonlarca öğrenci ve ailesinin başlıca gündem maddesini haziran ayında gerçekleştirilecek sınavlar oluşturuyor. 2 Haziran’da LGS, 8-9 Haziran’da da YKS sınavına sayılı günler kala, süre daraldıkça heyecan daha da fazla artıyor. Ancak dikkat! Sınav stresini yönetmek ve aşırı strese karşı önlem almak başarıyı doğrudan etkiliyor! ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri sınav stresinin çocuklarda yüksek düzeyde kaygı, odaklanamama sorunu, depresyon, özgüven zedelenmesi, baş ağrısı, mide şikayetleri ve yorgunluğa neden olabildiğini, sınavda beklenen performansın çok altında kalmasına yol açabildiğini söylüyor. Anne-babalara çok büyük görev düştüğünü, bu hassas süreçte çocuklarına baskıcı davranışları ve iyi niyetle de olsa bazı söylemlerinin sınav stresini çok daha fazla artırarak başarılı olmasını engelleyebileceğini vurgulayan Sena Sivri “Sınavlar çocuklar ve ebeveynler üzerinde önemli psikolojik, fiziksel ve sosyal etkiler yaratarak aile ilişkilerinde de büyük yaralar açabilir” diyor. Uzman Psikolog Sena Sivri sınava sayılı günler kala, çocukların stresini azaltmak için ailelere doğru yaklaşım modellerini anlattı, çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.


	Destekleyici ve Anlayışlı olun


Empati kurmak ve açık iletişimde bulunmak bugünlerde her zamankinden daha değerli. Çocuğunuzun yaşadığı stresi anlamaya çalışın ve duygularını önemseyin. Empati kurarak onlara yalnız olmadıklarını hissettirin. Çocuklarınızla açık ve samimi bir iletişim kurun. Onların duygularını ifade etmelerine izin verin. Kendinizi ifade ederken yargılayıcı ve baskıcı tutumlardan kaçının.


	Gerçekçi ve olumlu yaklaşın 


Çocuklarınıza aşırı yüksek beklentiler yüklemekten kaçının. Başarı tanımınızı, onların yetenekleri ve kapasiteleri doğrultusunda belirleyin. Çocuklarınızın çabalarını takdir edin ve küçük başarılarını bile kutlayın. Olumlu geri bildirim, motivasyonu artırır.


	Sağlıklı bir çalışma ortamı yaratın


Gerek daralan zamanı iyi şekilde yönetebilmesi gerekse düzenli ve rahat bir çalışma alanına sahip olması için destek olun. Çalışma ve dinlenme zamanlarını dengeli bir şekilde planlayın. Düzenli molalar vermelerinin streslerini azaltmalarına yardımcı olacağını unutmayın. Düzenli, rahat, sessiz ve dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir çalışma alanı oluşturun.


	Fiziksel ve ruhsal sağlığına özen gösterin 


Yeterli uyku, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve aktivite bu süreçte büyük önem taşıyor. Çocuklarınızın yeterli uyku almasını ve dengeli beslenmesini sağlayın. Fiziksel sağlık, zihinsel sağlığı da olumlu etkiler. Derslerden geri kalacağı kaygısıyla fiziksel aktiviteden uzak kalmasına neden olmayın. Fiziksel aktivite ve egzersiz stresi azaltmada önemli rol oynadığı için zorlayıcı olmayacak şekilde kısa süreli de olsa düzenli egzersiz yapmalarını teşvik edin.


	Aile içinde destekleyici atmosfer yaratın


Ailece, birlikte keyifli aktiviteler yaparak çocuklarınızın rahatlamasını sağlayın. Moral ve motivasyon sağlamanız son derece değerli olduğundan onlara her zaman yanlarında olduğunuzu hissettirin ve motive edici sözler söyleyin.


	Olağanüstü hale dönüştürmeyin 


Uzman Psikolog Sena Sivri “Sınava hazırlık süreçlerinde olağanüstü hal ilan edip bireysel ve aileye ait tüm düzenin değişmesi ekstra kriz ortamı yaratmaktadır. Evet, bu dönem çok önemli  olmakla beraber ailenin normalinin içine entegre edilmesi çok daha sağlıklı sonuçlar getirecektir” diyor.


	Kendi stresinizi de yönetin 


Ebeveyn olarak kendi stresinizi de yönetmeye özen gösterin. Siz ne kadar sakin ve dengeli olursanız, çocuğunuza da o kadar iyi örnek olursunuz. Kendinize mutlaka zaman ayırın ve sağlığınıza dikkat edin. Kendi iyilik halinizi önceliklendirmeniz çocuğunuz için daha sağlıklı çözümler bulmanızı ve desteklemenizi sağlayacaktır.


	Gerekirse profesyonel destek alın


Gerekirse bir psikolog veya rehber öğretmenden profesyonel destek alın. Bu, çocuklarınızın stresle başa çıkmasına yardımcı olabilir. Okulun rehberlik hizmetlerinden ve stres yönetimi programlarından faydalanın.


	Sınav sonrası dönem için plan yapın


Sınav sonrasındaki dönem için çocuğunuzun alacağı sonuç ne olursa olsun çabasını takdir ettiğinizi ve dinlenmesini, eğlenmesini sağlayacak planlar yapın. Bu planları çocuğunuzun fikirlerine de danışarak aile olarak gerçekleştirin.


	Sınav öncesi son güne dikkat edin!


Uzman Psikolog Sena Sivri “Sınav öncesi son günü çocuğunuzun dinlenmesi, zihnini rahatlatması ve gevşetmesi üzerine çalışmalar yapmasına ayırın. Duygu ve düşüncelerini dinleyip destekleyici olun. Stresin etkisiyle sağlıksız abur cubur yiyeceklere yönelmemesine, dışarıdan ve daha önce hiç tatmadığı bir yiyecek tüketmemesine, yeterli ve kaliteli uyumasına,  nefes egzersizleri yapmasını sağlamaya özen gösterin” diyor. Sena Sivri, son gün cep telefonu ve tablet kullanımıyla ilgili de şu mesajı veriyor: “Cep telefonu ve tabletle mümkün olduğunca az vakit geçirerek dikkatini bozmasının önüne geçilmeli ve son dakika etkileyecek söylem ve haberlerden uzak durması sağlanmalıdır.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/sinav-stresine-karsi-10-puf-noktasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/sinav-stresine-karsi-10-puf-noktasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/sinav-stresine-karsi-10-puf-noktasi/60624/</link>
			<pubDate>Sun, 26 May 2024 03:33:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bahar aylarında astım tetikleniyor!</title>
			<description><![CDATA[Astım tüm yaş gruplarında görülen en yaygın kronik hastalıklardan biri. Dünya genelinde 300 milyonun, ülkemizde de 7 milyonun üzerinde astım hastası olduğu belirtiliyor. Üstelik astımın görülme sıklığı günümüzde giderek artıyor.  ]]></description>
		    <news><![CDATA[Astım, en önemli sinyallerinden olan nefes darlığı, hışıltılı solunum ve inatçı öksürük nedeniyle yaşam kalitesini ciddi boyutlarda bozabiliyor ve iş gücü kaybına neden olabiliyor. Özellikle de doğanın canlanıp çiçeklerin açtığı, polenlerin havada uçuştuğu bahar ayları astım hastaları için adeta kabusa dönüşebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bahar mevsiminin özellikle polene karşı alerjisi olan astım hastalarını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Polenler astımı tetikleyen etkenlerden biridir. Ayrıca genellikle bu hastalarda beraberinde alerjik nezle de olduğu için polenler üst solunum yollarında tıkanıklığa yol açar ve astımı daha da kötüleştirir. Ancak hekimin önerdiği ilaç tedavisi ve alınacak olan bazı önlemler ile yaşam kalitesi bozulmadan normal bir yaşam sürmek mümkündür” diyor.

Tek belirtisi ‘öksürük’ olabiliyor!   

 Astım, hava yollarının mikrobik olmayan iltihabı (enflamasyon) nedeniyle gelişen, hava yollarının daralmasıyla karakterize ve krizler halinde seyreden bir hastalık.  Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda hastada hiçbir belirti ve anormal muayene bulgusu olmuyor. Nefes darlığı ve hışıltılı solunum, astımın en sık görülen belirtilerini oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bu yakınmaların yanı sıra öksürük, göğüste baskı ile kaşıntı hissi gibi belirtiler de  görülebildiğini vurgulayarak, “Alerjik astımı olan hastalarda  genellikle alerjik nezle ve sinüzit de bulunabildiği için bu şikayetlere ayrıca arka arkaya defalarca kez hapşırık, burun ve geniz kalıntısı ile su gibi burun akıntısı da eşlik eder” diyor.  Dr. Süha Alzafer, bazı astım türlerinde ise nefes darlığı olmadan sadece uzun süren öksürük gelişebileceğine de işaret ediyor.

En yaygın nedeni ‘alerjik bünye’   

 Astıma pek çok etken neden olabiliyor. En sık görülen sebebi ise alerjik bir bünyeye sahip olmak. Hastaların büyük çoğunluğu alerjiden dolayı astıma yakalanıyorlar. Ancak alerjiye bağlı olmayan astım türleri de mevcut. Örneğin bazı meslekler, solunum yoluyla maruziyet oluşturarak, alerjik olmayan mesleki astıma yol açabiliyor. Yine bir başka astım türü sadece egzersiz yapıldığında ortaya çıkan ve egzersizin tetiklediği astım oluyor. Dr. Süha Alzafer, astım ataklarını tetikleyen faktörleri, ‘Polenler, ev tozu akarları, bazı hayvanlar (kedi, köpek, kuş gibi), sigara dumanı, küf mantarları, hava kirliliği, soğuk hava, solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, reflü, asetil salisilik asit ve beta bloker gibi ilaçlar, bazı besinler, özellikle kırsal alanda rastlanılan ev içi duman maruziyeti’ olarak sıralıyor.

Tedavi edilebilen bir hastalık, ancak… 

 Astım tedavi edilebilen bir hastalık.  Temel hedef ise atakları kontrol altında tutmak. Astımın tedavisi ‘kronik tedavi’ ve ‘astım atağının tedavisi’ şeklinde 2’ye ayrılıyor. Kronik tedavide, hastanın hava yollarının çeperindeki enflamasyonun tedavisi için halk arasında ‘sprey’ veya ‘fıs fıs’ olarak bilinen inhaler ilaçlar kullanılıyor. Bazı alerjik astım hastalarında immünoterapi de fayda sağlıyor. Astım krizi esnasında bu ilaçlara havayolu spazmını tedavi edecek inhaler ilaçlar da ekleniyor. Kriz boyunca ilaçlar genellikle nebülizatör denilen aletler ile veriliyor. Bazen kortizon kullanmak da gerekebiliyor.  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, astımın tedavisinden etkin sonuç alınmasında düzenli ilaç kullanımının son derece önemli olduğu uyarısında  bulunarak, “Hasta, herhangi bir  yakınması olmasa bile ilaçlarını mutlaka hekiminin önerdiği süre ve  dozda kullanmalı, ‘yakınmam yok’ diyerek kendiliğinden bırakmamalı. Aksi halde zaman içinde astım hastalığı kronikleşebilir. Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda da sürekli solunumsal yakınmaları olan bir hastaya dönüşebilir” diye konuşuyor.

Astım ataklarına karşı 10 bahar önerisi!

 Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, astım hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken önemli kuralları şöyle özetliyor: 

·       Ormanlık alanlardan uzak durun

·       Dış ortamdan eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirerek duş alın

·       Evinizin pencerelerini ve araç camlarını olabildiğince kapalı tutun

·       Evde ve arabada polen filtreli klimaları tercih edin

·       Çamaşırlarınızı kapalı ortamlarda kurutun

·       Dışarıya çıktığınızda gözlük ve şapka kullanın

·       Her gün bol su içmeye özen gösterin

·       Sigara kullanmayın, içilen ortamdan uzak durun

·       Olabildiğince dumansız, temiz hava solumaya dikkat edin

·       Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korunun
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/bahar-aylarinda-astim-tetikleniyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/bahar-aylarinda-astim-tetikleniyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/bahar-aylarinda-astim-tetikleniyor/60597/</link>
			<pubDate>Mon, 20 May 2024 02:52:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Her 10 hamileliğin 1&#39;i riskli!</title>
			<description><![CDATA[Hamilelik döneminde her kadının tek dileği bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına almak oluyor kuşkusuz. Ancak bazı hamileliklerde, risk oluşturan çeşitli etkenler nedeniyle anne adayının ve karnındaki bebeğin sağlığı, hatta hayatı tehlikeye girebiliyor. Günümüzde her 10 hamileden 1’inin ‘riskli’ grupta yer aldığı belirtiliyor.  Risk oluşturan etkenlerin bazıları hamilelik sürecinde ortaya çıkarken, bir kısmı ise  hamilelik öncesinde zaten mevcut oluyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen,   bu nedenle her kadının hamile kalmayı planladığında mutlaka hekime başvurması gerektiğine dikkat çekerek, “Hamileliğin normal ve bebeğin sağlıklı gelişmesi için anne adayına ait sağlık sorunları varsa bunların hamilelikten önce tespit edilmesi ve tedaviye başlanması çok önemlidir. Ayrıca, anne adayı   kalp, tansiyon veya diyabet hastası ise bu hastalıkların hamile kalınmadan önce kontrol altına alınmaları gerekir” diyor. Düzenli aralıklarla yapılan hamilelik takiplerinin yaşamsal önem taşıdığına işaret eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Her genel kontrollerde;  kilo takibi, tansiyon ölçümü, karın büyüklüğünün değerlendirilmesi, bebeğin kalp atışlarının tespiti, ödem, bebeğin anne karnındaki pozisyonu, ultrason ile bebeğin gelişimi, plasenta (eş) ve amnios suyu değerlendirilir. Yüksek riskli anne adayları hekimlerinin tavsiyeleri doğrultusunda daha sık ve yakın takibe alınmaktadır. Günümüzde risk grubundaki anne adayları, düzenli takip ve tedavi sayesinde sağlıklı bir hamilelik süreci ve doğum gerçekleştirebilmektedir ” bilgisini veriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, riskli hamileliğe yol açan bazı etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Bebeğin plasentası ile ilgili sorunlar

Bazı anne adaylarında bebeğin plasentası rahmin içine değil alt kısmına yerleşiyor ve doğum kanalını kapatıyor. ‘Plasenta previ’ olarak adlandırılan bu durumun en önemli bulgusu ağrısız vajinal kanama oluyor.  Hamilelik takiplerinde  ultrasonografik inceleme ile belirlenebilen plasenta previ, bazen fazla kanamaya neden olarak annenin ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Kanamanın kontrol edilemediği durumlarda doğumun sezeryan ile acil olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Çoğul hamilelik

Çoğul hamilelikte; gebelik zehirlenmesi (preeklempsi), bebekte gelişim geriliği, doğumsal anomaliler ve erken doğum gibi riskler sık görülüyor.  Bu riskler  anne adayının sigara alışkanlığı, bazı ilaçların kullanımı ve sistemik hastalıkların varlığında daha da artabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tüm bu zorluklara rağmen düzenli kontroller ve gelişmiş yeni doğan üniteleri sayesinde, ikizlerin yüzde 90'dan fazlasının dünyaya sağlıklı olarak geldiklerini belirtiyor.

Geç veya erken yaş hamilelikleri

Özellikle 40 yaşından sonra oluşan hamileliklerde ciddi bir sorun olan hipertansiyon, gebelik diyabeti, erken doğum, anne karnında bebek kaybı, doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, plasental anormallikler, erken veya ölü doğum gibi tablolar daha sık yaşanıyor. Bunların yanı sıra anne yaşının ilerlemesiyle birlikte hamilelikte diğer sistemik hastalıkların gelişme riski de artıyor. Erken yaşta oluşan hamilelikler de anne ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Özellikle 15-19 yaş arasında, yani adolesan döneminde anne adayının vücudunun tam gelişmemiş olması ve yetersiz beslenme ile sigara alışkanlığı gibi etkenler ciddi risk oluşturuyor. Örneğin, erken yaş hamileliklerde preeklampsi riski artıyor.

Gebelikte preeklampsi

Daha önce kan basınçları normal olan anne adayında, hamileliğin 20. haftasından sonra tansiyon yükselmesiyle (140/90 üzeri) birlikte idrarda protein atılımı varsa, bu tabloya preeklampsi, toplumdaki bilinen adıyla ‘gebelik zehirlenmesi’ deniyor. Sebebi belli olmayan bu hastalık çok ciddi sorunlardan, hatta gebeliğe bağlı anne ölümlerinin yüzde 14’ünden sorumlu oluyor. Ayrıca bebekte  erken doğuma bağlı prematürite, gelişme geriliği ve oksijen azalması nedeniyle nörolojik sorunlara yol açabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, düzenli hamilelik takiplerinin gebelik zehirlenmesine erken tanı konulmasında kilit rol üstlendiğine işaret ederek, “Preeklampsi tanısı konulduktan sonra anne ve  bebek yakın takibe alınmaktadır. Hafif preeklamptik hamileler takip edilerek 37. hamilelik haftasından sonra doğum gerçekleştirilmektedir. Ağır preeklamptik anne adayları ise hastaneye yatırılarak hem tedavi edilir hem de doğum planlaması yapılır” diyor.

Kalp hastalıkları
Günümüzde kalp hastalığı olan kadınların birçoğu hamilelik sırasında dikkatli takip ve gerekli önlemler alındığında, sağlıklı çocuk sahibi olabiliyor. Ancak kendisinin ve bebeğinin hayatını riske atacak ağır kalp hastalığı varsa, önce bu sorunun tedavi edilmesi gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, hamileliklerde başlıca iki nedenle kalp hastalığı görülme riskinin arttığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu artışın birinci nedeni, tıptaki ilerlemeler sayesinde doğumsal kalp hastalığı olan kadınların daha fazla hamile kalabilmeleri. İkincisi ise hamile kalma yaşının ileri yaşlara kaymasıdır. Hamileliğin ilk üç ayında kalbin yükü artmaya başlar ve doğum sırasında da dolaşım sisteminde ani değişiklikler yaşanır. Bunun sonucunda anne ve bebeğin sağlığını, hatta hayatını tehdit edecek tablolar gelişebilmektedir. Örneğin, kalp hastalığı olan anne adaylarının bebeklerinde gelişim geriliği ve prematüre doğum riski artmaktadır. Dolayısıyla kalp hastalığı olan hamilelerin daha sık izlenmeleri yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.

Diyabet

Hamilelik öncesinde diyabeti olan hastalarda kan şekerinin kontrol altında olmasının son derece önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Hamilelikte kan şekerinin kontrol altına alınamadığı tablolarda doğumsal anomaliler daha çok görülmektedir. Hamilelik döneminde diyabet nedeniyle oluşan retinopati (gözdeki bozukluk) daha da kötüleşebilir. Diyabet hastalığına bağlı böbrek problemleri olan kadınlarda yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gelişebilmektedir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü son derece önemlidir” diyor. Daha önce diyabet hastalığı olmayan kadınlarda ilk kez hamilelik sırasında şeker metabolizmasında bozukluk görülmesi ise ‘gestasyonel diyabet’ olarak tanımlanıyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tanı konulmayan ve takip edilmeyen gestasyonel diyabetli anne adaylarının bebeklerinde problem çıkma riskinin normal hamilelere oranla 2 kat arttığını belirterek, “Birçok hastada dengeli bir diyetle kan şekeri kontrol altına alınabilmektedir. Diyete rağmen kan şekerinin ayarlanamadığı durumlarda ise insülin kullanmak gerekebilir” diyor.

Kan Uyuşmazlığı

Annenin kan grubu Rh negatif, babanın kan grubu Rh pozitif olduğunda bebeğin kan grubu Rh pozitif olabiliyor. Bu durumda anne ve bebeğin kan grupları farklı olacağı için kan uyuşmazlığı  gelişebiliyor. Annenin kanı RH proteinini yabancı olarak algılayınca bağışıklık sistemi RH pozitif faktörüne karşı antikor üretiyor, yani savunmaya geçiyor. Bu tablo ise bebekte ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, annede antikor oluşumunu önlemek için bu durumlarda anneye aşı yapılması gerektiğini belirterek, “Aşı yapılmayan ve antikor oluşumu ile duyarlılık kazanan annelerin bir sonraki hamileliklerinde bebekte kansızlık ve beyin hasarı gibi ciddi sorunlar oluşabilmektedir. Dolayısıyla  ilk hamilelik muayenesinde annenin kan grubu mutlaka öğrenilmeli  ve anne kan grubunda antikor oluşup oluşmadığı test edilmelidir“ diyor.

Bebekte gelişim geriliği

Hamilelik sürecinde bazı bebeklerde görülen gelişim geriliği ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Çoğul hamilelik, kötü beslenme, annenin kalp veya diyabet hastalığı, hipertansiyon, sigara alışkanlığı, alkol veya ilaç kullanımı, bebeğin kalp hastalığı veya doğumsal anomalileri ile kanama hastalıkları gibi etkenler bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor. Gelişim geriliğine bağlı olarak; organlarda sakatlık, doğumsal anomaliler, çocukluk döneminde düşük zeka, öğrenme ve davranış bozuklukları ile nörolojik bozukluklar görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Bebekte gelişim geriliği saptandığında, bebeğin anne karnında yakın takibi gerekmektedir. Ultrasonografi ve Fetal Kalp Monitorizasyonu (NST) gibi takip yöntemleriyle anne karnında artık sıkıntı saptanan bebeklerin doğumuna karar verilmektedir” diye konuşuyor
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/her-10-hamileligin-1-i-riskli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/her-10-hamileligin-1-i-riskli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/her-10-hamileligin-1-i-riskli/60530/</link>
			<pubDate>Tue, 14 May 2024 16:24:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yumurtalık kanseri hakkında bilinmesi gereken 8 önemli nokta!</title>
			<description><![CDATA[Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda görülme sıklığı giderek artan yumurtalık kanseri, kadın kanserleri arasında ikinci sırada yer alıyor. 2050 yılına gelindiğinde her yıl dünyada yumurtalık kanseri tanısı alanların sayısının yüzde 55,  bu kanserden dolayı hayatını kaybeden kadınların sayısının da yüzde 70 artacağı tahmin ediliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Ancak dünya ölçeğinde yapılan bir çalışma; yumurtalık kanseri tanısı alan kadınların üçte ikisinin bu kanser hakkında hiçbir bilgisinin hatta duyumunun bile olmadığını ortaya koyuyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı “Kadın kanserlerine karşı toplumsal farkındalığın artırılması şarttır. Her kadının en azından yılda bir jinekolojik muayenesinin yapılması ve jinekolojik şikayetleri olduğunda da vakit kaybetmeden hekime başvurması hastalıkların erken tanısı açısından çok önemlidir. Yumurtalık kanserinde olguların yüzde 75’inden çoğu ileri evrelerde tanı alabildiğinden, kadın kanserleri arasında en ölümcül seyredenidir. Bu nedenle ‘sessiz katil’ olarak da adlandırılabilmektedir” diyor. Prof. Dr. Serkan Erkanlı 8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, yumurtalık kanseri hakkında bilinmesi gereken 8 önemli noktayı anlattı, çok önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Bu sinyalleri mutlaka dikkate alın!

Yumurtalık (Over) kanseri erken evrede genellikle hiç belirti vermeyebildiğinden erken teşhis edilemeyebiliyor. İlerlemeye başladığında ise; şişkinlik hissi ve masum görünen sindirim problemlerine yol açsa da hastaların bunu önemsememesi tanı ve tedavinin gecikmesine neden oluyor. Hastalık ilerlediğinde karında şişlik, kasık, bel ve karın ağrısı, sık idrara çıkma/idrar zorluğu, kabızlık, yorgunluk, kilo kaybı ve bazen de anormal kanama gibi belirtiler ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Serkan Erkanlı “Eğer bu şikayetler her gün oluyorsa ve birkaç hafta devam ediyorsa mutlaka detaylı değerlendirme için hekime başvurulması gereklidir. Özellikle menopoz döneminde vajinal kanama olursa hemen bir hekime başvurulmalıdır” diyor.

Artık genç yaşlarda da görülüyor! 

Yumurtalık kanseri genellikle 60’lı yaşlarda görülmekle beraber son yıllarda obezite, östrojen hormon maruziyeti ve gebeliğin ötelenmesi gibi etkenlerle daha genç yaşlarda da karşımıza çıkıyor. Özellikle 20 yaş altındaki hastalarda germ hücreli tümörler olarak bilinen farklı bir türün görülme riskinin çok daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Erkanlı, bunlar arasında kanser olanların daha hızlı ilerlediğini söylüyor.

40 yaşından sonra risk artıyor!

Yumurtalık kanserinin gelişmesinde ilerleyen yaş en önemli risklerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir kadının hayat boyu ameliyat gerektirecek bir over kitlesi geliştirme riski yüzde 5-7 arasında bulunurken, bu kitlenin kanser olma ihtimali yaş ile beraber ciddi oranda artıyor. “40 yaşından sonra risk artmakta, özellikle de menopoza girildiğinde çok daha riskli bir dönem başlamaktadır” diyen Prof. Dr. Erkanlı, bu nedenle her kadının en azından yılda bir jinekolojik muayenesinin yapılmasının ve jinekolojik şikayetleri olduğunda da vakit kaybetmeden hekime başvurmasının çok önemli olduğunu vurguluyor.  

Bu etkenler yumurtalık kanseri riskini artırıyor! 

Yumurtalık kanserine zemin hazırlayan riskler arasında; yaşın yanı sıra, hiç doğum yapmamış olmak, erken yaşta adet görmeye başlamak (12 yaş öncesi), geç menopoza girmek (55 yaş), endometriozis, menopozda hormon tedavisi, infertilite ve yanlış yaşam alışkanlıkları gibi birçok etken bulunuyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik kanser sendromlarında over kanser riski artıyor. Over kanserlerinin yaklaşık yüzde 20-25’inden kalıtsal genetik anormallikler sorumlu tutuluyor.  

Yanlış yaşam alışkanlıklarına dikkat!

Prof. Dr. Serkan Erkanlı, günümüzde sedanter (hareketsiz) yaşam tarzı, obezite, paketlenmiş hazır gıdaların tüketilmesi, fazla yağlı beslenmek gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları, kanserojen maddelere maruz kalınması, talk pudrası kullanılması gibi unsurların yumurtalık kanseri gelişiminde rol oynadığının düşünüldüğünü belirtirken, sigara içmenin de riski ciddi oranda artırdığını vurguluyor.

Bu önlemler riski azaltabiliyor! 

Yumurtalık kanserine yol açabilen yaş, aile öyküsü, genetik yatkınlık gibi bazı risk faktörleri değiştirilemese de diğer risk faktörlerini azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak mümkün olabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkanlı “Örneğin; sağlıklı beslenmek, yaşa uygun egzersizler yapmak, kilo kontrolü sağlamak, kanserojen maddelerden mümkün olduğunca uzak durmak ve toplum olarak farkındalığın artırılması fayda sağlayacak yaklaşımlardır. Gebelik ve emzirmenin yumurtalık kanseri riskini azalttığını biliyoruz. Bunun yanı sıra doğum kontrol hapları kullanımı her 5 yıl için yumurtalık kanseri riskini yüzde 20’ye varan oranlarda azaltmaktadır” diyor.

Önleyici cerrahiler ile riski azaltmak mümkün!

BRCA1 veya BRCA2 gibi genetik mutasyon taşıyan hastalarda yumurtalık ve fallop tüplerinin alınması şeklinde önleyici cerrahiler uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Serkan Erkanlı şöyle konuşuyor: “Bu hastalarda özellikle aile tamamlandıktan sonra mutasyon tipine göre BRCA1 için 35-40 ve BRCA2 için 40-45 yaşları arasında önleyici cerrahiler önerilmektedir. Bu cerrahi sonrasında yumurtalık kanserine yakalanma riski yüzde 85-%95 oranında azaltılmaktadır. Ayrıca son yıllarda yapılan çalışmalarda fallop tüplerinin yumurtalık kanseri gelişimindeki rolü saptanmıştır. Dolayısı ile rahim alınması için ameliyat olan hastalarda fallop tüplerinin alınması yapılan çalışmalara göre yumurtalık kanseri riskini azaltmaktadır.”

Çocuk sahibi olunabiliyor

Yumurtalık kanserinde ana tedaviyi cerrahi oluşturuyor. Erken evrede yapılan iyi bir cerrahi sonrasında başka alanlara sıçrama saptanmazsa, tümör tipi vb kriterler de uygun olduğunda sadece cerrahi yeterli olabiliyor ve ek tedaviye ihtiyaç kalmıyor. Özellikle son dönemlerde gebelik yaşının artmasıyla beraber over kanseri tanısı alıp da henüz çocuk sahibi olmamış hastaların sayısının arttığını belirten Prof. Dr. Serkan Erkanlı “Bu durumda hastalığın evresi ve tümör tipine göre üremeyi koruyucu cerrahiler yaparak, üreme organlarını kısmen koruyarak hastanın kanserden kurtulma ve çocuk sahibi olma şansını artırabiliyoruz” diyor. İleri evrelerde ise kapsamlı cerrahilerle hastanın sağkalım oranları artabiliyor. Cerrahi sonrası kemoterapi ile tedavinin desteklenmesi gerekirken, uygun şartlara sahip olan hastalarda ‘akıllı ilaçlar’ denilen yeni tip ilaçlar kullanılarak hastaların sağkalım süresi artırılabiliyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/yumurtalik-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-8-onemli-nokta/60512/</link>
			<pubDate>Mon, 13 May 2024 15:29:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Menopozu rahat atlatmanın 5 yolu</title>
			<description><![CDATA[Menopoz, bir kadının yumurtalıklarının işlevini yitirmesi sonucu hiç adet görmediği dönem olarak tanımlanabilir. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Menopoz, bir kadının yumurtalıklarının işlevini yitirmesi sonucu hiç adet görmediği dönem olarak tanımlanabilir. Yaşlılığın doğal bir parçası olarak bilinen bu durumun, üremenin sona erdiğinin göstergesi olduğunu ve menopoz belirtilerinin dönem dönem artıp azalabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nuri Ceydeli, “Normal menopoz yaşı 45 ile 47 arasındadır ancak doğum kontrol hapı kullanımı, radyoterapi veya kemoterapi tedavisi görme, yumurtalıkların ameliyat ile alınması veya birincil yumurtalık yetmezliği gibi durumlar erken menopoza sebep olabiliyor. 35 yaşından önce gerçekleşen menopoza erken menopoz diyoruz” açıklamasında bulundu.

Menopoz adet kanamasının olmadığı zamana deniyor. Menopoz belirtilerinin genellikle menopozdan 8-10 yıl önce yani 35 yaşlarında başlayabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Nuri Ceydeli, “Yumurtalıklar bu aşama içerisinde giderek daha az östrojen hormonu üretir. Perimenopoz, yumurtalıklardan yumurta salınımı durana kadar, yani menopoz aşamasına kadar sürer. Menopoz aşamasına yaklaştıkça östrojen seviyelerindeki düşüş daha hızlı olur. Bu aşamada ya da bu aşamanın bitmesine yakın bazı kadınlarda menopoz belirtileri gözlenebilir, ancak adet döngüsü yaşanır ve hamile kalınabilir” dedi.

Menopoz belirtileri 10 yıl sürebilir

Menopoz belirtilerinin şiddetinin ve süresinin kişiden kişiye değişebildiğine dikkat çeken Dr. Nuri Ceydeli, “Bazı kadınlar dönem dönem belirti gösterirken bazıları ise 10 yıl gibi uzun süreler boyunca semptomları yaşamaya devam edebiliyor. Vücuda yayılan ani sıcak basmaları, geceleri terleme ya da üşüme, vajinal kuruluk, sık sık idrara çıkma isteği, uykuya dalmada güçlük, ani duygusal değişiklikler, göz ağız ve ciltte kuruluk, göğüslerde hassasiyet, adet olurken şişkinlik ve yorgunluk, kalp çarpıntısı, baş ağrısı, kas ve eklemlerde ağrılar, cinsel isteksizlik, kilo alımı, saçların incelmesi veya dökülmesi menopoz belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin yanı sıra zamanla vücuttaki kıllar da çoğalabilir. Bunun nedeni östrojen hormonunun, testosteron hormonundan daha düşük seviyelerde olmasıdır. Bu tür belirtilere sahip olan kadınlar bir sağlık uzmanına başvurmalı” önerisinde bulundu.

Menopoz tedavisi kişiden kişiye farklılık gösterir

Doktor tarafından 12 ay boyunca art arda adet olmayan bir kadına menopoz tanısı konulabildiğini paylaşan Dr. Nuri Ceydeli, “Genellikle herhangi bir teste ihtiyaç yoktur, ancak bazı durumlarda kan testi yapılarak bazı hormonların seviyeleri izlenebilir” dedi. 

Menopozun, yaşlılık ile gelen doğal bir süreç olduğu için çoğu durumda herhangi bir tedaviye ihtiyaç duymadığını hatırlatan Dr. Nuri Ceydeli, “Yapılabilecek tedaviler menopoz belirtilerini azaltmaya yöneliktir. Hormon tedavisi ve hormonal olmayan tedaviler vardır. Hormonal olmayan tedavilerde bazı düşük dozdaki antidepresanlar ve belirtileri azaltabilen diğer ilaçlar bulunur. Her bireyin ihtiyacı farklı olduğu için kişiye en uygun tedavi yöntemi ancak doktorla konuşarak belirlenir” açıklamasında bulundu.

Menopoz sonrası kemik ve koroner arter hastalıkları görülebilir

Menopoza girdikten sonra bazı durumlara ya da hastalıklara yakalanma olasılığının arttığının altını çizen Dr. Nuri Ceydeli, “Bu risk genetik, menopoz öncesi sağlık veya yaşam tarzı gibi pek çok faktöre bağlıdır. Menopoz gelişince osteoporoz yani kemik hastalığı ve koroner arter hastalığı riski artabilir” dedi.

Menopoz dönemi için kadınlara tavsiyeler

Menopoza giren bir kadının yaşamında değişikliklere gitmesinin önerildiğini söyleyen Dr. Nuri Ceydeli, kadınlara menopoz sonrası için şu tavsiyelerde bulundu:


	Diyet: Bazı durumlarda belirtileri azaltabilmek için tüketilen yiyecek ve içeceklere dikkat edilmesi gerekebilir. Günlük tüketilen kafein miktarını sınırlayarak ve baharatlı besinlerden uzak durarak belirtilerin şiddetini azaltmayı deneyebilirsiniz.
	Tetikleyicilerden kaçınmak: Sürekli sıcak basması yaşıyorsanız, bulunduğunuz ortamı serin tutmaya çalışabilirsiniz. Aynı zamanda kat kat giyinmeyi ve sigarayı bırakmayı deneyebilirsiniz. Kilo vermeniz de sıcak basmalarını önlemek için iyi bir yol olabilir.
	Egzersiz: Egzersiz yapmak, geceleri daha rahat bir uyku çekmenizi sağlar. Bu yüzden uykuya dalmada güçlük çeken hastalara önerilir. Yorucu egzersizler yerine yoga gibi ruh halini düzeltecek seçenekleri değerlendirebilirsiniz.
	Reçeteli ilaçlar: Yaşanan belirtilerin hafifleyebilmesi için doktorunuz bazı ilaçlar yazabilir. Örneğin vajinal kuruluk yaşıyorsanız buna uygun bir krem reçete edilebilir. Aynı zamanda sıcak basmalarını önleyebilecek ilaçlar da vardır. Belirtilerinizi uzman doktorunuzla paylaşarak, daha etkili çözümler elde edebilirsiniz.
	Başkalarıyla konuşmak: Menopoza giren diğer kişilerle konuşmak, sizi rahatlatabilir. Konuşmak sadece duygularınızı başkalarının anlamasına değil, aynı zamanda bilmediğiniz noktaları da öğrenmenize yardımcı olabilir.

]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/menopozu-rahat-atlatmanin-5-yolu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/menopozu-rahat-atlatmanin-5-yolu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/menopozu-rahat-atlatmanin-5-yolu/60506/</link>
			<pubDate>Mon, 13 May 2024 15:02:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kontrolsüz egzersiz bu sorunlara yol açabiliyor!</title>
			<description><![CDATA[Özellikle pandemi dönemiyle birlikte, teknolojideki hızlı gelişmelerin de etkisiyle hayatımıza giren çevrimiçi egzersiz programlarına ilgi son yıllarda giderek artıyor. Ancak dikkat! Gerek vücudumuzun genel sağlığı gerekse kilo vermek amacıyla yapılan çevrimiçi egzersizler, kontrolsüz olduğunda fayda yerine zarar verebiliyor! ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu “Son zamanlarda çevrimiçi egzersiz, yoga ve pilates programları sonrası boyun, bel ağrısı ve kollarında/ bacaklarında uyuşukluk şikayetleriyle başvuran hastaların sayısında artış yaşanıyor. Özellikle herhangi bir kas iskelet sistemi hastalığı ya da şikayeti olanların egzersiz programı için öncelikle hekime danışmaları hayati önem taşımaktadır” diyor. Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu çevrimiçi, kontrolsüz egzersizin yol açabildiği sorunları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Modern hayatın yoğun koşuşturmacasında dışarıda spor yapmaya fırsat bulamayanlar teknolojinin nimetlerinden faydalanarak çevrimiçi egzersizlere yöneliyor. Ancak hastaların bulundukları mekandan kolaylıkla katılabildikleri denetimsiz sağlık kuruluşları ya da çevrimiçi grup egzersiz programları birçok ciddi sorunu da beraberinde getirebiliyor! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu “Sağlığımız için hareketsiz (sedanter) yaşamdan kaçınmak ve fiziksel aktivitelere, düzenli egzersize özen göstermek şüphesiz çok önemli ancak kontrolsüz yapıldığında en faydalı sporlar bile zarar verici bir hal alabiliyor. Özellikle son zamanlarda pilates ve yoga gibi çevrimiçi yapılabilen kontrolsüz egzersizler nedeniyle kas-iskelet sistemlerinde yaralanmayla başvuran hastalarla çok sık karşılaşıyoruz” diyor. Düzenli egzersiz yapmanın; aşırı kilo ve obeziteden diyabete, kalp damar hastalıklarından kas ve iskelet sistemine dek birçok hastalığa fayda sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Kartaloğlu, buna karşın vücudumuzun ana destek yapılarından biri olan ve aynı zamanda oldukça karmaşık bir yapıya sahip bulunan omurgamızın en küçük bir yanlış hareketten bile büyük zarar görebildiğini vurguluyor.

Hem yapısal hem sinirsel iletişimi düzenliyor!

Özellikle pilates ve yoganın hem fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığa iyi gelmesi hem de diğer egzersizlere göre uygulanabilirliğinin daha kolay olduğu düşüncesiyle bazı kurallara gerektiği kadar dikkat edilmeyebildiğini belirten Doç. Dr. Kartaloğlu, bu konuda toplumsal farkındalığın yeterli olmaması dolayısıyla çevrimiçi programlarda kontrolden uzak gelişigüzel uygulanabildiğini, bunun da omurgalara ciddi zararlar verebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Omurgamız kollarımızla ve bacaklarımızla sürekli bir iletişim halindedir.  Aynı zamanda omurilik adı verilen, beynimizden gelen emirleri vücudumuzun geri kalanına ileten ve oradan gelen bilgileri beyne taşıyan hayati bir yapıdır. Yani hem yapısal destek sağlar hem de sinirsel iletişimi düzenler. Omurgamızın sağlığı genel vücut sağlığımız için büyük önem taşır. Omurgamızı etkileyen herhangi bir sorun, genel hareket kabiliyetimizi, dengemizi ve koordinasyonumuzu doğrudan etkiler!”

Pilates ve yoga sağlığa faydalı, ama!

Özellikle son yıllarda ilginin giderek arttığı pilates, yoga vb egzersiz programlarının sağlık açısından birçok yararı olsa da, özellikle boyun ya da bel fıtığı gibi omurga problemleri olan kişiler üzerinde yapılacak detaylı bir değerlendirme ve kişiye özel planlama gerektirdiğini belirten Doç. Dr. Kartaloğlu “Yapılan çalışmalar; bu açıdan bakıldığında, boyun fıtığı olan hastalarda pilates, yoga vb esnasında yanlış yapılan hareketlerin boyun ağrısını artırabildiğini ortaya koymaktadır. Bulgular, kontrolsüz yapılan egzersizlerin, omurilik sinirlerinin geçtiği deliklerin boyutunu azaltarak sinir köklerini sıkılaştırabildiğini ve dolayısıyla boyun ağrısını tetikleyebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle mutlaka bir uzman eşliğinde kişiye özel şekilde programlama yapılmalıdır. Kemik erimesi, bel fıtığı, skolyoz, kireçlenme ve iltihaplı romatizma gibi hastalıkların tedavisi pilates, yoga veya herhangi bir egzersiz değildir. Herhangi bir kas iskelet sistemi hastalığınız veya şikayetiniz var ise tedavi ve egzersiz programı için öncelikle hekime danışmanız hayati önem taşımaktadır” diyor.

Boyun ve bel fıtığını tetikliyor!

Özellikle boyun fıtığı olan kişilerde yapılan çalışmaların, ileri doğru baş hareketi gibi hareketlerin boyun ağrısı ve diğer komplikasyonlara yol açabildiğini gösterdiğini vurgulayan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu şöyle konuşuyor: “Yapılan çalışmalar; pilates, yoga ve kontrolsüz yapılan egzersiz programlarının, yanlış veya aşırı uygulanması durumunda özellikle mevcut boyun ve bel sorunları olan kişiler için risk oluşturabileceğini gösteriyor. Özellikle omurga ve kas iskelet sistemi sorunları olan kişilerin, herhangi bir fiziksel egzersiz programına başlamadan önce mutlaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hekimine danışmaları gerekir.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/kontrolsuz-egzersiz-bu-sorunlara-yol-acabiliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/kontrolsuz-egzersiz-bu-sorunlara-yol-acabiliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kontrolsuz-egzersiz-bu-sorunlara-yol-acabiliyor/60501/</link>
			<pubDate>Mon, 13 May 2024 14:53:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Zerdeçalın 11 faydası</title>
			<description><![CDATA[Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Zerdeçal ile özellikle de karabiberle birlikte kullanılması zerdeçal içindeki faydalı kurkumin maddesinin 2000 kat daha aktif olmasını sağlar” dedi.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Ana vatanı Çin ve Hindistan olan zerdeçal; öksürük, soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu hastalıkları başta olmak üzere deri hastalıklarından eklem rahatsızlıklarına kadar çok geniş bir alanda kullanılıyor. Zerdeçalın vücutta enfeksiyonu önleme, doku ve sistemlerin sağlığını koruma gibi birçok avantajının bulunduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Zerdeçal ile özellikle de karabiberle birlikte kullanılması zerdeçal içindeki faydalı kurkumin maddesinin 2000 kat daha aktif olmasını sağlar” dedi. 

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, zerdeçalın faydalarını paylaştı:

Alzheimer hastalığının gelişimini yavaşlatır

Alzheimer, protein plaklarının birikimine bağlı olarak beyin hücrelerinin ölümünden kaynaklanan ilerleyici bir bilişsel hastalıktır. Zerdeçal bitkisinde bulunan kurkumin hem oksidatif stresi azaltarak hem de protein birikimini önleyerek Alzheimer hastalığının gelişimi ve ilerlemesini yavaşlatamaya yardımcı olur.

İnsülini destekler

Zerdeçal, diyabet hastalarında insülinin dengelenmesine destek olur. Vücutta insülin duyarlılığını artıran kurkuminin, enzimatik tepkimeleri etkileyerek fayda sağladığı düşünülüyor. Yapılan bir çalışmada kurkuminin antidiyabetik etkisinin onaylanmış bazı şeker ilacı gruplarıyla neredeyse karşılaştırılacak kadar kuvvetli olduğu ortaya çıkmıştır.

Kardiyovasküler hastalıklardan korur

Kurkumin, kardiyovasküler hastalıklardan korunmada büyük faydalar sağlayabilir. Yapılan çalışmalar zerdeçalın; kalp yetmezliği, kalp kası hastalıkları, ilaca bağlı kalp toksisitesi, kalp krizi, inme ve şeker hastalığı ile ilişkili kardiyovasküler semptomlar gibi hastalıklara karşı korumada destekleyici olduğunu belirlemiştir.

Uçuk ve griple mücadelede önemli bir yeri vardır

Kurkumin, uçuk ve grip de dahil olmak üzere çeşitli virüslerle savaşmanıza yardımcı olabilir.

Regl öncesi semptomları hafifletir

Zerdeçal, adet öncesi semptomları hafifletmeye yardımcı olur.

Obeziteden korunmaya destek olur

Zerdeçal obeziteye sahip kişiler için de önemli faydalara sahiptir. Kurkumin adipoz doku denilen yağ kaplı hücrelerden oluşan yapının inflamatuar salgılarını azaltarak obeziteden korunmayı destekler.

Prostat kanserinde kontrolsüz çoğalmayı engelleyebilir

Zerdeçal büyüme faktörü ve nükleer faktör gibi birçok hücre yoluna müdahalede bulunarak prostat kanserinde hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına etki ederek kontrollü hücre ölümlerinin sağlanmasına yardımcı olabilir.

Depresyonla mücadeleye yardım eder

Kurkumin majör depresif bozukluğa iyi geldiği gözlemlenmiştir. Zerdeçalın bu etkiye nörobiyolojik maddelerin miktarlarını azaltarak, arttırarak veya metabolize olmalarını sağlayarak sebep olduğu düşünülüyor.

Kas kramplarına ve eklem ağrılarına iyi gelir

Zerdeçal, adet öncesi semptomları hafifletmesinin yanında kas kramplarını da azaltabilir. Ayrıca eklem ağrısını, sertliğini ve iltihaplanmayı hafifletmeye destek olur.

Hazımsızlığı önler

Zerdeçal hazımsızlık semptomlarının giderilmesine yardımcı olur. Hazımsızlığı gidermenin yanında metabolizmayı düzenleme, proteinlerin sindirimini kolaylaştırma, midenin asitlere karşı dayanıklılığını sağlama, mide mukozasını kaplayan mukusu arttırma, mide suyunun asitlik derecesini ayarlama gibi süreçlere de yardımcı olur.

Yaraları iyileştirir

Kurkuminin yara iyileşmesi üzerine olumlu etkileri bulunur.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/zerdecalin-11-faydasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/05/zerdecalin-11-faydasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/zerdecalin-11-faydasi/60478/</link>
			<pubDate>Thu, 09 May 2024 02:21:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Robotik diz protezi ameliyatının önemli 5 avantajı</title>
			<description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü Prof. Dr. Bora Bostan, robotik diz cerrahisi ile ilgili bilgi verdi.]]></description>
		    <news><![CDATA[İnsan vücudundaki en büyük ve en güçlü eklemlerden biri olan diz ekleminde ortaya çıkan deformasyon zamanla hareketi kısıtlayabiliyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde ilerleyen robotik diz cerrahisi ise hem hastalara hem de ameliyatı yapan cerrahi ekibe önemli ölçüde konfor sağlıyor. Ameliyat sırasında robotik cerrahiyle protezler en doğru şekilde konumlandırılırken, cerrahi sonrasında hasta açısından ortaya çıkan birçok avantaj yaşam konforunu yükseltiyor. Hareketli bir eklem olan diz; bağ, kıkırdak, kas ve sinir sistemine bağlı bir yapıdır. Herhangi bir travma, artrit veya başka bir sorun nedeniyle hareketinin kısıtlanması çoğu zaman cerrahiyi kaçınılmaz hale getirir. Robotik diz cerrahisi sayesinde, yüksek doğrulukta protezin yerleştirilmesi sağlanmaktadır. Kemiklerin hassas kesimleri yapılarak, bilgisayar kontrollü cihazlar kullanılmaktadır. Özellikle ileri evre diz osteoartritli (kireçlenme) yetişkinler için bir tedavi seçeneği olan robotik diz cerrahisi kişiye özel tasarlanıp yapılmaktadır. Bu 3 boyutlu model önceden planlama yapmak için kullanılır. Yani yazılım kullanılarak ameliyat öncesi planlama yapılmaktadır. Planlamaya göre cerrahi sırasında robotik kol kullanılarak kemik kesileri gerçekleştirilir. Ameliyatın tamamı cerrahın yönetimindedir. Ameliyat içinde yeniden düzenlemeler yapılabilmektedir. Cerrah daha önceden yapılan planlama ile gerçek zamanlı ameliyat alanının izdüşümlerini yazılım aracılığı ile eşleştirerek robotik kolu kullanarak ameliyatı yapar. Yapılan bir araştırmada implantların kişiselleştirilmiş bir cerrahi plan doğrultusunda daha doğru şekilde yerleştirildiği belirlenmiştir. Ameliyatın, implantı diz eklemine konumlandırmak için ameliyat sırasında robot kolunu yönlendiren ortopedi cerrahı tarafından gerçekleştirildiğinin anlaşılması önemlidir. Robotik kol ameliyat yapmaz, kendi başına karar vermez veya cerrah robotik kolu yönlendirmeden hareket etmez. Sistem sayesinde cerrahın ameliyat sırasında planda gerektiği gibi ayarlamalar yapmasına da olanak tanır. Total diz protezi ameliyatları, diz kireçlenmesi olan hastalarda uzun yıllardır başarı ile uygulanan bir yöntemdir.

Diz protezi ameliyatlarında robotik cerrahinin avantajları ise: “Kişiye özel kemik kesileri yapılarak aşırı kesilerden kaçınılmaktadır. Yumuşak doku hasarı daha azdır İmplantların konumlandırılmasının en doğru şekilde yapılır. Ameliyat sonrası ağrı seviyesi düşük, iyileşme daha hızlıdır. Hastanede kalış süresi daha kısadır.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/robotik-diz-protezi-ameliyatinin-onemli-5-avantaji.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/robotik-diz-protezi-ameliyatinin-onemli-5-avantaji_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/robotik-diz-protezi-ameliyatinin-onemli-5-avantaji/60412/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 01:39:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sabah yürüyüşü depresyonu önlüyor</title>
			<description><![CDATA[Gün ışığının azaldığı kış aylarında mevsimsel depresyon yaşayan bireylerde, beyindeki serotonin seviyelerinde azalma gözlemlendiğini vurgulayan uzmanlar, bu durumun, özellikle kadınlarda daha fazla duygusallığa yol açabildiğini söylüyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, mevsimsel depresyon hakkında bilgi vererek, tedavisini anlattı.

Genellikle yaz ve kış aylarında ortaya çıkıyor

Mevsimsel depresyonun, genellikle yaz ve kış aylarında ortaya çıkan bir ruh sağlığı sorunu olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Bu tür depresyonlar, genellikle en az 2 hafta boyunca devam eden belirgin semptomlarla karakterizedir. Eğer bu semptomlar sürekli olarak tekrar ediyorsa, bireylerin profesyonel destek almaları önemli. Mevsimsel depresyon, tipik olarak iki sene üst üste yaz veya kış aylarında yaşanan belirtilerle tanımlanıyor. Bu belirtiler arasında ruh halinde belirgin değişimler, enerji kaybı, uyku düzeninde değişiklikler, ilgi kaybı, değersizlik hissi ve konsantrasyon güçlüğü bulunabilir” dedi.

Gün ışığı azaldığında serotonin de azalıyor

Gün ışığının azaldığı kış aylarında mevsimsel depresyon yaşayan bireylerde, beyindeki serotonin seviyelerinde azalma gözlemlendiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Bu durum, özellikle kadınlarda daha fazla duygusallığa yol açabilir. Kış mevsiminde, bireyler genellikle daha içe dönük, hareketsiz ve mutsuz hissederler. Öte yandan, yaz aylarında mevsimsel depresyon yaşayanlar daha az sayıdadır, ancak yine de mevsim değişiklikleriyle ilişkilendirilen belirtiler gösterebilirler. Yaz depresyonu genellikle huzursuzluk, yüksek düzeyde anksiyete, iştah kaybı ve uykusuzluk gibi semptomlarla ilişkilidir” diye anlattı.

Kış aylarında güneş ışığına maruz kalma süresini artırmak tedavinin bir parçası

Mevsimsel depresyonun tedavisinin, semptomların şiddetine ve bireyin ihtiyaçlarına bağlı olarak değiştiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Tedavi seçenekleri arasında ışık terapisi, ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı değişiklikleri yer alabiliyor. Özellikle kış aylarında güneş ışığına maruz kalma süresini artırmak, fiziksel aktiviteyi artırmak ve düzenli bir uyku programı oluşturmak semptomları hafifletmede yardımcı olabilir” dedi.

Pozitif düşüncelere odaklanmak da tedaviye yardımcı oluyor

Sürekli semptomlar yaşayan bireylerin profesyonel yardım almasının önemine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Bu süreçte, özellikle ışık tedavisi gibi doğal çözümler önemli bir rol oynayabilir. Sabah saatlerinde güneş ışığında yürüyüş yapmak, depresyon semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabiliyor. Işık tedavisi, özellikle kış aylarında güneş ışığından yoksun kalan bireyler için önemli bir destek sağlayabilir. Her tür depresyonda olduğu gibi, mevsimsel depresyonda da aktif olmak ve pozitif bir zihniyeti korumak önemlidir. Yürüyüş yapmak, pozitif düşüncelere odaklanmak ve olumsuzlardan uzaklaşmak, yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabilir. Bu süreçte, işlevselliğin kaybedilmesi veya günlük aktivitelerin zorlaşması gibi belirtiler gözlemleniyorsa, profesyonel destek almak önemlidir” şeklinde konuştu.

D vitamini takviyesi almak depresyon semptomlarını hafifletebiliyor

Depresyon süreci uzadıkça, bireylerin iş performansında düşüş, sosyal ilişkilerde bozulma ve hatta aile içi anlaşmazlıkların artması gibi sorunlarla karşılaşmasının olası olduğunu da söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Bu dönemlerde, bireyler genellikle daha alıngan ve hassas bir durumda olabilirler. Kişiselleşen bu sorunlar, depresyonun daha ağır ve uzun süreli bir hal almasına yol açabilir. Bu nedenle, mevsimsel depresyonla başa çıkmak için bireylerin pozitif yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları önemlidir. Biyolojik saatin düzenli olması, mevsimsel depresyonun önlenmesinde kritik öneme sahiptir. Güneş ışığına maruz kalmak için yürüyüş yapmak ve D vitamini takviyesi almak, depresyon semptomlarını hafifletebilir. Ayrıca, düzenli ve kaliteli uyku da zihinsel ve fiziksel sağlığı destekler. Bu öneriler, mevsimsel depresyonun etkilerini azaltmada yardımcı olabilir” dedi.

18-30 yaş aralığındaki genç yetişkinlerde daha sık görülüyor

Mevsimsel depresyonun, herkesi aynı şekilde etkilemediğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Özellikle kadınlar, kuzey ya da güney kutuplarına daha yakın bölgelerde yaşayanlar ve 18-30 yaş aralığındaki genç yetişkinlerde daha sık görülür. Ailede mevsimsel depresyon öyküsü olan bir bireyde bu durumun daha yüksek olma ihtimali bulunuyor. Mevsimsel depresyon yaşayanlar, azalan gün ışığına maruz kaldıklarında daha belirgin semptomlar gösterebiliyorlar. Bu durum, depresyonun etkilerini artırabiliyor. Bu dönemde kişinin hayatıyla ilgili önemli kararlar almaması öneriliyor” diye konuştu.

Bahar yorgunluğu ile mevsimsel depresyon farklı mıdır?

Bahar yorgunluğu ve depresyonun, birçok kişi tarafından birbiriyle karıştırılan ancak farklı tanımlara sahip iki durum olduğunu da belirten Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Bahar yorgunluğu, mevsim geçişlerindeki fizyolojik değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan geçici bir durumdur. Bu dönemlerde, vücutta kan sayımında veya vitamin seviyelerinde dalgalanmalar yaşanabilir. Bu nedenle, bir sağlık kontrolü ile bu faktörlerin düzenlenmesi genellikle yararlı olabilir. Eğer bahar yorgunluğu belirtileri yıllar boyunca devam ediyorsa, bu durum depresyonun habercisi olabilir. Bu aşamada, depresyonun daha ileri bir evrede oluşmadan tedaviye başlamak önemlidir. İlaç tedavileri, bireyin depresyona girmesini önlemekte ve yaşam kalitesini artırmada yardımcı olabilir” dedi.

Depresyonun beslenmeyle ilişkisi var mıdır?

Depresyonun belirtilerinden birinin iştahta azalma olduğuna da vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Ancak, bahar ve kış aylarında genellikle iştah artışı görülür ve bireyler daha fazla karbonhidrat tüketebilir, bu da kilo artışına neden olabilir. Bu değişiklikler, kişinin kendi bedeninden memnuniyetsizlik duymasına ve depresyon belirtilerinin derinleşmesine yol açabilir. Ayrıca, yeterli ve dengeli beslenmeme durumunda vitamin eksiklikleri oluşabilir. Bu eksiklikler, depresyon eğilimini artırabilir. Özellikle B vitaminleri, Omega-3 yağ asitleri gibi besin öğelerinin eksikliği depresyon belirtilerini şiddetlendirebilir.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/sabah-yuruyusu-depresyonu-onluyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/sabah-yuruyusu-depresyonu-onluyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/sabah-yuruyusu-depresyonu-onluyor/60411/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 01:37:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklarda beyin tümörünün ilk sinyali olabilir!</title>
			<description><![CDATA[Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.  ]]></description>
		    <news><![CDATA[Günümüzde tıp dünyasında atılan dev adımlar, beyin tümörlerinin tedavisinden etkin sonuçlar alınmasını sağlıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar elde edilmesinde erken tanı ve tedavinin kilit rol oynadığına işaret ederek, “Erken tanı için ebeveynlerin bazı belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Özellikle baş ağrısı, bulantı ve kusma, en yaygın görülen üç belirtiyi oluşturmaktadır. Çocuğun her gün ısrarlı baş ağrısından yakınması ve özellikle sabahları yataktan kalkar kalkmaz, henüz yemek yemeden fışkırır tarzda kusması, beyin tümörünün önemli bir işareti olabilmektedir. Dolayısıyla bu yakınmaları olan çocuğa mutlaka beyin MR tetkiki yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocukluk çağı beyin tümörleriyle mücadelede ebeveynlerin rolünün de büyük önem taşıdığını belirterek, “Hastalığın erken sinyallerini tanımak, çocuğu düzenli sağlık kontrollerine götürmek ve tedavi sürecinde psikolojik destek sağlamak, tedavinin başarı şansını arttıran faktörler arasındadır” diyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Çocukluk çağı beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün tipine ve konumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocuklarda gelişen iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor:

Bebeklerde 


	Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi,
	Güçsüz emme refleksi,
	Aktivite düşüklüğü,
	Bulantı, kusma ve kilo kaybı.


Çocuklarda


	Bulantı, kusma ve baş ağrısı,
	Gözlerde kayma,
	Konuşma bozukluğu,
	El-kol koordinasyon bozukluğu,
	Kol ve bacaklarda güç kaybı,
	Denge problemleri.


Genellikle ameliyata başvuruluyor! 

Çocuk beyin cerrahı tarafından tümörün cinsi, yerleşim yeri, yayılımı, büyüklüğü, el ve kolu hareket ettiren yollara olan yakınlığı gibi parametreler değerlendirilerek tümöre uygun bir tedavi planlanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, tedavide genellikle cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, “Nadiren de olsa bazı nörofibramatözis gibi genetik hastalıklarla beraber görülen tümörler ve bazı iyi huylu tümör çeşitlerinde cerrahi yerine izlem önerilebilmektedir. Fakat takip sırasında yapılan beyin MR’larında görülecek en ufak bir değişiklikte doku örneği alınması şarttır. Tümörün cinsi ile ilgili en son kararı her zaman ameliyat sırasında alınan doku örneği ile patoloji bölümü söyleyecektir” bilgisini veriyor.

Tedavideki gelişmeler umut veriyor!

Çocukluk çağında oluşan her 6 tümörden birinin beyinde yerleştiği belirtiliyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si ise 11 – 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocuklarda ilk 12 ayın altında gelişen beyin tümörleri de yaklaşık yüzde 5.5 oranında görülüyor. Erken tanı ve tedavi, çocukluk çağında gelişen beyin tümörlerinin üstesinden gelmede kritik bir öneme sahip. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,  gelişen tıbbi teknolojiler ve tedavi yöntemlerinin bu zorlu mücadelede umut verici sonuçlar sunduğuna işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin tümörlerinin tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yer almakta olup, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş tedavi planları uygulanmaktadır. Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefe yönelik kemoterapiler geliştirilmektedir. Ayrıca tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilen ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlara günümüzde akıllı ilaç diyoruz. Bu sayede iyi veya kötü huylu tümörlerin yeniden büyümeleri ve beynin diğer bölgelerine yayılmaları önlenebilmektedir”  Özellikle  bazı tümör türlerinin gelişim aşamalarını anlayabilmede moleküler testlerin oldukça önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Memet Özek, “Bu testler sonucunda hastalığın gidişatı açısından daha net bilgiler elde edebilmekte ve ayrıca sadece o moleküler değişikliklere sahip hücreleri yok etmeyi amaçlayan hedefli tedaviler planlanabilmektedir” diye konuşuyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir/60396/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 01:07:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Cevizin 6 faydası</title>
			<description><![CDATA[Ceviz, lezzetli tadı ve doyuruculuğu sayesinde en popüler kuru yemişler arasında yer alıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Ceviz, lezzetli tadı ve doyuruculuğu sayesinde en popüler kuru yemişler arasında yer alıyor. Cevizin besin değeri açısından da çok zengin olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Ceviz, içerisindeki zengin yağ asitleri, antioksidanlar, vitaminler ve mineraller kalp rahatsızlıklarından beyin hastalıklarına, hafıza sorunlarından diyabete, kanser riskinden korunmaya ve cilt sağlığının desteklenmesine kadar birçok fayda sağlıyor. Sağlıklı bir yaşam için cevizi beslenme rutininin bir parçası haline getirmek gerekiyor” şeklinde konuştu.

Cevizin kalorisi yoğun olduğu için vücuda iyi enerji sağladığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Tokluk süresini uzatır ve kan şekerini dengeleyerek kilo vermeye yardımcı olur. Günlük ceviz tüketim miktarı 1 fincana denk gelecek şekilde ortalama 30-60 gram olmalı. Düzenli ve ölçülü ceviz tüketiminin pek çok yararı bulunuyor öyle ki yapılan araştırmalarla özellikle meme, prostat ve kolorektal gibi kanser türlerinin oluşma riskini bile azalttığı görülüyor. Ancak ceviz tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken bir nokta var o da cevizin en çok alerjiye sebep olan ilk 8 besin arasında yer alması. Bu sebeple dikkatli tüketilmesinde fayda var” açıklamasında bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, cevizin sağladığı en önemli faydaları 6 maddede sıraladı:

Antioksidan etkisi yüksektir

Ceviz, fındık, fıstık, kaju ve badem gibi diğer kuru yemişlere oranla daha fazla antioksidan içeriğe sahiptir. Bu sayede kötü kolesterol olarak bilinen LDL değerlerini düşürmeye yardımcı olup kalbi bu duruma bağlı oluşabilecek hastalık risklerine karşı korur ve ayrıca tiroit fonksiyonlarını destekler.

Vücutta iltihaplanmayı önler

Vücuttaki fazla iltihaplanma yani inflamasyon; tip 2 diyabet, kanser, kalp hastalığı ve Alzheimer gibi birçok ciddi hastalığa yol açabilir. Cevizdeki inflamasyon karşıtı etki gösteren; ALA, omega-3, omega-6 yağları, magnezyum, aminoasit ve arginin gibi maddeler inflamasyonu azaltmaya yardımcı olur.

Bağırsak sağlığını güçlendirir

Bağırsak mikrobiyotasının sağlıksız olması yalnızca bağırsakların düzgün çalışmamasını değil, vücudun iltihaplanmasına da neden olarak kalp hastalığı, obezite, kanser gibi durumların görülmesine de neden olabilir. Düzenli bir şekilde ceviz tüketen kişilerde tüketmeyenlere oranla hem bağırsak fonksiyonlarının normal çalışması hem de kalp, obezite gibi bazı kronik hastalıkların daha az görülmesine katkı sağlar.

Kan basıncını kontrol eder

Ceviz yüksek kan basıncını kontrol altına alır ve böylece bu duruma bağlı olabilecek hastalık risklerinin önüne geçmeye yardımcı olur.

Sağlıklı yaşlanmaya yardımcı olur

Yaşlandıkça fiziksel yetenekleri kullanma ve hareketli olma zorlaşabilir. Fiziksel yetileri sağlıklı bir şekilde sürdürmek için de iyi bir beslenme düzeninin olması önemlidir. Cevizde fiziksel işlevlerin devamlılığını sağlamaya yardımcı olan temel vitaminler, mineraller, kalori, lif ve yağlar bulunur.

Doğurganlığın artmasını sağlar

Ceviz yemenin erkek üreme sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunur. 117 erkek üzerinde yapılan bir çalışmada, düzenli ve belirli bir miktarda ceviz tüketiminin sperm hücrelerinin kalitesini artırdığı, spermin canlılığını ve hareketliliğini daha iyi hale getirdiğini belirtilmiştir. Düzgün ve sağlıklı bir beslenme şekli olmayan erkeklerin düzenli ceviz yemesi, sperm hücreleri üzerindeki olumsuz etkileri azaltıp erkek üreme sağlığına faydalı olabilir.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/cevizin-6-faydasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/04/cevizin-6-faydasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/cevizin-6-faydasi/60392/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 00:18:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Paranızı Boşa Harcayacağınız 10 Bakım Ürünü</title>
			<description><![CDATA[Uzman Estetisyen ve Eğitmen Gökçen Kırkpınar, “Paranızı Boşa Harcayacağınız 10 Bakım Ürünü” Adlı makaleyi kaleme aldı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Bunlar çok sık tüketilen ürünlerden biridir. Eğer güzel bir cilt bakım rutininiz yoksa ve sadece bu bantları kullanıyorsanız siyah noktalarınız daha da artacaktır. İçindeki maddeleri bilmediğiniz için ve her burun bandı birbirinden farklı olduğu için cildinizi tahriş edebilirler. Burun bandı kullanarak cilt hastalıklarına zemin oluşturabilirsiniz. Kullanılacaksa 2-3 ayda bir kez güzel bir sıcak buhar banyosu yaptıktan sonra ve ardından yüz yıkama jeli ve tonikle yüzünüzü temizledikten sonra gözeneklerin siyah noktalardan temizlenmesine biraz da olsa yardımcı olabilirsiniz. Burun bantlarının çok fazla kötüye kullanımı olduğu için ve bundan zarar gören çok insan olduğu için kullanımı pek önerilmiyor.

MAKALENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/paranizi-bosa-harcayacaginiz-10-bakim-urunu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/paranizi-bosa-harcayacaginiz-10-bakim-urunu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/paranizi-bosa-harcayacaginiz-10-bakim-urunu/60213/</link>
			<pubDate>Sat, 30 Mar 2024 21:47:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Menopoz yaşını öne çeken 7 hatalı alışkanlık!</title>
			<description><![CDATA[Kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği dönem ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor. Ülkemizde kadınlar genellikle 45-49 yaşları arasında menopoza giriyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Burcu Yılmaz, ancak bazı hatalı alışkanlıklarımızın menopozu hızlandırdığına işaret ederek, “Menopoz önlenebilir ya da geciktirilebilir bir durum değildir. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Menopoz yaşını öne çekebilen aile öyküsü, genetik etkenler, bazı cerrahi müdahaleler gibi faktörler de değiştirilemez. Ancak süreci hızlandırabilen bazı hatalı alışkanlıklara dikkat ederek menopoza daha erken yaşta girilmesi önlenebilmektedir. Özellikle sigara kullanımı menopoza girme sürecini hızlandıran en önemli etkenlerden biridir. Yapılan araştırmalara göre, sigara alışkanlığı menopozu ortalama 2 yıl öne çekmektedir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Burcu Yılmaz, menopoz sürecini hızlandıran hatalı alışkanlıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Sigara içmek

Uzun süreli ve düzenli sigara içen her 10 kadından 1’inin erken menopoz için risk altında olduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Günde bir paket ve üzeri sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl önce girdikleri belirtiliyor. Bu etkinin sigara dumanında bulunan polisiklik hidrokarbonların yarattığı doku toksisitesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

D vitaminini ihmal etmek

Yapılan çalışmalarda, D vitamini eksikliğinde daha az folikül, yani yumurta geliştiği gözlenmiş. D Vitamini düzeylerini karşılaştırarak yapılan bir çalışmada, D vitamini alan grupta erken yaşta menopoza girme riskinin yüzde 17 daha düşük olduğu tespit edilmiş. D vitamini ve güneş ışığından maksimum düzeyde faydalanabilmek için Mart-Ekim ayları arasında, 11.00-15.00 saatleri dışında, her gün 25-30 dakika güneşlenmeniz çok önemli. Ayrıca her yıl mutlaka D vitamini seviyenize baktırıp, gerekirse takviye ilaç almak için hekiminize başvurmayı ihmal etmeyin.

Vücut ağırlığına dikkat etmemek

Beden kitle indeksinin normalin üzerinde veya altında olması da menopozu hızlandırabilen önemli  bir risk faktörü. Çok zayıf olmak, örneğin yağ kitle indeksinin yüzde 12’inin altında olması daha az yağ dokusu, dolayısıyla daha az östrojen deposuna sahip olmak demek. Çünkü östrojen dengesi periferal yağ dokuyla birebir ilişkili oluyor. Anormal düzeyde düşük yağ dokusu adetlerin kesilmesine ve her 3 kadından 1’inin daha erken yaşta menopoza girmesine neden olabiliyor. Dr. Burcu Yılmaz, öte yandan obezitenin de menopozu hızlandıran önemli etkenler arasında yer aldığını belirterek, “Periferik yağ dokusu arttıkça östrojen dengesi bu sefer de terazinin diğer yönünde olumsuz olarak etkilenerek, adet döngülerini ve yumurta kalitesini olumsuz etkilemektedir” diye konuşuyor.

Kalsiyumdan yetersiz beslenmek

Yapılan çalışmalarda kalsiyumdan zengin beslenen kadınlarda erken menopoz yüzde 13 oranında daha az gözlenmiş. Dr. Burcu Yılmaz, menopozun daha erken yaşta gelişme riskine karşı kalsiyumdan zengin beslenmeye önem verilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Beslenme listesine kalsiyumdan zengin gıdalar eklemek kemik sağlığının yanı sıra yumurtalık fonksiyonları açısından da önem taşımaktadır. En önemli kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir. Bunun dışında pekmez, susam, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyveler, fındık ile fıstık da kalsiyumdan zengin besinlerdir ” diyor.

Hareketsiz bir yaşam sürmek

Hareketsiz bir yaşam tarzı toksinlerin vücutta birikmesine neden oluyor. Bunun aksine düzenli yapılan egzersiz sayesinde kalp hızının artması oksijenli kanın vücuda daha fazla pompalanmasını sağlıyor. Dolaşımdaki bu artış toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca egzersiz vücut ısısını artırarak toksinlerin atılmasında rol oynayan ter bezlerini tetikliyor. Düzenli egzersiz menopozal geçiş dönemi ve semptomları da hafiflettiği için oldukça önemli. Haftada en az 3 gün düzenli olarak egzersiz yapmayı alışkanlık edinin.

Sağlıksız beslenmek

İşlenmiş besinler, rafine karbonhidrat ve basit şekerler kan şekerinde ani iniş ve çıkışlara sebep oluyorlar. Bunun sonucunda hormon regülasyonunu bozarak potansiyel olarak erken menopoza yol açabiliyorlar. Aynı şekilde doymuş ve trans yağlar da hormon regülasyonunu bozabiliyor. Bu konuda kanıta dayalı çalışmalar devam ediyor.

Kronik strese maruz kalmak 

Kronik strese maruz kalmak, uzun süren yüksek kortizol seviyeleri maruziyeti anlamına geliyor. Bu durum da vücuttaki hormon dengesini, özellikle östrojen ve yumurtlama düzenini, dolayısıyla adet düzenini etkileyebiliyor.

Bu belirtilerde mutlaka hekime başvurun! 

Özellikle adet döngüsündeki değişiklikler, örneğin kanamanın yoğunluğundaki ya da sıklığındaki ani değişimler menopoza işaret edebiliyor.Adet döngüsü normalde 28 günde gerçekleşiyor. Adet döngüsünün sıklaşarak 22 güne kadar düşmesi, yumurtalık rezervindeki azalmanın ilk sinyali olabiliyor. Dr. Burcu Yılmaz, adet döngüsünde yaşanan değişimlerde mutlaka hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunarak, “Hekiminiz sizi klinik ve ultrasonografik olarak değerlendirecek, tanıyı gerekirse laboratuvar bulgularıyla destekleyecektir. Yumurtalık rezervindeki azalmanın tespiti durumunda öncelikle yumurta dondurma ve yardımcı üreme yöntemleri gibi koruyucu doğurganlık önlemleriyle ilgili sizi bilgilendirecektir” diyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik/60165/</link>
			<pubDate>Sat, 23 Mar 2024 04:44:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ramazan&#39;da midenizi rahatlatan 10 etkili öneri!</title>
			<description><![CDATA[İftar yemeklerinde besinleri hızlıca tüketiyor, ana yemeğin ardından genellikle şerbetli tatlılara yöneliyoruz. Hamurlu yemekleri de soframızdan eksik etmiyoruz. Ramazan’da yaptığımız bir başka önemli hata ise yemek sonrasında hareket etmek yerine koltuğa uzanmak oluyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, uzun süren  açlık ve hatalı beslenme alışkanlıkları nedeniyle Ramazan’da mide sorunlarında  artış görüldüğüne dikkat çekerek, “Uzun süre aç kaldıktan sonra iftarda fazla miktarda ve hızlı yemek yenmesi nedeniyle midenin boşalma zamanının uzaması ve midenin asit miktarının artması; hazımsızlık, reflü, gastrit ile ülser gibi mide sorunlarını tetiklemektedir” diyor. Mide sağlığı için iftar ile sahur arasında tek öğün yerine az ve sık beslenilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Oya Yönal, “Acılı baharatlı yemekler, asitli içecekler, yağlı yiyecekler, kızartmalar ve hamur işleri gibi  sindirimi zor yiyeceklerden uzak durmak da çok önemlidir. İhmal edilmemesi gereken bir başka önemli konu ise iftar ile sahur arasında günlük su ihtiyacını karşılamaktır” diyor.  Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, Ramazan’da mide sorunu yaşamamak için dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Çorbadan sonra 15 dakika ara verin 

İftarınızı çorba ve salata gibi hafif yemekler ile  açmanız, ana yemeğe geçmek için 15 dakika beklemeyi alışkanlık edinmeniz çok önemli. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, hazımsızlık, gastrit ve reflü gibi sorunları önlemek için midemizi dinlendirmemiz gerektiğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla çorba veya salatadan sonra hemen ana yemeğe geçilmemesi gerekir.  Ayrıca iftarda aşırı yağlı, acılı ve kızartılmış besinler yerine; hazmı kolay sebze ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmelidir. Aşırı şerbetli, yağlı tatlılardan da kaçınmalı; sütlaç, güllaç ve muhallebi gibi sütlü tatlılar veya meyve tatlıları tüketilmelidir”

Besinleri 3 öğünde tüketin

İftarda boş mideyi birden doldurmak mide rahatsızlıklarına sebep olduğu için iftardan sahura kadar öğün sayısını artırıp, aralıklı  beslenmeye özen gösterin. Öğünlerinizi sahurda ve iftarda iki ana öğün ve ara öğün şeklinde düzenleyebilirsiniz. Böylece gün içinde almanız gereken besinleri 3 öğüne bölmüş, dolayısıyla tek bir öğüne yüklememiş olursunuz.

Porsiyonlarınızı küçültün

Uzun süreli açlık nedeniyle yemekleri hızlıca ve bir anda tüketmek midede şişkinlik, reflü şikayetleri ve kilo alımına yol açabiliyor. Prof. Dr. Oya Yönal, bu nedenle az az küçük porsiyonlar şeklinde beslenmeniz gerektiğini belirterek, “Tabağa tüm besinleri doldurmak yerine, her besini tükettikten sonra diğer yemeğe geçmek alışkanlık edinilmelidir” diyor.

Besinleri iyice çiğnemeden yemeyin

Uzun süreli açlık sonrasında mide hareketleri yavaşladığı için besinleri iyice çiğneyerek aralıklı beslenmek midede şişkinlik ve hazımsızlık şikayetlerini azaltıyor.

Bu besinlerden uzak durun! 

Reflü sorununuz varsa acılı ve baharatlı yemekler, asitli içecekler, yağlı yiyecekler ile kızartmalar gibi sindirimi zor yiyecekler ve kahve ile sigaradan uzak durmanız gerekiyor. Ayrıca yatar pozisyondayken yiyeceklerin mideden yemek borusuna geri gelmesi kolaylaştığı için yemekten sonra hemen yatmak özellikle reflü şikayetlerini artırıyor. Bu nedenle yemek ile yatma saati arasında 2-3 saat bırakmayı ihmal etmeyin.

Sahurda ağır yemeklerden kaçının

Sahurda ağır yemeklerden kaçınmaya dikkat edin. Süt, yumurta ve peynir gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan mideyi rahatsız etmeyecek bir öğün tercih etmelisiniz.

Bol bol su için

Uzun süreli açlıkta vücutta sıvı kayıpları oluyor ve fazla su tüketilmediğinde kabızlık gelişebiliyor. Ramazan’da günlük ihtiyacınız olan 2-2.5 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin.

Yemeklerin pişirme yöntemine dikkat edin

Mide sağlığınızı korumak için önem vermeniz gereken bir başka önemli nokta ise yemeklerin pişirme yöntemine dikkat etmeniz olmalı. Mide sağlığınız için ızgara, haşlama veya fırında yapılan yemekleri tercih etmeli, kavrulmuş ve kızartılmış besinlerden ise kaçınmalısınız.

Bağırsakları harekete geçirin

Uzun süre sıvı alamamak, lifli gıdalarla beslenmemek, fast food türü yiyecekler ile hamur işi besinler tüketmek ve hareketsizlik kabızlık şikayetlerini artırıyor. Çorba ve salata ağırlıklı beslenmek, lifli yiyecekler tüketmek, öğünler arasında hurma, kayısı, erik ve komposto gibi bağırsak hareketlerini hızlandıracak gıdalara yönelmek ise kabızlık şikayetlerinin azalmasını sağlıyor.

İftardan sonra yürüyüş yapın

Sindirime yardımcı olmak için iftardan sonra televizyon veya bilgisayar karşısına geçmek yerine kısa mesafeli yürüyüşler yapmayı alışkanlık edinin.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/ramazan-da-midenizi-rahatlatan-10-etkili-oneri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/ramazan-da-midenizi-rahatlatan-10-etkili-oneri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/ramazan-da-midenizi-rahatlatan-10-etkili-oneri/60112/</link>
			<pubDate>Sat, 16 Mar 2024 20:05:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Glokom kalıcı görme kaybına yol açmasın!</title>
			<description><![CDATA[Göz sinirinde incelme ve kalıcı görme alanı kaybıyla karakterize bir göz hastalığı olan glokom dünyada 70 milyon kişiyi etkiliyor. Ülkemizde 550 bin kişide glokom tespit edilmiş olsa da  hasta sayısının bu rakamın 4 katı olduğu düşünülüyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kalıcı görme kaybının en sık görülen nedenlerinden biri olan ve her yaşta oluşabilen glokom genellikle 40 yaşın üstündeki kişileri tehdit ediyor.   Pek çok hastalıkta olduğu gibi glokomda da erken tanı çok önemli. Zira göz hekimine düzenli gidilmediği takdirde tanı gecikebiliyor, bunun sonucunda görme alanında ve görmede geri dönüşü olmayan kayıplar gelişiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, erken tanı konulduğunda ise glokomun kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, “Bu sayede görme alanını ve görmeyi korumak mümkün olmaktadır. Erken tanı için herkesin, özellikle de riskin artmış olduğu 40 yaş üstündeki kişilerin yılda bir kez göz muayenelerini ihmal etmemeleri gerekmektedir” diyor.

Kardeşlerde risk 4 kat artıyor! 

Toplumda ortalama göz içi basıncı 16 mm Hg oluyor ve11-21 mmHg aralığı normal sayılıyor. Glokomun ‘normal tansiyonlu glokom’ adı verilen ve göz içi basıncının normal seyrettiği tipi olsa da, bu hastalık genellikle yüksek göz içi basıncıyla birlikte görülüyor.En yaygın tipi olan primer açık açılı glokomda göz içindeki sıvıyı göz dışına atan kanallarda tıkanma oluyor, sıvı göz içinde birikiyor ve bunun sonucunda göz içi basıncı artıyor. Bu basınç artışı da göz sinirinde tahribata yol açıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, glokomda en yaygın görülen primer açık açılı glokom için risk faktörlerini ‘yaşlanma, doğum kontrol hapı kullanımı, diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar ve migren gibi hastalıklar’ olarak sıralıyor. Bunların yanı sıra  aile hikayesinin de önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Prof. Dr. Banu Coşar, “Risk çocuklarda 2 kat artarken, kardeşlerde ise daha da yükselerek 4 kat  olmaktadır” diyor.

Yan taraflarınızda bulunan eşyalara çarpıyorsanız, dikkat! 

Primer açık açılı glokomda eğer hasar ilerlemediyse, başlangıçta görsel belirtiler olmuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, “Bu nedenle hastalar göz doktoruna başvurmadıkları sürece glokomları olduğunu anlamazlar”  uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Glokoma ‘sinsi bir hastalık’ denmesinin nedeni budur. Hastalık ancak çok ilerlediğinde geri dönüşsüz görme alanı kaybı ve görme kaybı gelişebilmektedir. Glokom ilerlediğinde görme alanı yanlardan daralmaya başlamaktadır. Glokomu olanlar yanlarındaki eşyaları görmeyip, çarpabilirler. Bu durum araba kullanırken de güvenliği tehdit edebilir. Glokomun son evrelerinde ise tam körlük gelişebilmektedir”

Görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor! 

Glokomun teşhis edilmesinde görüntüleme yöntemleri büyük önem taşıyor. Bilgisayarlı görme alanı, pakimetri, stereo disk fotoğrafı, konfokal tarayıcı lazer oftalmoskop ile optik koherans tomografi (OCT)glokomun tespit edilmesindebaşvurulan yöntemleri oluşturuyor. Yapılan çalışmalar, dünyada 6.5 milyon kişinin glokom nedeniyle kalıcı görme kaybı yaşadığını ortaya koyuyor. Oysa erken tanı ve tedavi sayesinde görme sinirinde gelişecek olan hasar durdurulabiliyor, böylece görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor. Tedavide göz tansiyonunun ilk seviyesinden yüzde 25 oranında düşürülmesi hedefleniyor. Ancak her göz için hedeflenen göz içi basıncı; tedavi öncesindeki basınç değeri, göz sinirinde oluşan hasarın şiddeti, hasarın ilerleme riski ve hastanın yaşı gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak saptanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, glokomun göz damlaları, lazer ve ameliyat ile tedavi edildiğini belirterek, “Genellikle ilk aşamada başvurulan göz içi damlaları sıklıkla etkili olabilmektedir. Glokom damlaları 5 temel gruptan oluşurken, pek çok kombine ilaçlardan da faydalanılmaktadır” diyor.

Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor

İlaç tedavisinden cevap alınamayan veya ilaçlara karşı alerji gelişmesi gibi durumlarda göz içi basıncını düşürmek için lazer veya ameliyat yöntemlerine başvuruluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir lazer yöntemi olan SLT (selektif laser trabeküloplasti) tedavisinin son yıllarda yaygın olarak kullanıldığını ifade ederek, “Glokomda bir diğer lazer tedavisi olan siklofotokoagülasyon’un ise TCP (transskleral diot siklofotokoagülasyon) ve ECP (endoskopik diod siklofotokoagülasyon) tipleri mevcut. ECP genellikle katarak cerrahisi ile birlikte kullanılırken, TCP yöntemine ise diğer yöntemlere cevap vermeyen hastalarda son çare olarak başvurulmaktadır”  diyor. Prof. Dr. Banu Coşar, yine etkin sonuçlar sağlanan cerrahi tedavi yöntemlerinde başta trabekülektomi olmak üzere derin sklerektomi ve viskokanalostomi gibi tekniklerden faydalandıklarını vurguluyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/glokom-kalici-gorme-kaybina-yol-acmasin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/glokom-kalici-gorme-kaybina-yol-acmasin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/glokom-kalici-gorme-kaybina-yol-acmasin/60087/</link>
			<pubDate>Sat, 16 Mar 2024 15:40:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ramazan&#39;da kaçınılması gereken 6 hata</title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayında normal beslenme düzeni değişiyor, iftar ve sahur ile öğün sayısı sınırlanıyor. Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin hem fiziksel sağlığı koruduğunu hem de oruç tutarken enerji seviyesinin daha yüksek kalmasını sağladığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, kaçınılması gereken 6 hatayı paylaştı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yeterli su için!

İftar ve sahur arasında geçen sürede mutlaka 10-15 bardak su içilmeli. Fazla çay ve kahve içmek su tüketimine engel olur. Bu nedenle bir fincandan fazla çay-kahve tüketmemeye özen gösterilmeli.

Her gün pide yemeyin!

İftar sofralarının vazgeçilmezi olan pide tüketimine sıklık ve miktar olarak dikkat edilmeli. Bir avuç içi büyüklüğünde pide bir dilim ekmeğe eş değerdir. Diyette olduğu gibi Ramazan’da da yasak değil, denge var. Ramazan’da bizleri uzun süre tok tutan, lif kaynağı, kan şekerini dengeleyen tam tahıllı veya çavdar ekmeği tüketilebilir. Bu sebeple pide tüketiminde miktar kadar tüketim sıklığı da önemli. Yani haftada 2 ya da en fazla 3 gün iftarda ana yemeklerle pide tüketilebilirken, diğer günler tam tahıllı besinlere tam buğday ekmek veya çavdar ekmeği veya buğday, bulgur gibi besinlere yer verilmeli.

Sahura kalkmadan oruç tutmayın!

Sahur ve iftar arasındaki açlık süresi düşünülerek sahur mutlaka yapılmalı ve besin içeriğine dikkat edilmeli. Sahurda uzun süre tok tutan, sindirimi kolay protein kaynaklarına yani süt, yumurta, peynir ve kan şekerini dengeleyen tam tahıllı ekmeğe yer verilmeli. Böylece sahur yapan kişiler gün içinde tok kalarak su tüketimiyle de sıvı kaybını en aza indirir. Sahur yapılmadığı taktirde gün içinde kan şekerinde düşme, baş ağrısı, sindirim problemleri, halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, mide bulantısı gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

İftardan sonra tatlı tüketimine dikkat edin!

İftardan sonra hızlı yükselen ve sonrasında düşen kan şekeriyle vücut tatlı ihtiyacı hisseder. Vücuttaki sağlıklı dengeyi oluşturabilmek için iftardan 1-2 saat sonra bir ara öğün yapılmalı. Bu ara öğün 1-2 porsiyon meyve ve süt grubu yani süt, kefir, yoğurttan oluşmalı. Böylece tatlı ihtiyacı karşılanabilir ve Ramazan’da kilo artışı engellenebilir. Haftada 1-2 gün sütlü tatlılar iftardan sonraki bu ara öğün yerine tercih edilebilir.

İftarda hızlı yemeyin!

Sindirim problemlerinin en çok yaşandığı öğün iftardır. Nedeni ise iftar öğününün çok hızlı tüketimi ve hiç ara verilmemesidir. İftar öğünlerinden sonra hazımsızlık şişkinlik, ağrı ve kramp gibi şikayetleri azaltmak için iftarı başlangıç ve ana yemek olmak üzere ikiye bölünmeli. Başlangıç olarak çorba tüketin ve 15-20 dakika sonra ana yemeğe geçilmeli. Ana yemek esnasında ise yemekleri yavaş yavaş, iyi çiğneyerek tüketilmeli.

Yemekten hemen sonra yürüyüş yapmayın!

Yemekten hemen sonra sindirim başlar ve yemekten hemen sonra yapılan yürüyüş sindirim problemi yaratırken reflüye sebep olacaktır. Bu sebeple yemekten en az 30 dakika sonra yürüyüş yapılmalı.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/ramazan-da-kacinilmasi-gereken-6-hata.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/ramazan-da-kacinilmasi-gereken-6-hata_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/ramazan-da-kacinilmasi-gereken-6-hata/60073/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Mar 2024 02:28:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kolon kanserini önlemek mümkün!</title>
			<description><![CDATA[Kalın bağırsağın kötü huylu tümörleri olan kolon kanseri dünyada en yaygın görülen kanser türlerinden biri. Dünya genelinde en sık görülen 3’üncü kanser türünün kolon kanseri olduğu belirtiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Dünyada her yıl 1 milyon ülkemizde de 6 bin kişi bu hastalığa yakalanıyor. Üstelik Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre; ülkemizde en yaygın görülen 5 kanser türünden biri olan kolon kanserinin erken yaşlarda görülme sıklığı giderek artıyor. Öyle ki kolon kanserinin her 10 kişiden 1’inde 50 yaşından önce geliştiği istatistikler ile ortaya konmuş. Kolon kanserinin günümüzde genç yaş grubunu da tehdit etmesinde son yıllarda fast food tipi beslenmeye yönelmenin, aşırı kilo almanın, hareketsiz bir yaşam sürmenin ve sigara kullanımının etkili olduğu belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr Erman Aytaç, erken dönemde genellikle belirti vermemesi nedeniyle yaşam kaybına en sık yol açan kanser türlerinden biri olan kolon kanserinin aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebildiğine dikkat çekiyor.

45 yaşından sonra kolonoskopi şart! 

Kolon kanserinin önlenebilen bir kanser türü olmasının sebebi bu kanserin en yaygın nedeni olan poliplerin düzenli yapılan kolonoskopi taraması sayesinde kansere  dönüşmeden tespit edilebilmesi. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, kolon kanserine karşı hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 45 yaşından itibaren kolonoskopi taraması yaptırması gerektiğine işaret ederek, “Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programlarına daha erken yaşta başlamaları önemlidir. Kolonoskopi taramasında polip tespit edilirse aynı işlem sırasında bu oluşumlar alınabilmekte ve böylece kolon kanserinin gelişmesi önlenebilmektedir. Ayrıca kanser gelişmiş ise erken evrede yakalanması sayesinde tamamen iyileşme sağlanabilmektedir. Risk faktörü yoksa işlemin 10 yılda bir tekrarlanması yeterli gelecektir. Ancak risk faktörleri ve ek hastalıklar gibi etkenlere bağlı olarak taramanın sıklığı değişebilir” diyor.

En yaygın sebebi polipler! 

Kolon kanserinin gelişiminde pek çok etken sorumlu olabiliyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, bağırsak içinde yerleşen poliplerin kolon kanserinin en yaygın görülen nedeni olduğuna işaret ederek, “Kolon kanserinin yüzde 90 gibi yüksek bir oranından polipler sorumludur. Genellikle 45 yaşından sonra oluşan poliplerin bazıları kontrolsüzce büyüyüp yıllar içerisinde kolon kanserine yol açabilmektedir” diyor.  Kolon kanserine neden olabilen bir diğer önemli etken ise hayvansal ve işlenmiş besinlerin fazla, sebze ile meyvenin az tüketildiği fast food beslenme tarzı. Bunların yanı sıra ailede kolon kanseri öyküsünün olması, bazı genetik bozukluklar, Crohn ve ülseratif kolit gibi iltihabi hastalıklar, obezite, radyasyona maruz kalmak, başka kanserlerin varlığı da kolon kanserinin gelişiminde etkili oluyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! 

Kolon kanseri başlangıç evresinde genellikle hiçbir yakınmaya yol açmadan sinsice ilerliyor. Prof. Dr. Erman Aytaç, sıklıkla ileri evrelerde gelişen en belirgin belirtileri şöyle özetliyor:


	Dışkının kıvamında ve kokusunda (ishal- kabızlık) değişiklik
	Daha sık veya daha az tuvalete gitmek
	Dışkıda kan görülmesi veya makattan kan gelmesi
	Karında şişkinlik ve ağrı, halsizlik, bulantı, kilo kayıpları


Tedavide başarı oranı çok yüksek

Kolon kanseri erken dönemde tespit edildiğinde, tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde, tamamen iyileşme sağlanabilen bir kanser türü. Öyle ki zamanında müdahale edildiğinde sağ kalım oranları yüzde 90’lara yükseliyor. Kolon kanseri evresine göre cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi ile tedavi ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, tümör uzak organlara sıçramamış ise cerrahi tedavinin ilk seçenek olabileceğini belirterek, “Metastaz yapmayan hastalarda da cerrahi yöntemin yanı sıra bazı kemoterapiler veya akıllı ilaçlar olarak adlandırılan hedefe yönelik ilaçlar kullanılabilmektedir. Metastaz varlığında ise tıkanıklık, kanama ya da perforasyon, yani organın delinmesi gibi bir durum yoksa, genellikle kemoterapi ilk tedavi tercihi olmaktadır” diyor. Son yıllarda cerrahi yönteminde ‘minimal invazif cerrahi’ olarak adlandırılan robotik ya da laparoskopik tekniklerin kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Erman Aytaç, her iki  tekniğin açık cerrahiye göre hızlı iyileşme, ameliyat sonrasında daha az ağrı ve hızlı bir şekilde normal hayata dönme gibi önemli faydalar sağladığını belirtiyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/kolon-kanserini-onlemek-mumkun.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/kolon-kanserini-onlemek-mumkun_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kolon-kanserini-onlemek-mumkun/60071/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Mar 2024 02:22:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hipofiz Tümörü kalıcı körlüğe neden olmasın!</title>
			<description><![CDATA[Hipofiz bezi, salgıladığı hormonlarla birçok organımıza müdahale ederek yaşamsal fonksiyonlarımızı düzenleyen bir bezdir. Vücuda salgılanan tüm hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan hipofiz bezinden köken alan tümörlere ise ‘hipofiz tümörü’ deniliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Genellikle yavaş büyüyen ve iyi huylu olan hipofiz tümörleri her yaş grubunda görülse de 45 yaşından sonra daha sık gelişiyor. Tam olarak oluşum nedeni bilinmeyen hipofiz tümöründe genetik etkenlerin ve çevresel faktörlerin rol oynayabileceği düşünülüyor. Hormon salgılayan ve salgılamayan olmak üzere iki gruba ayrılan hipofiz tümörlerinin tedavisinde geç kalındığında pek çok sağlık sorunu gelişebileceği için erken teşhis büyük önem taşıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinin en yakın komşusu olan göz sinirlerine yaptığı baskı nedeniyle kalıcı körlüğe yol açabileceğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla görüş alanının dış taraflarında görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurmak çok önemlidir. Hasta şikayetlerini dikkate alır ve hekime başvurursa, teşhis tümör küçükken konulup, görme kaybının ilerlemesi önlenebilir. Ancak hasta bulguları göz ardı ederse tümörün boyutları iyice artabilir, bunun sonucunda tedavi daha komplike hale gelebilir. Çok daha önemlisi kalıcı körlük ile sonuçlanabilir” diyor.

Erken dönemde teşhis çok önemli

Hipofiz tümörleri, boyutlarına ve salgıladıkları hormonun tipine göre belirti veriyorlar. Bazı hipofiz tümörleri büyümelerine rağmen hormon salgılamayan özellikte oluyor. Bu tümörler büyük boyuta ulaşıncaya dek sinyal vermeyebiliyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hormon salgılayan tiplerinin ise tümörün boyutları küçükken belirti vermeye başladığına işaret ederek, “Hastalar şikayetlerini önemser ve hekime başvururlarsa tedavisinden etkin sonuçlar alınır. Tedavide geç kalındığında ise tümör büyüdükçe bulunduğu bölgenin çevresindeki önemli damar ile sinirlere baskı yaparak ciddi sorunlar oluşturabilir. Ayrıca tümörün cerrahi olarak tam çıkarılmasının artık mümkün olamaması nedeniyle radyoterapi gibi ek tedavilere başvurmak gerekebilir” diyor. 

Gözlerdeki 3 sinyali göz ardı etmeyin! 

Hipofiz bezi,  ‘optik kiazma’ olarak adlandırılan ve göz sinirlerimizin birleşim yeri olan bölgeye komşu bir organ. Dolayısıyla hipofiz tümörleri büyüdüklerinde bu bölgeye baskı yaparak göz sinirlerinin iletimini bozabiliyor. Bunun sonucunda hastaların görme yeteneğinde çeşitli sorunların gelişmeye başladığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, “Hipofiz tümörünün yaptığı baskılar sonucunda görüş alanımızın dış taraflarında görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi üç önemli şikayet oluşabilir. Bu tablo tümörün boyutunun ileri seviyelere geldiği, genelde bir santimi aştığı durumlarda daha sık olarak karşımıza çıkar. Görme yeteneğindeki bu tür yakınmalarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekir, zira tedavide gecikildiğinde kalıcı körlük gelişebilir” bilgisini veriyor. 

Salgıladığı hormona göre belirti veriyor

Hipofiz tümörleri hormon salgılayan özellik sergiliyorsa, bu hormonların etkilerine göre belirti veriyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, belirtileri şöyle özetliyor:

Prolaktin sentezliyorsa: Her iki cinsiyette de infertilite, libidoda azalma ve osteoporoz gelişebilir. Bu yakınmalara kadınlarda adet düzensizlikleri ve meme başından süt gelmesi; erkeklerde ise erektil bozukluklar eşlik edebilir.

Büyüme hormonu salgılıyorsa: Baş ağrısı, görme şikayetleri, yüzük ve ayakkabı boyutlarında artış, dilde büyüme, karpal tünel sendromu ve aşırı terleme sorunu yaşanabilir. Hastaların genel vücut hatlarının kalınlaşmış olduğu görülür.

ACTH (Adrenokortikotropik horman) salgılıyorsa: Cushing hastalığı gelişen bu tabloda kilo alımı, kas zayıflığı, osteoporoz, psikolojik bozukluklar ve hafif travmalarda bile kolayca oluşan yaralar gelişebilir. Hastalarda yuvarlak ve kırmızı/kızarık bir yüz, karında ve koltuk altlarında mor renkli çizgilenmeler, vücutta çürükler (ekimoz) görülür.

TSH (Tiroit stimülan hormon) salgılıyorsa: Çarpıntı, aritmi, kilo kaybı, guatr ve ellerde titreme yaygın belirtilerini oluşturur.  

Üç ana tedavi yöntemine başvuruluyor 

Hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmının tanısı biyokimyasal ve radyolojik tetkikler ile rahatlıkla konulabiliyor. Erken dönemde tedavi edildiğinde vücutta oluşan sorunlar ortadan kaldırılabiliyor, böylece hastanın kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinde ilaç, cerrahi işlem ve radyoterapi olmak üzere üç ana tedavi seçeneği olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Bu üç tedavi yöntemi genelde beraber kullanılır. İlaç tedavisinin ilk basamak olarak uygulandığı tümörler, prolaktin salgılayan tümörleridir. Bu tümörlerin dışındaki tümörlerde ise cerrahi yöntem ilk sırada gelir. Cerrahi tedavide hedef, hormon salgılamayanlarda tümörün tamamının çıkarılarak çevre dokulara yaptığı baskının ortadan kaldırılması; hormon salgılayanlarda da yine tümörün tümüyle çıkarılarak hormonal dengenin tekrar sağlanmasıdır. Cerrahi yöntem endoskopik veya mikroskopik olarak yapılır. Endoskopik cerrahi daha güncel tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemi ise tümörün çeşitli nedenler ile  tamamen çıkarılamadığı veya tekrar oluştuğu durumlarda devreye girebilir. Uygun tümörlerde, cerrahi yöntem sonrasında hormon değerleri normale dönmediyse, medikal tedaviye başlanabilir”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/hipofiz-tumoru-kalici-korluge-neden-olmasin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/hipofiz-tumoru-kalici-korluge-neden-olmasin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/hipofiz-tumoru-kalici-korluge-neden-olmasin/59977/</link>
			<pubDate>Sat, 02 Mar 2024 15:36:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Migren &apos;geliyorum&#39; diyor!</title>
			<description><![CDATA[Bazı hastaların ağrı başlamadan önce algılamada azalma, huzursuzluk, esneme, tatlı yiyeceklere düşkünlük gibi uyarıcı belirtiler yaşayabildiğini vurgulayan uzmanlar, baş ağrısının başka bir hastalığın belirtisi olabileceğini söylüyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Migrenin kadınlık hormonu östrojen ile ilişkili olduğundan kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü vurgulayan Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Celal Şalçini, “Migren ataklarını stres, soğuk ve lodos, menstrüasyon, uykusuzluk, açlık, bazı yiyecekler ve içecekler (çikolata, peynir, yağlı yiyecekler, fındık, salam, sosis, alkol), sıklıkla tetikleyebilir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migren hakkında bilgi vererek, tedavisini anlattı.

Migrenin; genelde şiddetli, sıklığı, ağrı bölgesi ve devam etme süresi değişken olan bir baş ağrısı tipi olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Celal Şalçini, “Sıklıkla bulantı, kusma eşlik eder. Ataklar esnasında hastaların bir kısmı sesten ve ışıktan rahatsız olabilir. Gerilim tipi baş ağrısından sonra görülen en sık baş ağrısıdır. Ayrıca gerilim tipi baş ağrısına sıklıkla eşlik eder.” dedi.

Migren kadınlarda erkeklere göre daha sık görülüyor

Migrenin kadınlık hormonu östrojen ile ilişkili olduğundan kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Celal Şalçini, “Bundan ötürü özellikle menstrüel dönemde bazı hastalarda var olan ağrıların şiddetlenmesi, bazı hastalarda da tam tersi olarak azalması görülüyor. Sıklıkla yarım baş ağrısı şeklinde oluyor. Şiddeti, ağrı süresi ve ağrının bölgesi bireyden bireye değişkenlik gösterebildiği gibi aynı bireyde de zaman zaman farklıklar gösterebilir.

Migren atakları en fazla 3 gün sürüyor

Ataklarının en fazla üç gün sürdüğünü dile getiren Uzm. Dr. Celal Şalçini, “Nörolojik veya mide-bağırsak sistemi ile ilgili sorunlar eşlik edebilir. Atak öncesine ‘aura’ dediğimiz 5-20 dakikada gelişen ve 60 dakikada sürebilen nörolojik belirtiler olabilir. Her zaman görülmeyen bu belirtiler basit ışık çakmaları, noktalanmalar, geometrik şekiller ve karanlık alan gibi sıklıkla görme ile ilgili belirtilerdir. Bazı hastalar ağrı başlamadan önce algılamada azalma, huzursuzluk, esneme, tatlı yiyeceklere düşkünlük gibi uyarıcı belirtiler yaşayabilirler.” diye konuştu.

Lodos da çikolata da, stres de tetikliyor

Migren ataklarının bazı faktörlerden tetiklenebildiğini de ifade eden Uzm. Dr. Celal Şalçini, “Bunlar; stres, dıştan gelen parlak uyarılar, soğuk ve lodos, başa gelen ani travma ve sarsıntılar, menstrüasyon, uykusuzluk, açlık, bazı yiyecekler ve içecekler (sıklıkla çikolata, peynir, yağlı yiyecekler, fındık, salam, sosis, alkol v.s.), egzersiz, doğum kontrol hapları, soğuk gıdalar, bazı damar genişletici ilaçlar, yükseklik ve birçok sayamadığımız etkenler sıklıkla migren atağını tetikleyebilir.” dedi.

Mutlaka bir doktor tarafından tanı konulmalı

Birçok tetikleyici faktör olabileceğinden hastaların bu tetikleyici faktörleri erken dönemde tanıması ve olabildiğince uzak durması gerektiğinin önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Celal Şalçini, “Baş ağrısı başka bir hastalığın belirtisi olabildiğinden ve çalışan bireylerde ciddi iş gücü kaybına yol açtığından mutlaka bir doktor tarafından tanı konulması, takip ve tedavi edilmesi gereklidir. Bu nedenle baş ağrısı hastalarının doktor muayenesinden geçmesi ve gerekli görüldüğü takdirde bazı görüntüleme ve laboratuvar tetkiklerinin yapılması tedavinin başarısı açısından önemlidir.” şeklinde konuştu. 

Migren botoksu dirençli vakalarda başarılı oluyor

Migren tedavisi iki çeşit olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:

“Birincisi; ataklar esnasında kullanılan ilaçlarla atakları önlemek ve ikincisi; bizim ‘profilaksi’ dediğimiz atak olsun olmasın her gün kullanacağı ilaçlarla atakların sıklığını ve şiddetini azaltıcı ilaç başlamaktır. Bu tedaviler tek başına veya her ikisi beraber uygulanabilir. Genelde atak tedavisinde en basit ağrı kesicilerden, migrene özel ilaçlara kadar olan ilaçlar basamaklı bir şekilde başlanıyor.

Profilaksi amaçlı olarak genelde antidepresanlar, bazı hipertansiyon veya nörolojik ilaçlar kullanılmaktadır.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/migren-geliyorum-diyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/03/migren-geliyorum-diyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/migren-geliyorum-diyor/59974/</link>
			<pubDate>Sat, 02 Mar 2024 15:31:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kanser tanısında zaman kaybına son</title>
			<description><![CDATA[​​​​​​​Kanser tanısının konulmasında ve tedavi planlamasında önemli bir adım olan biyopsi sürecinde zaman zaman alınan örnekteki yetersiz hücre nedeniyle tekrar biyopsiye ihtiyaç duyulabiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[“Hasta Başı Yeterlilik Değerlendirmesi” ile hastaların bu süreci tekrar yaşamalarına, yeniden biyopsi yaptırmalarına gerek kalmadığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Tiroit nodüllerinde, akciğer kanserlerinde, meme kanseri hastalarında, pankreas ve safra yollarında tanı koymak için yapılan biyopsilerde hasta başı yeterlilik değerlendirmesine başvurulabiliyor. Bu, tanı sürecinde zaman kaybını ortadan kaldıran bir yöntem. Böylece hastaların biyopsi sonucunu beklerken yaşadıkları stres de azalmış oluyor” dedi.

Genellikle kanser şüpheli lezyonlara tanı için uygulanan ince iğne aspirasyon biyopsisi her ne kadar ağrısız, güvenilir ve kısa süreli bir işlem olsa da şüphesiz pek çok hasta için endişeli bir bekleyiş anlamına geliyor. Alınan biyopsi materyalinin bazı durumlarda yetersiz olması halinde biyopsinin tekrar yapılması istendiğinde, “Acaba kanser miyim?” gerginliğinin katlanarak büyüdüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Zaman ayırıp yeniden randevu almak ve tüm süreci tekrar yaşamak hastalar için yıpratıcı bir hale dönüşebiliyor. Ancak ince iğne aspirasyon biyopsisi uygulamalarında, hastaya aynı işlemin tekrar yapılmasını önlemeyi hedefleyen ve başarılı sonuç veren bir ‘Hasta Başı Yeterlilik Değerlendirmesi’ uygulaması var” açıklamasında bulundu.

Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin kanser şüphesi olan durumlarda, hastadan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile alınan örneğin, işlem esnasında patolog tarafından değerlendirilmesi ve tanı için yeterli hücre alındığına karar verilmesi işlemi olduğunu anlatan Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu değerlendirme işlemi ise 5 dakika gibi kısa bir süre içinde gerçekleştiriliyor. Alınan örneğin yetersiz olduğu durumlarda yeterli örnek elde edilene kadar işlem tekrarlanıyor. Bu durumda da süre bir miktar daha uzayabilse de biyopsinin tekrarlanmasına ihtiyaç kalmıyor” diye konuştu.

Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin 4 önemi

Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin özellikle hasta yararına odaklanan 4 avantajıyla öne çıktığını vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Yöntem ilk olarak biyopsi işleminde patolojik tanı için yeterli miktarda örnek alınmasını sağlıyor. İkincisi, hastanın tekrar biyopsi yaptırmasını ve aynı süreçleri yeniden yaşamasını önlüyor. Üçüncüsü kesin tanı için olası zaman kayıplarının önüne geçerek erken tanıyı kolaylaştırıyor. Çünkü bu durum özellikle kanser hastalarında tedavinin erken başlaması açısından önem taşıyor. Dördüncüsü de bu uygulama, hasta özelinde en doğru tedavinin belirlenmesine katkı sunuyor. Yeterli miktarda örnek tümör tanısı ve tipi dışında, tümörün moleküler özelliklerine yönelik testlerin de yapılması ile tedavinin şekillenmesine yardımcı oluyor” dedi.

 

Biyopsi tekrarı olasılığı neredeyse “0” 

İnce iğne aspirasyon biyopsilerinde, hasta başı yeterlilik değerlendirmesi yapılmadığında merkezden merkeze değişiklik göstermekle birlikte, yüzde 15-20’lere varabilen oranlarda yetersiz hücre miktarı nedeniyle tanı konamadığını ve biyopsi işleminin tekrar yapılması ihtiyacı doğduğunu hatırlatan Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Değerlendirme yapıldığında ise biyopsinin tekrar yapılma olasılığı yüzde 1’in altına kadar düşüyor” bilgisini verdi.

Patoloji uzmanı da biyopsi işlemine katılıyor

Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin biyopsi işlemi sırasında yapıldığının ve istisnai durumlar dışında sadece 5-10 dakika gibi çok kısa bir sürede tamamlandığının altını çizen Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu süreç biyopsi işlemini yapan doktora, patoloji uzmanının da mikroskop ve boyama seti ekipmanlarıyla eşlik etmesiyle gerçekleştiriliyor. Biyopsi işlemi esnasında hastadan alınan sıvı materyal, hızlı bir boyama işleminden geçiriliyor ve patolog tarafından yapılan mikroskobik değerlendirme ile tanı için yeterli olup olmadığına karar veriliyor. Sonuç olarak yeterli hücre miktarına ulaşana kadar biyopsi işlemine devam ediliyor ve uygun miktarda örnek alınması sağlanıyor. Böylece işlem bir kerede bitiriliyor, hastanın yeniden benzer bir süreç yaşamadan tek seferde tanı alması sağlanıyor” şeklinde konuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son/59939/</link>
			<pubDate>Thu, 29 Feb 2024 00:16:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Endometriozisin 10 önemli sinyali!</title>
			<description><![CDATA[Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, normalde rahmin iç zar tabakasında bulunması gereken hücrelerin çoğunlukla yumurtalıklar olmak üzere rahim dışında herhangi bir bölgeye yerleşmeleri olarak tanımlanıyor. Dünyada ve ülkemizde her 10 kadından 1’inde görülen endometriozis, kadınlık hormonu olan östrojen ile ilişkili olması ve bu yaşlarda vücutta daha fazla bulunması nedeniyle üreme çağı olan 18-45 yaş grubundaki kadınları tehdit ediyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Başta ağrı kesiciler ile geçmeyen ağrılı ve düzensiz adetler olmak üzere pek çok soruna yol açarak hayat kalitesini düşürebiliyor, çok daha önemlisi anne olmayı engelleyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, kadınlarda yaygın görülmesine rağmen endometriozise tanı konulmasının en gelişmiş ülkelerde bile 8-10 yılı bulabildiğini belirterek, “Endometriozisin belirtileri hastalığın yerleşmiş olduğu bölge ile yayılım durumuna göre farklılık gösteriyor. Ayrıca bazı hastalarda hiçbir semptom gelişmiyor veya idrarda yanma, bağırsak alışkanlığındaki değişimler, kronik karın ağrısı gibi başka hastalıkları taklit eden belirtilerle de ortaya çıkabiliyor. Tanıdaki gecikmenin en yaygın sebebi ise endometriozisin ilk belirtilerinin çoğu zaman ağrı olması nedeniyle hastalar tarafından pek önemsenmemesi. Ayrıca her adet zaten ağrılı geçer inanışı hekime başvuruyu geciktiriyor. Bunların sonucunda aslında genç yaşta yakalanabilecek olan hastalık ileri safhalarda tespit ediliyor.  Oysa erken teşhis sayesinde ileriye yönelik önlemler alınıyor, böylece

üreme fonksiyonları korunabiliyor ve şiddetli ağrıya bağlı olarak yaşam kalitesinin düşmesi önlenebiliyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, endometriozisin atlanmaması gereken 10 sinyalini anlattı; önemli bilgiler verdi!

Ağrılı adetler 

Endometriozis hastalığında en sık karşılaşılan şikayetlerden biri, adet döneminde gelişen ağrı oluyor. Ağrı kadınların aile, iş ve günlük yaşamlarını ciddi boyutlarda etkileyebilecek şiddete ulaşabiliyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, ağrının sıklıkla adet döneminden hemen önce başladığını ve genellikle adet dönemi boyunca devam ettiğini belirterek, “Hastalığın evresinden ya da varsa kistlerin boyutlarından bağımsız olarak çikolata kistine bağlı gelişen ağrı acil başvurusu yaptıracak kadar dayanılmaz şiddete ulaşabiliyor. Hastalar çoğu zaman ağrılar nedeniyle tekrarlayan ağrı kesiciler, enjeksiyonlar, sıcak su torbaları gibi yöntemlere ihtiyaç duyuyorlar” diyor.

Cinsel ilişkide ağrı 

Özellikle rahmin arkasındaki bağların ya da vajenin birlikte tutulduğu endometriozisin ileri evrelerinde cinsel ilişki sırasında dayanılmaz şiddette ağrı gelişmesi, yine yaygın görülen belirtilerden. Ağrı bu bölgede bulunan sinirlerin tutulumu ve organ anatomisinin bozulması sonucu oluşuyor.  Özellikle iki taraflı kisti olan hastalarda cinsel birliktelik sırasında ağrı şikayetine daha sık rastlanıyor.

Bağırsak alışkanlığındaki değişimler

Endometriozis sadece yumurtalıkları değil karın içerisinde özellikle çevre organları da tutabiliyor. Yakın komşuluğu nedeniyle bağırsak yüzeylerinde de endometriozis odakları görülebiliyor. Bağırsak ve bu bölgedeki sinirlerin tutulumu nedeniyle bazen karında geçmeyen şişkinlik, dışkılamada zorluk, ishal, kabızlık ve gaitada kan görülmesi gibi sorunlar yaşanabiliyor. İleri tutulum varlığında bağırsaktan dışkı geçişi mümkün olmuyor ve halk arasında ‘bağırsak tıkanıklığı’ olarak bilinen tablo ortaya çıkabiliyor.

Yoğun adetler

Endometriozis sadece rahmin dışındaki organları değil, rahmin kas tabakasını da tutabiliyor. Bu durum tıp literatüründe adenomiyozis olarak biliniyor. Adenomiyozis, çikolata kisti olan her üç kadından 1’inde görülüyor. Bu tablo özellikle ağrılı, düzensiz ve uzamış adet kanamalarına neden oluyor. Adenomiyozis tanısı ultrasonla tecrübeli hekimler tarafından konabiliyor.

İdrar yaparken ağrı

Endometrioziste, bağırsak tutulumunun yanı sıra bir diğer yakın organ olan idrar torbası ve idrar boruları da etkilenebiliyor. Özellikle ileri evre endometriozis hastalarında, idrar borularının yumurtalıklara yakın olması nedeniyle bu borularda tıkanıklık, böbreklerde genişleme ve daha ileri aşamalarda böbrek kayıpları görülebiliyor. Özellikle idrar torbası tutulumunda adet dönemlerinde ağrılı idrar yapma, kanlı idrar ve devamlı alt karın ağrısı ile birlikte sık idrara çıkma gibi belirtiler gelişebiliyor.

Bel - bacak ağrısı 

Endometriozis alt karın boşluğunu yoğun biçimde saran kas tabakasını, bu bölgedeki lifleri ve sinirleri tutabiliyor. Bu tutulumlar nadir görülse de hastalarda bel ağrısı, bacak bacak üstüne atamama, siyatik sinir tutulumundan kaynaklanan bacak arkasında ağrı ve sürekli alt karın bölgesinde kramp şeklinde şikayetlere neden olabiliyor.

İnfertilite

Genç yaştaki kadınların hastalığı olduğu için endometriozisin üreme fonksiyonu üzerinde de olumsuz etkileri olabiliyor. Öyle ki hamile kalamayan her üç kadından 1’inde endometriozis tespit ediliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, yumurtalık tutulumunda sağlıklı yumurtalık dokusunun etkilenebildiğini vurgulayarak, “Özellikle iki taraflı yumurtalıkların tutulması halinde zaten yaşam boyu belirli bir sayıda olan yumurta sayısı giderek azalabiliyor. Bunun dışında tüplerin tıkanması ya da rahmin tutulması embriyo için olumsuz bir ortam oluşturarak kendiliğinden gebe kalma şansını üçte bir oranında azaltabiliyor” diye konuşuyor.

Kesi yerlerinde şişlikler 

Özellikle eski ameliyat kesi yerlerinde (sezaryen ya da normal doğum kesi yerleri) adet dönemlerinde ele gelen şişlikler cilt altına yerleşen endometriozisin habercisi olabiliyor.

Sağ omuza vuran ağrı, nefes alamama

Diyafram ya da akciğer tutulumunda yine adet dönemlerinde sağ omuza vuran ağrı, kanamalı kusma ve akciğerlerde sönmeye bağlı nefes alamama gibi belirtiler de endometriozise işaret edebiliyor.

Kronik yorgunluk ve kas ağrıları

Endometriozis migren ve fibromiyalji gibi hastalıklarla da sıklıkla birlikte görülebiliyor. Bu durum, hali hazırda alt karın bölgesindeki ağrıları nedeniyle günlük hayatı etkilenmiş olan kadınlarda genel bir halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, baş ağrısı ve kas kramplarına yol açabiliyor.

Tedavi hayat kalitesini artırıyor! 

Endometriozis tedavisi hastanın yaşına, şikayetlerine, hastalığın tutulum derecesine, çocuk isteğine ve varsa kitlenin iyi-kötü huylu olma durumuna göre değişiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, şikayetleri olmayan hastalarda çoğunlukla düzenli takip ya da ilaç tedavilerinin yeterli geldiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Ancak büyük yumurtalık kistleri olan, ağrı kesicilere cevap alınamayan ağrı sorunu yaşayan ya da kanser şüphesi taşıyan hastalara laparoskopi (kapalı ameliyat) yöntemiyle ameliyat önerilebiliyor. Anne olmak isteyen, ancak yumurtalık sayısı azalmış hastaların doğal yollarla çocuk sahibi olamaması durumunda tüp bebek yöntemi tavsiye edilebiliyor. Oldukça başarılı sonuçlar alınan bu tedaviler hastaların hayat kalitesini artırarak ağrı ya da kaygı sorunlarıyla uğraşmak yerine hayata tekrar dönmelerine yönelik olarak uygulanıyor” 
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/endometriozisin-10-onemli-sinyali.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/endometriozisin-10-onemli-sinyali_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/endometriozisin-10-onemli-sinyali/59937/</link>
			<pubDate>Thu, 29 Feb 2024 00:12:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ödemden kurtulmanın 7 etkili yolu!</title>
			<description><![CDATA[Aşırı tuz tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme, yeterince su içilmemesi ve hareketsizlik gibi yanlış yaşam alışkanlıkları ile bazı ilaçlar vücutta ödeme yol açabiliyor. Çoğunlukla kollarda, bacaklarda, el ve ayaklarda şişkinlikle göz altı torbalarına neden olan, tartıya çıktığınızda diyetinize rağmen sizi birkaç kilo fazla gösteren ödem yol açtığı sağlık sorunlarıyla da kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan bazı besinlerin vücutta su tutulumunu kolaylaştırıp ödeme neden olduğunu, bazılarının ise ödemden kurtulmaya fayda sağladığını belirtirken, ödem söktürücü çaylar konusunda uyarıyor. Masum görünen bu çayların bilinçsiz kullanıldığında fayda yerine ciddi zararlara yol açabildiğini belirten Erdoğan “Mısır püskülü, kiraz sapı, yeşil çay ve beyaz çay gibi ödem söktürdüğü söylenen bitki çaylarına dikkat edin. Özellikle tansiyon ve böbrek hastalığınız ya da kullandığınız ilaçlar varsa mutlaka hekiminize danışarak ve belirlenen kullanım miktarına uygun şekilde tüketin” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan ödemden kurtulmanın 7 etkili yolunu, ödem attıran ve ödemi artıran besinleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


	Tuzu azaltın


Sofra tuzu ve işlenmiş gıdalarda bulunan sodyum ödemi artırıyor. 1 gram tuz vücutta 200 ml su tutulumuna yol açtığından yüksek tuz içeriğine sahip hazır çorbalar, cips gibi tuzlu atıştırmalıklar, ketçap, hardal ve mayonez gibi hazır soslardan kaçınmak, salça, turşu, zeytin ve peynir gibi besinleri dengeli tüketmek gerekiyor.  


	Bol su için


Her 1 kg vücut ağırlığınız için her gün mutlaka 30-35 ml su tüketmeyi ihmal etmeyin. Yeterli su tüketilmemesi dolaşım problemleri ve selülit gibi sorunları artırırken, ödemi vücutta kalıcı hale getiriyor, böbrekleri de hızla yıpratıyor. 


	Hareketsizlikten kaçının


Uzun süre oturmak ya da ayakta kalmak kan dolaşımını düzensizleştirerek ödemi artırıyor.  Özellikle bacak ve kollardaki ödemden kaçınmak için hareket etmek etmek ve egzersiz yapmak şart. Kol ve bacakları gün sonunda yukarı doğru kaldırarak dinlendirmek ve ödemli bölgelere hafif masaj uygulamak da etkili olacaktır.


	Ödem tutan besinlere dikkat edin


Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan “Çok fazla hamur işi, şekerli besinler ve paketli gıdalar tüketen kişiler vücuduna çok fazla tuz ve karbonhidrat alır. 1 gram karbonhidrat vücutta yaklaşık iki gram kadar su tutar. Bu nedenle her gün paketli gıda tüketimi yapan kişilerin vücudu daha ödemlidir. Ayrıca yetersiz veya çok yüksek proteinli beslenmek, fast-food tarzı ürünler tüketmek de ödemin temel sebeplerindendir” diyor.


	Uykunuza özen gösterin  


Yetersiz ve kalitesiz uyku ile birlikte oluşan stres vücutta kortizol salınımını artırıyor ve vücut su tutmaya hazır hale geliyor. Bu nedenle günlük yedi saat uyku kişilerin ödem riskini azaltıyor.


	Kahve ve çayı aşırı tüketmeyin


Sağlıklı yetişkinlerin günde ortalama 300-400 mg kafein yani bir fincan kahve ve üç bardak çay tüketmesi normal kabul ediliyor. Ancak aşırı kafein tüketimi vücutta ödem oluşumuna yol açabildiğinden ölçüyü aşmamaya ve her kahve sonrası bir bardak su içmeye özen gösterin.


	Bu besinlere mutlaka sofranızda yer verin


Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan “Maydanozu çiğ tüketmek ya da haşlayıp suyunu içmek ödem atılmasında önemli fayda sağlar ancak aşırısı tansiyon düşüklüğüne neden olabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Sağlıklı bağırsak ve düzenli dışkılama alışkanlığı da ödemden kurtulmada çok etkili olduğundan ıspanak, semizotu, kereviz, kabak ve salatalık gibi sebzeleri, kayısı ve muz gibi meyveleri ve kurubaklagilleri beslenmenize ekleyerek vücudunuzun ödem tutmasını engelleyebilirsiniz” diyor.  
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/odemden-kurtulmanin-7-etkili-yolu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/odemden-kurtulmanin-7-etkili-yolu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/odemden-kurtulmanin-7-etkili-yolu/59933/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 23:57:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kahramanmaraş&#39;ta açılacak olan HG Hospital tasarımı Dünya derecesi yaptı</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş’ta hizmete açılacak olan bölgenin en büyük özel hastanesi HG Hospital’ın tasarımı, Futurist Architecture tarafından 2023 yılında Dünyanın En İyi Tasarlanmış Sağlık Tesisi ödülü aldı.  ]]></description>
		    <news><![CDATA[Dünya genelinde özel tasarımların değerlendirildiği ve ödüllendirildiği A' Design Award & Competition’ da, Kahramanmaraş HG Hospital en iyi tasarımlarda 19. sıradan listeye girdi. Mimari tasarımı  ve uygulama işlerini , hastane projelerinde deneyimli Cihat Elmas Mimarlık ve Quark Studio Architects tasarım ekibinin yoğun çalışmaları ile ortaya çıkan bu özel tasarım yapılan değerlendirmeler ve jüri oylarıyla 2023 yılında Dünya’ da en iyi 20 tasarımı arasında yer alan tek sağlık tesisiydi ve bu ödül HG Hospital’ı Dünyanın en iyi tasarımına sahip sağlık tesisi yaptı. İtalya’ da yapılan ödül töreninde HG Hospital projesi tasarım ödülünü Cihat Elmas Mimarlık ve Quark Studio Architects ekibi aldı. 

HG Holding Kahramanmaraş’a Bölgenin en büyük özel sağlık yatırımını kazandırdı. 



HG Holding Yönetim Kurulu Başkanı, iş insanı Dr. Halil Görsoy’un uzun zamandır bireysel emek ile yaptığı sağlık yatırımı, Kahramanmaraş’a bölgenin en büyük ve en özel hastanesini kazandırdı. 300 yatak kapasitesi ve son teknolojiyle donatılan HG Hospital, kısa süre sonra hizmet vermeye başlayacak. 

Kahramanmaraş HG Hospital, sağlık hizmeti tasarımında sınırları yeniden belirleyen ve geleneksel beklentilerin ötesine geçen bir tesis olarak öne çıkıyor. 32.000 metrekarelik bir alana yayılan son teknolojiye sahip hastane, hastaların, ziyaretçilerin ve personelin bütünsel iyilik hali üzerinde odaklanarak çalışma ortamlarını iyileştirmeyi amaçlayan titiz bir planlama süreciyle tasarlandı.  



İlk olma özelliğine sahip olan bu HG Hospital, Cihat Elmas Mimarlık ve Quark Studio Architects tarafından tasarlanmış olup, bir dizi etkileşimli alan ve özel alanlarla devam eden devasa bir sağlık tesisi projesidir. Doğal unsurların manzarasına sahip, iyi aydınlatılmış bekleme alanları, ziyaretçiler için minimum stres sağlamakla birlikte, ofisler ve diğer iç mekanlar, bitkilerle süslenmiş olup, mekânda rahatlatıcı bir ortam sunmaktadır. Yatak başı kontrollü hasta odaları, hastaların çevrelerindeki ortamı yeniden kazanmalarına olanak tanırken, geniş pencereler dışarıdaki manzarayı görmelerini sağlıyor. Yumuşak ahşap kaplamalar, siyah vurgulu kahverengi duvarlar, mermer karo kaplı banyolar ve doğal manzaraları yansıtan tablolar gibi malzemeler, hastane için alışılmışın çok ötesinde ve hastaların iyi hissetmelerini sağlayacak ultra lüks standartlara sahip.   



Standarttan VIP’ ye kadar değişen 150 hasta odası, biri son teknoloji hibrit ameliyathane olmak üzere 8 ameliyathane, Radyasyon Onkoloji ve Medikal Onkoloji , Fizyoterapi ve Rehabilitasyon, Acil, Yoğun Bakım, MR, Radyoloji, Anjiyografi, Laboratuvarlar, Kadın Sağlığı Merkezi ve Yönetim Ofisleri gibi uzmanlaşmış bölümler, hastanenin çeşitli tıbbi tüm gereksinimlerini ele alacak şekilde donatılmış.  



Hastanedeki ortak alanlar; giyim mağazaları, kuaförler, fırınlar ve kafeteryalar gibi çeşitli olanakları içermektedir. Bu alanlar, genellikle sağlık ortamlarındaki monotonluğu kırarak farklı bir atmosfer sunmaktadır. Tasarım, hastanenin birçok yerinde doğal unsurların entegrasyonunu vurgulamaktadır. 



HG Hospital, teknolojisi ve hastalar için sunulan lüks olanaklarıyla güvenilir bir sağlık kurumu olmanın yanı sıra, 300 yatak kapasitesiyle geniş hasta odaları sunmaktadır. Her biri hasta bakımı için önemli olan bu odalar, konfor ve gizlilik sunmaktadır. İç mekanlar için seçilen malzemeler, optimal hasta bakımı için önemli olan lüks ve hijyenin ikili vurgusunu yapmaktadır. Kullanılan malzemeler sadece estetik sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda yüzeylerin temizlenmesini kolaylaştırarak tüm hastalar için hijyenik bir ortamı teşvik etmektedir. Dünya Tasarım Ödülü alan HG Hospital, çok yakında Kahramanmaraş’ta hizmete açılacak.




]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/kahramanmaras-ta-acilacak-olan-hg-hospital-tasarimi-dunya-derecesi-yapti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/kahramanmaras-ta-acilacak-olan-hg-hospital-tasarimi-dunya-derecesi-yapti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kahramanmaras-ta-acilacak-olan-hg-hospital-tasarimi-dunya-derecesi-yapti/59830/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Feb 2024 15:39:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>6 Şubat&#39;ta sadece yıkım değil duygusal deprem de yaşadık!</title>
			<description><![CDATA[Kişinin sevdiklerini travmatik bir şekilde kaybetmesinin, yaşamında derin bir yara açabileceğini ifade eden uzmanlar, bu yaraları iyileştirmenin zaman alabileceğini, duygusal iyileşme ve başa çıkma becerilerini geliştirme evresinin de yas sürecinin bir parçası olduğunu söylüyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Depremin yıldönümünün, acıları tazeleyebileceği ve duygusal zorlukları yeniden canlandırabileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kendinizi tanıyın, duygularınızı kabul edin ve gerekli ise destek alın. Bu süreçte herkesten önce kendinize sabır ve şefkat gösterin. Unutmayın ki iyileşme zaman alabilir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü dolayısıyla yas ve iyileşme konusunu değerlendirdi.

Kişinin sevdiklerini travmatik bir şekilde kaybetmesi, yaşamında derin bir yara açabilir

Bir yıl önce yaşanılan depremin, sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda duygusal bir deprem olarak da adlandırılabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kişinin sevdiklerini böyle travmatik bir şekilde kaybetmesi, yaşamında derin bir yara açabilir ve bu yarayı iyileştirmek zaman alabilir. Ancak, bu zorlu süreçte, duygusal iyileşme ve başa çıkma becerilerini geliştirme evresi de yas sürecinin bir parçasıdır.” dedi.

Taşkın: “Bu oldukça normal ve insani bir durum.”

Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, depremin yıldönümünün, acıları tazeleyebileceği ve duygusal zorlukları yeniden canlandırabileceğini belirterek, “Bu oldukça normal ve insani bir durumdur. Kişinin bu noktada neden böyle hissediyorum diye kendini sorgulamaması gerekir.” diye konuştu.

“Yasın en önemli evrelerinden bir tanesi duyguları ‘inkar’ etmemektir.”

Depremin yıl dönümünde, kişinin kendisine odaklanmasını sağlayacak adımlara işaret eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şöyle devam etti:

“Yasın en önemli evrelerinden bir tanesi duyguları ‘inkar’ etmemektir. Üzüntü, öfke, korku ve hatta kabullenme duygularıyla karşı karşıya olabilirsiniz. Bu duyguları inkâr etmek yerine, onlarla yüzleşmek ve iyi duygular gibi onları da hissetmenin bir gerçek olduğunu hatırlamak oldukça önemlidir. Duygularınızı tanımlamak ve ifade etmek, iyileşme sürecinde önemli bir adımdır.

“İzole olmak eve kapanmak yas sürecinin tamamlanmasına engel.”

Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, destek almanın önemine vurgu yaparak, “İzole olmak eve kapanmak yas sürecinin tamamlanmasına engel olacaktır. Böyle bir durumdan sonra kişinin kendisini yalnız hissetmesi doğaldır, ancak destek alabileceğiniz birçok kaynak olabilir. Yakın ilişkiler (aile eğer hayattaysa ve eş dost), terapistler ve destek grupları gibi kaynaklardan yardım isteyin. Birlikte paylaşmak ve duygularınızı ifade etmek, iyileşme sürecinizi destekleyebilir.” dedi.

“Kendinizi duygusal olarak güçlü hissetmek için bedeninize iyi bakmak önemli.”

Öz bakım ve öz şefkatin ihmal edilmemesi gereğine de dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kendinizi duygusal olarak güçlü hissetmek için bedeninize iyi bakmak önemlidir. Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek, egzersiz yapmak, dengeli beslenmek ve yeterince uyumak duygusal iyileşmeyi destekleyebilir. Aynı zamanda öz şefkat ruhunuzu besleyecektir.” şeklinde konuştu.

Anıları kutlayın!

Anıları kutlamanın gerekliliğine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sevdiklerinizi kaybetmiş olabilirsiniz, ancak onların hatıraları sizinle yaşamaya devam ediyor. Onların yaşamınızdaki anılarını eğer hazır hissediyorsanız yakın çevreniz ile paylaşın. Anıları paylaşmak, sevdiklerinizi hatırlamak, bağı hissetmek adına güçlü bir yoldur. Unutmamalı ki süreç ne kadar zorlu olursa olsun, baki kalan anılardır.” dedi.

Baş etme stratejinizin düşük olduğunu düşünüyorsanız mutlaka destek alın

Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, yeni bir anlam bulmanın önemine de vurgu yaparak, “Depremin yıldönümü, kaybınızın acısını yeniden hissetmek oldukça doğaldır.  Kaybınızın size öğrettiklerini düşünün ve bu bir yılda yitirdikleriniz ve baş etme stratejinizi gözden geçirin. Eğer baş etme stratejinizin düşük olduğunu düşünüyorsanız mutlaka destek alın.” dedi.

Duygularınızı kabul edin

Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, depremin yıl dönümü dolayısıyla yaptığı değerlendirmeyi şöyle tamamladı:

“Depremin yıl dönümü, duygusal olarak zorlayıcı olacaktır, ancak aynı zamanda iyileşme ve büyüme için önemli bir dönemdir. Kendinizi tanıyın, duygularınızı kabul edin ve gerekli ise destek alın. Bu süreçte herkesten önce kendinize sabır ve şefkat gösterin. Unutmayın ki iyileşme zaman alabilir, ancak her adım sizi daha da güçlü kılacaktır. Yalnız değilsiniz, önce yakın ilişkiler (kimi zaman olmayabilir) ve ardından da sosyallik ve öz regülasyon adına adım atmak oldukça önemli olacaktır. Tüm bu basamaklar yapılamıyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak oldukça önemlidir.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/6-subat-ta-sadece-yikim-degil-duygusal-deprem-de-yasadik.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/6-subat-ta-sadece-yikim-degil-duygusal-deprem-de-yasadik_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/6-subat-ta-sadece-yikim-degil-duygusal-deprem-de-yasadik/59815/</link>
			<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 02:37:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kanser görülme sıklığı 50 yaşın altına indi </title>
			<description><![CDATA[Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Araştırmalar bu yaş grubunda özellikle meme, kalın bağırsak, endometrium, pankreas ve karaciğer kanserinde artış olduğunu gösteriyor. Bu artışın nedenleri arasında; hareketsiz yaşam tarzı, çocukluk çağı obezitesi, şekerli- gazlı içeceklerin tüketimi, işlenmiş et ürünleriyle beslenme, tip 2 diyabet ilk sıralarda yer alıyor” dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Görülme sıklığı sürekli artan kanser milyonlarca insanı etkiliyor. Bir zamanlar “yaşlı hastalığı” olarak bilinen kanserin, 1990’lardan itibaren 50 yaş altında görülme sıklığının her geçen gün arttığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Araştırmalar bu yaş grubunda özellikle meme, kalın bağırsak, endometrium, pankreas ve karaciğer kanserinde artış olduğunu gösteriyor. Bu artışın nedenleri arasında; hareketsiz yaşam tarzı, çocukluk çağı obezitesi, şekerli- gazlı içeceklerin tüketimi, işlenmiş et ürünleriyle beslenme, tip 2 diyabet ilk sıralarda yer alıyor” dedi.

Bilimsel araştırmalar dünya çapında 50 yaşın altındaki kişilerde kanser görülme oranının son 30 yılda yaklaşık yüzde 80 arttığını gösteriyor. Bu artışın arkasında büyük oranda hareketsiz yaşam ve kötü beslenme alışkanlıkları yattığını anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Gençlerde kanser gelişim riskini azaltmak için; daha hareketli olmalarını, ekran karşısında daha az vakit geçirmelerini, sağlıklı beslenmelerini ve sigaradan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz” şeklinde konuştu.

Her 100 kanserden 5-10’u kalıtsal 

En sık görülen kanserler erkeklerde akciğer, prostat, kalın bağırsak, mide ve karaciğer; kadınlarda ise meme, akciğer, kalın bağırsak, rahim ağzı ve tiroit kanseri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, her 100 kanserden 5-10’unun kalıtsal hatalı gene bağlı geliştiğini belirtti. Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Ailede birden fazla kişide meme, bağırsak, yumurtalık kanseri gibi öyküler varsa bu durum bazı kanserlerin görülme riskini artırıyor. Fakat bu kansere yakalanacağınız anlamını değil sadece riskin yükseldiği anlamını taşır. Kalıtsal, yani hatalı genlerin neden olduğu kanserler; yaşlanma, sigara içme, fazla kilolu olma, düzenli egzersiz yapmama veya sağlıklı ve dengeli beslenmeme gibi diğer faktörlerin neden olduğu kanserlerden çok daha az görülüyor” dedi.

Egzersiz kanser tedavisinin yan etkilerini azaltıyor 

Aktif bir fiziksel yaşamın hem kanser riskini azalttığını hem de kanser tedavisine bağlı yan etkileri azalttığını anlatan Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Araştırmalar kanser tedavileri sırasında fiziksel olarak aktif olmanın tedavilere bağlı yan etkileri azalttığını ve daha hızlı iyileşme sağladığını gösteriyor.  Egzersiz aynı zamanda yaşam kalitesini artırma, endişe ve depresyonun önlenmesinde de oldukça etkili.  En basit olarak düzenli yapılan hafif tempolu yürüyüşler bile kanser tedavisinin daha rahat geçmesine yardımcı olur. Kemoterapi ve radyoterapi gören hastalar da egzersiz yapabilir” dedi.

Kışın tedavi gören kanser hastalarına öneriler 

Kış günlerinin kanser tedavisi gören hastalar için zorlu şartlar yaratabildiğine değinen Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, tedavilere bağlı anemi veya sıvı kaybı sorunları yaşayan hastaların soğuk havanın etkisiyle hipotermiye yani düşük vücut sıcaklığına eğiliminin artabileceğini vurguladı.

Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bununla birlikte nöropati gibi yan etkiler soğuk havanın etkisi ile daha da belirginleşebilir. Elbette solunum yolu enfeksiyonları, grip ve COVID-19 bu mevsimlerde hastalar için risk oluşturabilir” dedi. Prof. Dr. Yıldırım, kış mevsiminde tedavi gören kanser hastalarına şu tavsiyelerde bulundu:


	Mutlaka soğuk havaya uygun giyinin. Soğuk havalarda dışarıda olduğunuzda şapka, atkı, eldiven ve sıcak tutan bir palto giyinin. Sıcak tutan çoraplar ve eldivenler özellikle nöropati şikâyeti olanlar için oldukça koruyucu olacaktır.
	Buzlu koşullarda dolaşmak zorunda kalırsanız, uygun ayakkabılar giyin ve/veya baston veya yürüteç gibi bir hareket yardımcısı kullanın.
	Bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla taze meyve ve sebze tüketin, zerdeçal ve zencefil gibi baharatları yemeklerinizde uygun ölçüde kullanın. Bol sıvı tüketin ve evde yapacağınız ıhlamur, nane ve limon içeren taze hazırlanmış kış çaylarını ölçülü olarak içmeyi ihmal etmeyin.
	Kalabalık halka açık yerlerde mutlaka maske takın.
	Hangi aşıları yaptırmanız gerektiği konusunda doktorunuzla konuşun.

]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/kanser-gorulme-sikligi-50-yasin-altina-indi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/kanser-gorulme-sikligi-50-yasin-altina-indi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kanser-gorulme-sikligi-50-yasin-altina-indi/59751/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Feb 2024 13:21:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Cildinizi kışa hazırlamak için 7 öneri</title>
			<description><![CDATA[Yeni yıl ılık denebilecek bir havayla karşılanmış olsa da ocak ayının ortaları itibariyle kış tam anlamıyla kendini göstermeye başlıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Hava değişimi ve sert soğuklar halihazırda pek çok hastalığı beraberinde getirirken, beklenen daha soğuk ve rüzgârlı günlerin cildimiz için de büyük bir problem haline dönüşebileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Soğuk ve rüzgârlı havanın etkisiyle cilt çok daha hızlı bir şekilde kuruyor, cilt bariyeri zayıfladığı için dış etmenlere karşı daha duyarlı hale geliyor ve çeşitli hasarlar alma olasılığı artıyor” açıklamasında bulundu.

Kış döneminde cilt kuruluğu sebebiyle egzama, atopik dermatit ve seboreik dermatit gibi dermatolojik hastalıklarda alevlenmelerin arttığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, cilt bariyerini güçlendirmek ve cildin daha az hasara maruz kalmasını sağlamak için 8 öneride bulundu:


	Uzun ve sıcak duşlar almaktan kaçının.
	Özellikle kuru bir cildiniz var ise duş alırken cildinizi kurutmayacak ve parfüm, sls, paraben içermeyen duş jellerini tercih edin.
	Her duştan sonra cildiniz hafif nemli iken, suyu cilde hapsetmek için nemlendirici kullanmayı unutmayın.
	Yüzünüz için kullandığınız cilt bakım ürünlerini mevsimlere göre değiştirmeniz gerekebileceğini unutmayın. Örneğin kullandığınız yıkama ürünü cildinizi bu dönemde fazla kurutuyorsa daha az kurutucu bir yıkama ürününe geçin, yüzünüze uyguladığınız nemlendiriciyi cildinizde kuruluk oluşuyorsa yoğunlaştırın veya uygulama sıklığınızı arttırın.
	Kışın etkisi ile ellerde de kuruluk ve egzama görülebileceğinden ellerinizi çok sıcak suyla yıkamaktan kaçının, mümkün olduğunca az kolonya ve dezenfektan kullanmaya çalışın. Her el yıkama sonrasında gliserin veya seramid gibi içerikler barındıran parfümsüz nemlendiriciler tercih etmek cilt bariyerine katkı sağlayacaktır. Haftada 2 gece ellerinize vazelin uygulayıp pamuklu egzama eldiveni giydikten sonra sabaha kadar bekleyin, bu sayede elleriniz kış şartlarına daha dayanıklı olacaktır.
	Dudaklarınızı parfüm ve renklendirici içermeyen nemlendirici dudak balmları ile nemlendirin. Bu ürünleri tercih ederken güneş koruma faktörü içerenleri tercih etmeniz aynı zamanda dudaklarınızı güneşten korumanızı da sağlayacaktır. Kuruluk şikâyeti ile dudaklarınızı yalamanız, durumu daha da kötüleştireceğinden bu alışkanlığınızdan var ise vazgeçin.
	Kış mevsiminde ev ve iş yeri gibi kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirildiği için bu ortamlardaki sıcak ve kuru havanın etkisiyle ciltte kuruluk artabiliyor. Bu sebeple uzun zaman geçirdiğiniz kapalı mekanlarda hava nemlendiricileri kullanmaya özen gösterin.
	Kış döneminde de cilt sağlığınız için güneş koruyucunuzu kullanmanız gerektiğini unutmayın.

]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-7-oneri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-7-oneri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-7-oneri/59712/</link>
			<pubDate>Thu, 01 Feb 2024 15:45:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Anne ve bebeğin sağlığını tehdit ediyor!</title>
			<description><![CDATA[Anne ile baba adayları, hamilelik sürecinin sağlıklı ve huzurlu geçmesi için tüm önlemleri alsalar da hesapta olmayan sorunlar gelişebiliyor. Bu sorunların başında gelen ‘gebelik diyabeti’ hem annenin hem bebeğin sağlığını tehdit ediyor. Öyle ki erken doğum riskini artırıyor, anne adayında yüksek tansiyonu ve gebelik zehirlenmesini tetikleyebiliyor, bebekte gelişim geriliğine yol açabiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, özellikle endişeli anne baba adaylarını, tanı ve tedavi konusunda “Toplumdaki yaygın inanışın aksine, şeker yükleme testi son derece güvenli ve faydalıdır. Şeker yükleme testinden değil diyabetten endişe edilmeli” sözleriyle uyarıyor. Hamilelik sürecinin oluşturduğu hormon dengesindeki değişimlerin tetiklediği bir durum olarak görülen gebelik diyabeti doğumla birlikte ortadan kalktığı için ‘geçici diyabet’ olarak da tanımlanıyor. Ancak, hamilelik boyunca anne adayının ve bebeğin sağlığını tehdit etmesi nedeniyle düzenli takiplerle kontrol altında tutulması gerekiyor. Saptanması ise oldukça kolay; hamileliğin 24 ila 28. haftaları arasında yapılan şeker yükleme testi, gebelik diyabeti olup olmadığını gösteriyor.

En önemli risk hatalı beslenme alışkanlığı

Dünyada gebelik diyabeti riski yüzde 1 ila 14 arasında görülürken ülkemizde bu oranlar yüzde 2.6 ila 27.9 arasında değişkenlik gösteriyor. Bu nedenle özellikle ülkemizde hamilelik sürecinde ve sonrasında kan şekeri takibine dikkat edilmesi gerekiyor. Gebelik diyabetine yol açan en önemli sorunun sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı olduğuna dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, “Hareketsizlik ve düzenli egzersiz alışkanlığının olmaması diyabetin ortaya çıkma ihtimalini arttırıyor. Bunun yanında tabi ki en önemli faktör beslenme alışkanlığının doğru olmaması. Beslenme doğru şekilde planlanmalı, kişiye özel yapılmalı. Hazır yemek alışkanlığı, paketli gıda tüketmek, fazla karbonhidrat, gluten ve rafine şeker tüketmek, organik gıdaya ulaşmakta zorluk büyük risk oluşturuyor” diyor. Ayrıca kilolu hamile kalmış olmak, ailede diyabet hastalığı öyküsü, bir önceki hamilelikte iri bebek doğurmuş olmak ya da diyabet gibi etkenler gebelik diyabeti riskini daha da artırıyor. 

Gelişim geriliğine bile neden olabiliyor

Uzmanlar tarafından tıbbi önlem alınabilen en önemli multisistem hastalığı olarak kabul gören gebelik diyabeti hem annenin hem bebeğin sağlığını tehdit ediyor. Örneğin anne adayında yüksek tansiyonu ve gebelik zehirlenmesini (preeklampsi) tetikleyebiliyor. Bebeğin iri bebek olmasına ya da gelişim geriliğine neden olabiliyor. Bunların yanı sıra bebekte normalden yüzde 1 ila 3 oranında daha fazla sinir sistemi hastalıklarına; yüzde 3 ila 5 oranında daha fazla sindirim sistemi ve metabolik sorunlara yol açabiliyor.

Şeker yükleme testi gereklidir

Risk grubunda olan anne adaylarına hamileliğin erken dönemlerinde; risk taşımayanlara ise 24-28 haftalar arasında Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) ya da diğer adıyla şeker yükleme testiyle ‘gebelik diyabeti’ testi yapılması öneriliyor. Şeker yükleme testinin tüm anne adayları için oldukça güvenli ve faydalı olduğunun altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, şunları söylüyor: “Şeker yükleme testi, anne ve bebek sağlığı için en önemli testler arasındadır ve kesinlikle zarar vermez. Bu yüzden anne ile baba adaylarının endişeli sorularına cevaben ‘şeker yükleme testinden değil diyabetten korkun’ diyoruz. Testin sonucuna göre, anne adayı ya bu konuda eğitimli diyetisyen tarafından verilen diyetle takip ediliyor ya da yeterli gelmezse dahiliye ile endokrin hekimlerinin önerisiyle insülin tedavisine başlanıyor ve yakından takip ediliyor. Gebelik diyabeti olan anne adayının diyet ve /veya  medikal tedavinin  yanında kendisi de evde açlık tokluk şeker takiplerini yapması ve hekimini bilgilendirmesi önem taşıyor”

Gebelikte ortaya çıkan diyabetin doğum sonrasında devam etme ihtimali ilk yıl ortalama yüzde 2 iken bu ihtimal 10 yıl içinde yüzde 5 ila 10’a kadar çıkabiliyor. Bunu tespit etmek için ek risk faktörü varsa 6. haftada, yoksa 12. haftada, ilk yıl bitince ve 3. yılda şeker yükleme testinin tekrar edilmesi isteniyor.

Sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı beslenin

Gebelik diyabeti saptanan anne adaylarının her şeyden önce beslenme alışkanlıklarını düzenlemeleri ve mutlaka egzersiz yapmaları gerekiyor. Glutenli, genetiği değiştirilmiş, paketli, hazır gıdalardan özellikle kaçınmaları; temiz ve kaliteli su tüketmeleri; tercihen sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı olsa da öğün sayısı, miktarı ve niteliği kişiye özel olarak hazırlanan bir diyet uygulamaları tavsiye ediliyor. Ayrıca kan şekeri seviyelerini aç /tok olarak takip ederek hekimlerini bilgilendirmeleri büyük öneme sahip. Dr. Esra Boyar, gebelik diyabeti tanısı konulan anne adaylarının, doktor onayını alarak, haftada 3  gün ortalama 150 dakika olmak koşuluyla, en az bir spor dalına ya da egzersiz programına yönlenebileceklerini belirtiyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/anne-ve-bebegin-sagligini-tehdit-ediyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/02/anne-ve-bebegin-sagligini-tehdit-ediyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/anne-ve-bebegin-sagligini-tehdit-ediyor/59710/</link>
			<pubDate>Thu, 01 Feb 2024 15:43:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yağdan kilo vermenin 6 püf noktası!</title>
			<description><![CDATA[Fazla kilolarından kurtulmaya çalışanların çok sık başına gelir; yağdan değil kaslardan vermek! Zira kilo vermek için yapılan kalori kısıtlı diyetler yeterli protein içermiyorsa azaltılan enerji kaslardan karşılanıyor ki bu da kas kaybına yol açıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo verme hızı ayda 3-6 kg. arasında değişir. Kilo verme hedefini çok yüksek tutarak dengesiz ve çok kısıtlı beslenmek kas kaybına neden olur; bu da metabolizma hızının yavaşlamasına, vücut direncinin ve performansının azalmasına, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlere, yaşam kalitesinin düşmesine yol açar.  Üstelik ‘yo-yo sendromu’ da kaçınılmazdır yani hızlı verilen kilolar hızla geri alınır. Bu nedenle doğru ve kalıcı kilo kaybı için mutlaka egzersizle desteklenen, kişiye özgü planlanmış beslenme programı uygulanması gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı yağdan kilo vermenin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doğru beslenin

Her bireyin farklı metabolik yapıları ve yaşam şekli olduğundan öncelikle kişiye uygun ve sürdürülebilir beslenme şeklinin bulunması sağlıklı kilo kaybında kritik önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo kaybının hedefi yeterli protein tüketerek kas kütlesini koruyup yağdan vermektir. Yağ kaybı alınan kalorinin harcanan kaloriden daha olduğu dengeli diyetlerle mümkündür. Günlük alınan gıdaların porsiyon kontrolünü yapmak, açlık tokluk sinyallerine dikkat etmek, yemek seçimlerini daha sağlıklı gıdalardan yapmak önemlidir” diyor.

İyi karbonhidrat tüketin

Vücut yağ oranı yanlış karbonhidrat tüketimiyle artıyor. Fazla tüketilen şeker, şekerli içecekler, pasta, kek, bisküvi gibi hızlı kana geçip insülin salgısını hızlı artıran gıdalar, harcanandan fazla kalori alımı ve hareketsiz (sedanter) yaşam vücutta yağ oranını artırıyor. Yağ kaybının sağlanması için beslenmeden tamamen karbonhidratları çıkarmanın doğru olmadığını belirten Dyt. Fatma Turanlı şöyle konuşuyor: “İyi karbonhidratlar olarak sayılabilecek yulaf, bulgur, kinoa, karabuğday, çavdar ekmeği gibi gıdalar hem içerdikleri lif, vitamin ve mineraller açısından hem de tokluk hissini artırdıkları için diyet programlarında düşük porsiyonlarda yer almalıdır. Şeker ve şekerli içecek ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır.”

Düzenli egzersiz yapın

Zayıflama sürecinde uygulanan diyetin mutlaka egzersizle desteklenmesi gerekiyor. Düzenli egzersiz kaybedilen kilonun daha çok yağdan verilmesine yardımcı olurken, insülin duyarlılığı ve metabolizma üzerinde olumlu etkiler sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Kardiyo egzersizler yağ yakımı açısından önerilir, uygun ağırlık veya direnç egzersizleri de kas kütlesini artırmak için önemlidir. Günlük adım sayısının 5000 adım altında olmamasına, haftada 3 gün 45-50 dak. yürüyüş yapılmasına dikkat edilmelidir. Yapılacak egzersiz programları kişiye uygun olacak şekilde uzmanı tarafından planlanmalıdır. Yanlış yapılan egzersizler sorunlara, sakatlanmalara yol açabilir” diyor.

Bu besinlere sofranızda yer verin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, kilo vermek için mucize yaratan gıda veya içecek olmadığını, bazı besinlerin ise kilo vermeye yardımcı olabileceğini belirterek bu besinleri şöyle açıklıyor: “Yeşil çayda kateşinler, kafein, acı biberde kapsaisin, ananasta bromelin gibi bileşikler metabolizma hızını artırır. Tarçın krom içeriği ile insülin etkinliğini artırmaya yardımcı olur, tatlı yeme isteğini azaltır. Brokoli, kereviz, lahana gibi posa ve mineral vitamin içeriği yüksek sebzeler tokluk hissini artırmaları ve bağırsak çalışmasına yardımcı olmaları dolayısıyla günlük beslenme programına ilave edilmelidir.”

Yeterli ve düzenli uyuyun 

Yetersiz uyku büyüme hormonu salınımını olumsuz etkilerken bu da protein sentezini ve dolayısıyla kas yapısını bozabiliyor. Vücudun günde 7-8 saat uykuya ihtiyacı olduğunu belirten Turanlı şöyle konuşuyor: “Yetersiz düzeyde uyku kortizol seviyesinde artışa neden olabilir. Yapılan bilimsel çalışmalarda; kortizol düzeyi yüksekliği obezite, insülin direnci ve vücut yağ oranı artışıyla ilişkilendirilmiştir. Kaliteli uyku mutluluk ve dinlenmiş bir vücutla güne daha enerjik başlanmasını sağladığından bu da egzersiz yapma performansını artırır, iştahın kontrol altına alınmasını kolaylaştırır.”

Mutlaka günde 10 bardak su için

Vücudumuzun en temel ihtiyacı olan suyun özellikle kış aylarında yeterince tüketilmediğini, kahve ve çay gibi içeceklerin ise kesinlikle suyun yerine geçmediğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Metabolizmanın düzenli çalışması, elektrolit dengesi, vücuttan toksin atılması ve kana geçen besin ögelerinin vücutta taşınması gibi önemli işlevleri olan su yeterli alınmadığında dehidratasyon denilen susuzluk meydana gelir. Dehidratasyon kişinin yorgun, performansı düşük ve stresli hissetmesine yol açar, hormonal işleyisi etkiler, dolaylı olarak da enerji harcanmasını yavaşlatır. Bu nedenle kilo vermek için 10 bardak su içilmesi temel koşuldur” diyor.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/01/yagdan-kilo-vermenin-6-puf-noktasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2024/01/yagdan-kilo-vermenin-6-puf-noktasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/yagdan-kilo-vermenin-6-puf-noktasi/59707/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jan 2024 16:12:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Glutatyon Tedavisinin 13 Faydası</title>
			<description><![CDATA[Antioksidanlar vücudu serbest radikallerin neden olduğu olumsuz etkilerden koruyor. İlerleyen yaş ve çevresel etkilerle insan bedeninde üretilen antioksidanların miktarı azalıyor bu durum da çeşitli hastalıkların gelişmesine yol açabiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Vücudun doğal olarak ürettiği en güçlü ana antioksidanı olan glutatyon yaşlanma, kanser, kalp-damar hastalıkları, bunama (demans) ve başka birçok hastalığın önlenmesinde önemli bir yerde bulunuyor. Glutatyon tedavisiyle vücudun antioksidan kapasitesi artırılarak hastalıklara karşı daha dirençli olması sağlanıyor. Memorial Wellness Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon- Bütüncül Tıp Uygulamaları Bölümü’nden Uz. Dr. Sadi Kayıran, glutatyon ve önemi hakkında bilgi verdi.

Antioksidanlar serbest radikallerin zararlı etkilerini önlüyor

Vücutta serbest radikaller ve antioksidanlar arasında hassas bir denge bulunmaktadır. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan birçok kronik hastalık, oksidatif stres olarak bilinen, antioksidanlar tarafından kontrol edilmeyen serbest radikallerin neden olduğu zararlı etkileriyle ilişkilidir. Ciltteki ince çizgiler, kırışıklıklar ve cilt hasarları gibi yaşlanma belirtilerinin çoğu, serbest radikallerin neden olduğu hasarın sonucudur.

Yaşlanma karşıtı antioksidan

Glutatyon; sistein, glutamik asit ve glisin aminoasitlerinden oluşur. Karaciğerde üretilen ve hücrelerde bulunan bir antioksidandır. Glutatyon, hücreleri korumaya yardımcı ve vücutta meydana gelen birçok kimyasal reaksiyonda anahtar rol oynayan önemli bir antioksidan olarak ön plana çıkmaktadır. Özellikle işlev bozukluğu olan hücrelerdeki mitokondrilerin düzenli çalışması, toksinleri uzaklaştırması ve hücrenin enerji üretim ve harcamasında çok önemli bir role sahiptir. DNA yapısına zarar veren molekül gruplarını (serbest radikaller) yakalayarak karaciğere taşır ve burada kendisini yenileyerek tekrar işine geri döner.  

İlerleyen yaşla birlikte glutatyon azalıyor 

Yaşlanma ile vücutta glutatyonun yapımı ve de miktarı azalmaktadır. Ayrıca vücutta biriken toksinler de glutatyonun hızlı yıkımına neden olmakta ve serbest radikallere karşı bağışıklık sistemi zayıfladığı için bu moleküller vücut yapıları için zarar oluşturmaktadır. Her gün maruz kalınan toksik ve zararlı maddeler glutatyonun detoksifikasyon için kullanılması sonucunu doğurur. Bu maddeler ilaçlarından ağır metallere, yapay tatlandırıcılardan böcek ilaçlarına, mutfak malzemelerinden (teflon tava vs.) temizlik ürünlerine (deterjan yumuşatıcılar) kadar birçok kimyasal maddeyi kapsamaktadır. Bu faktörlerin tümünden kaçınmak mümkün değildir ama pek çoğunu düzenli yaşam tarzı, toksinlerden kaçınma ve detoks yaparak minimize edilebilir.

Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz glutatyon düzeyini artırıyor 

Vücutta azalan glutatyon seviyelerini sağlıklı beslenerek, karaciğer fonksiyonlarını güçlendirerek, düzenli egzersiz ve spor yaparak, ağız ya da damar yoluyla glutatyon takviyesi alarak yükseltilebilir.

Sağlıklı beslenmek

Vücutta glutatyon üretimini artıran pek çok sağlıklı besin vardır. Sarımsak, soğan, brokoli, lahanagiller, su teresi, karnabahar, Brüksel lahanası ve şalgam gibi kükürt içeren besinler bunlar arasında en ön sırada yer alır.

Zararlı maddelerin vücuttan atılmasını sağlamak  

Vücutta ortaya çıkan ve vücuda zarar verebilecek formda olabilen bazı maddelerin atılmasına destek olacak Folat, B6 ve B12 vitamini takviyeleriyle glutatyon düzeyleri artırılabilir.

Karaciğer fonksiyonlarını güçlendirmek

Karaciğeri temizleyici, koruyucu ve yenileyici özelliğiyle tanınan milk thistle (silymarin) ve α-lipoik asit, glutatyon düzeylerini yükseltir. C vitamini, kırmızı kan hücrelerinde ve lenfositlerde glutatyon düzeyini artırırken E vitamini (karma tokoferol formunda) ise glutatyon ile birlikte çalışan önemli bir antioksidandır. Glutatyonun geri dönüşümüne ise (C vitamini ile) yardımcı olur.

Düzenli egzersiz yapmak

Fiziksel aktivite glutatyon düzeylerinin artmasını sağlar. Haftada en az üç defa olmak üzere günde 30 dakikalık yoğun egzersiz, vücudun antioksidan savunmasını artırır.

Ağız veya damar yoluyla takviye almak

Damar yoluyla glutatyon (intravenöz) şiddetli glutatyon eksikliği olan kanser tedavisi ve HIV/AIDS tedavisi gibi durumlarda ya da genetik mutasyonlar ile başka nedenlerden dolayı kendi glutatyonlarını yeterli şekilde üretemeyen kişilerde başvurulan bir uygulamadır. Hastanın tıbbi durumuna göre haftalık veya günlük olarak düzenli biçimde uygulanır. Ağrısızdır ve işlem 10-15 dakika içinde tamamlanır.

Glutatyon hastalıklara karşı koruma sağlıyor

Glutatyon tedavisinin faydaları arasında şunlar bulunuyor;


	Bağışıklık sistemini destekleyerek güçlenmesine katkıda bulunuyor.
	Hücresel gençleştirme (anti-aging etki) ile yaşlanmayı geciktiriyor.
	Vücudu toksinlerden arındırıyor.
	Tümör gelişimini önleyici etkisiyle kanserden koruyor.
	Kemoterapi alan kanser hastalarının hayat kalitesinde anlamlı derecede düzelme sağlıyor.
	Cilt kırışıklıklarını önlüyor ve cilt renginde beyazlaşma sağlıyor.
	Radyoterapi alan hastalarda yan etkileri azaltıyor.
	İleri yaş ve/ veya romatizmal hastalarda, kas-iskelet sistemi yapısında ve fonksiyonlarında olumlu yönde düzelme sağlıyor.
	Sporcularda ve artritli olgularda eklem fonksiyonlarını ve yapısını destekliyor.
	Kronik halsizlik, yorgunluk ve çabuk yorulma gibi şikayetleri olan hastalarda kısa sürede ve anlamlı derecede düzelme sağlıyor.
	Hipertansiyon, diyabet ve tiroid hastalığı gibi pek çok kronik hastalıkta, hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılıyor.
	Kronik organ yetersizliği olan hastalarda (kalp, akciğer, karaciğer ve böbrek yetersizlikleri) fonksiyonel kapasite ve hayat kalitesinde anlamlı derecede düzelme sağlıyor.
	Alkol bağımlılığında ve alkol alımı sonrası yorgunlukta toparlanmayı hızlandırıyor.

]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/glutatyon-tedavisinin-13-faydasi.png</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/glutatyon-tedavisinin-13-faydasi_t.png</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/glutatyon-tedavisinin-13-faydasi/59448/</link>
			<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 01:10:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kış Enfeksiyonlarından korunmak için 7 etkili öneri!</title>
			<description><![CDATA[Burun akıntısı, birbiri ardına gelen hapşırıklar, hafif bir öksürük, boğazda kaşıntı, halsizlik, soluk alırken zorlanma gibi şikayetler kışın olağan hallerinden sayılıyor. Çünkü havaların giderek soğuması  hastalıkları, özellikle de üst solunum yolu enfeksiyonlarını arttırıyor. Öyle ki yetişkinler yılda ortalama 2 ila 4 kez, çocuklar ise 5 ila 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Nüfusun yüzde 30’unun yılda en az bir kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği bilgisi ise toplumun ne kadar büyük bir kesiminin bu hastalıklardan etkilendiğini gözler önüne seriyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kenan Çekem, havaların soğumasıyla birlikte kış aylarında görülme sıklığı artan enfeksiyon hastalıklarını “Nezle (soğuk algınlığı), grip (influenza), farenjit (yutak-geniz iltihabı), larenjit (ses telleri-gırtlak iltihabı), sinüzit, astım, bronşit, pnömoni (zatürre) ve otit (orta kulak iltihabı)” olarak sıralıyor. Bu hastalıkların kış aylarında daha yaygın görülmesinin nedenlerine değinen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kenan Çekem, “Soğuk hava virüslerin kendi koruma tabakalarını kalınlaştırarak dirençli ve güçlü hale getiriyor. Soğuk havalarda vücut mekanizmalarımız burun, hava yolları ve akciğerler gibi solunum sistemimizi daha zor ısıtıp nemlendiriyor. Bu da virüslerin tutunmasını kolaylaştırıp vücuttan atılmasını zorlaştırıyor” diyor. Ayrıca kışın vücut hareketleri, metabolizma gibi fonksiyonların yavaşlaması ile beslenme düzeninin daha tatlı, yağlı, kalorili, sağlıksız gıdalara yönelmesi de vücut direncini düşürüyor ve bağışıklık sistemini daha savunmasız bir hale getiriyor” diyor.  İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kenan Çekem, kişisel olarak alacağımız önlemlerle bu enfeksiyon hastalıklarından büyük oranda korunabileceğimizi söylüyor. 

Ellerinizi sık sık yıkayın

Özellikle burun ile ağız teması, hapşırma, mendil kullanma sonrası, tokalaşma sonrası, yemek öncesi olmak üzere eller usulüne uygun şekilde sık sık yıkanmalıdır. Yıkama, elleri sabunla en az 15-20 saniye ovalayarak ve yavaşça suyla durulayarak yapılmalıdır. Arada burun ve boğaz da suyla hafifçe temizlenip gargara yapılmalıdır. El yıkamanın mümkün olmadığı zamanlarda dezenfektan kullanılmalıdır.

Maske kullanın

Özellikle hasta olan bireyler başta olmak üzere, kalabalık ortamlarda hem kendimizi hem de çevremizi korumak amacı ile maske takılmalıdır. Maske virüslerin yayılımını engellemede çok önemlidir.

Teması azaltın

Salgınların arttığı dönemlerde zorunlu olmadıkça seyahat, gezi ve ziyaretler yapılmamalı, tokalaşma-öpüşme ve sarılma gibi sosyal temaslardan kaçınılmalıdır. Zorunlu olmadıkça kalabalıktan, özellikle hasta bireylerden uzak durulmalıdır.

Aşı olun

Kronik hastalığı olanlar başta olmak üzere, 65 yaş üzeri bireyler, kalabalık ortamlarda çalışan veya bulunan kişiler her sonbahar başında grip aşısı olmalıdır. Ayrıca astım ve bronşit gibi kronik hastalığı olan kişilerin 5 yılda bir zatürre aşısı da olmaları önerilmektedir.

Sağlıklı beslenin

Bağışıklık sistemini korumak ve desteklemek amacıyla yeterli miktarda taze sebze ile meyve yenmeli, bol sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. Taze limon suyu ile tatlandırılmış ılık baharat ve bitki çayları tüketilmesi de tavsiye edilmektedir.

Hava koşullarına göre giyinin

Mevsime uygun, pamuklu-yünlü, nefes alabilen kıyafetler giyilmelidir. Ayakların üşümemesine dikkat edilmelidir. Terlememek ve üşümemek için tek kalın bir kıyafet yerine, gerektiğinde kat kat çıkarılabilecek ve tekrar giyilebilecek kısmen daha ince kıyafetler tercih edilmelidir.

Odanızı havalandırın

Çalışılan, ders yapılan ya da dinlenilen odalar başta olmak üzere, kalabalık şekilde bulunulan veya çok kişinin girip çıktığı ortamlar sık sık havalandırılmalıdır. Ortak kullanılan alet, eşya ve yüzeyler her gün silinmeli ve dezenfekte edilmelidir. 
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/kis-enfeksiyonlarindan-korunmak-icin-7-etkili-oneri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/kis-enfeksiyonlarindan-korunmak-icin-7-etkili-oneri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kis-enfeksiyonlarindan-korunmak-icin-7-etkili-oneri/59446/</link>
			<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 01:07:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Birlikte yeni yerlere gitmek ilişkiyi taze tutuyor!</title>
			<description><![CDATA[İlişkilerde heyecanın azalmaya başlamasının her zaman sevginin yok olduğu ya da azalmaya başladığı anlamına gelmeyeceğini ifade eden uzmanlar, sıkılma hissinin, ilişki ile ilgili bir problem değil de belki ruh halindeki genel bir sıkılmanın yansıması olabileceğini vurguluyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[İlişkilerde heyecanın azalmaya başlamasının her zaman sevginin yok olduğu ya da azalmaya başladığı anlamına gelmeyeceğini ifade eden uzmanlar, sıkılma hissinin, ilişki ile ilgili bir problem değil de belki ruh halindeki genel bir sıkılmanın yansıması olabileceğini vurguluyor. Günlük yaşamdaki rutinleri değiştirme ve ilişkide de paylaşımı arttırmanın önemine işaret eden  Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, ilişkilerde olumsuza odaklanmanın, sessizliğe bürünüp uzaklaşmanın, kızgınlık ve tatminsizlik duygularına yol açacağını ve ilişkiyi olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, ilişkileri canlı tutma konusunu değerlendirdi.

İlişkilerde heyecanın azalmaya başlaması her zaman sevginin yok olduğu anlamına gelmiyor

Uzun süreli ilişkilerde canlılığı ve tazeliği korumada her çift için geçerli olacak tek ve basit bir çözüm olmasa da ilişkiye heyecan ve enerji katmak için kullanılabilecek bazı genel stratejilerden söz edilebileceğini ifade eden Demirsoy, şunları dile getirdi:

“İlişkilerde heyecanın azalmaya başlaması her zaman sevginin yok olduğu ya da azalmaya başladığı anlamına gelmez. Sıkılma hissi, ilişki ile ilgili bir problem değil de belki ruh halindeki genel bir sıkılmanın yansıması da olabilir. Böyle ise eğer, bunu değiştirmenin en pratik yolu günlük yaşamdaki rutinleri değiştirmek ve ilişkide de paylaşımı arttırmaktır.

Örneğin hep aynı yerlerde yemek yemek yerine farklı yerde yemek, çift olarak birlikte deneyimlenecek yeni bir hobi edinmek gibi aktivitelerle rutinleri kırmak faydalı olabilir. Bir şeylerin eksikliği hissedildiğinde köşeye çekilip buna üzülmek yerine ilişkiyi geliştirecek, mutluluk ve doyumu arttıracak tutumlar benimsenmeli. Olumsuza odaklanmak, sessizliğe bürünüp uzaklaşmak kızgınlık ve tatminsizlik duygularına yol açacak ve uzun vadede ilişkiyi daha olumsuz etkileyecektir.”

İlişkiyi geliştirecek uygun stratejiyi belirleyebilmek için sorular…

Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, ilişkiyi geliştirecek uygun stratejiyi belirleyebilmek için öncelikle kendine birkaç soru sorarak işe başlamak gerektiğini belirterek, o sorulardan bazılarını şöyle dile getirdi:

“Can sıkıntısı mı yoksa ilişkide bir şeylerin eksikliğini (ya da fazlalığını) mi hissediyorsunuz? Bunları düşünmek için biraz zaman harcamak gerekir. Şu sorulara cevap bulmaya çalışın; ‘Yaşamınızdan genel olarak memnun musunuz? Genel yaşam memnuniyetsizliğiniz ilişkide eksiklik hissetmenize yol açıyor olabilir mi? Bir ilişkiden neler beklersiniz ve ilişkiniz bu beklentilerinizi karşılıyor mu? İlişkinizde sizin için eksik ya da fazla olan, olmasını/olmamasını istediğiniz şeyler neler? Eşinizin ilişkiden beklentileri neler ve siz onun bu beklentilerine ne ölçüde cevap verebiliyorsunuz? İlişkinizin hangi yönleri size sıkıntı veriyor ya da eksiklik hissettiriyor? Nelerin artması, gelişmesi ilişkinizi daha canlı ve doyum verici hissettirir? Hangi alanlara odaklanmak gerektiğini bilirseniz buna yönelik çözümler üretebilirsiniz.”

Olumsuz bakış açısıyla hayatta hiçbir şeyden olumlu sonuç alınamaz

Sorunun adını koyduktan sonra çözüm üretmenin de kolaylaşacağını anlatan Demirsoy, şöyle devam etti:

“Ulaştığınız farkındalık doğrultusunda şu çözümlerden birini ya da birkaçını deneyebilirsiniz:

Düşünme şeklinizi değiştirin

‘Bilişsel yeniden değerlendirme’ dediğimiz bu strateji, olaylar hakkındaki düşünce ve duyguları değiştirmek için o durumu farklı açılardan ele alarak farklı şekilde yorumlamayı içerir. Bu strateji ile eksiklere odaklanmak yerine ilişkinizin/eşinizin olumlu niteliklerine odaklanabilir ve bu özelliklerin ilişkinize, yaşamınıza nasıl katkıda bulunduğunu düşünebilirsiniz. Unutmamak gerekir ki olumsuz bakış açısıyla hayatta hiçbir şeyden olumlu sonuç alamazsınız ve hiç kimse, hiçbir ilişki mükemmel değildir. Karşınızdaki kişiyi size uymayan tarafları ile, olduğu gibi kabul edebilmek ve ilişkiyi geliştirmek için de olaylara daha olumlu, pozitif bir bakış açısı geliştirmeyi öğrenmek gerekir.

Rutinleri değiştirin

Birbirinizi yeni şeyler öğrenmeye teşvik etmeli ve bu yolda desteklemelisiniz. Pek çok şey can sıkıntısına katkıda bulunabilir ama ilişkiler için genel olarak iki başlık altına toplayabiliriz; ‘uyarılma eksikliği’ ve ‘yenilik eksikliği’. Eşlerin bireysel olarak kendi başlarına yaptıkları etkinliklerin de yaşam doyumunu arttırarak çift ilişkisine olumlu katkısı olacaktır. Bundan da önemlisi birlikte deneyebileceğiniz yeni şeyler ilişkiyi cansızlık ve monotonluktan koruyacak, olumlu anılar biriktirerek eşler arasındaki bağı arttırmaya katkı sağlayacaktır. Birlikte yeni yerler ziyaret etmek, bir konsere, sinema-tiyatro veya söyleşi gibi etkinliklere gitmek, birlikte yürüyüş veya tercih edilen bir spor etkinliği, dans kursu, yemek kursu gibi eşlerin birlikte yapmak için üzerinde uzlaşabilecekleri çeşitli aktiviteler olabilir. İlişkinin erken romantik döneminde yapılan etkinlikleri hatırlamak ve yeniden yaşama geçirmek, ev dışında buluşup eskiden gidilen yerlere gitmek, yapmaktan hoşlanılan şeyleri yeniden yapmak eşler arasındaki duygu ve heyecanı arttırmaya, ilişkiyi yeniden canlandırmaya katkı sağlar. Birbirini şaşırtacak küçük sürprizler yapmak, örneğin sevdiği sanatçının konserine veya izlemek istediği bir oyuna bilet almak, sevdiği restorandan yer ayırtmak gibi kişisel tercihlere göre bunlar çeşitlendirilebilir.

Duygusal şeffaflık

İlişkiler, eşlerin korku, endişe, üzüntü, özlem gibi derindeki duygularını açıkça konuşabildikleri, duygusal şeffaflığın olduğu bir atmosferde gelişir. İnsan ancak kendisini çekinmeden, sakınmadan açabildiği; kendisini dinleyen ve ifade ettiği duygularını-hatta ifade etmediği, edemediği şeyleri bile- anlayan; kendisini koşulsuz bir şekilde kabul eden kişilere bağlanır. Fikir ayrılıkları ya da tercih farklılıklarından kaynaklanan çatışmalar yaşandığında sizi eleştiren, suçlayan, yaşanan durumun sorumluluğunu tamamen size yükleyen birine yakın hissedemez ve kendinizi açamazsınız. Sizi anlamadığını düşündüğünüz birini de sizin anlamanız, ona yakın hissetmeniz zorlaşacaktır. İlişkiler ortak sorunların ve görevlerin sorumluluğu paylaşıldığında gelişir ve eşlerden her biri kendi sorumluluğunu üstlendiğinde canlılık artar. ‘Bu kimin suçu?’ bakış açısından sıyrılmak ve duyguların şeffaf bir şekilde dile getirilebildiği uzlaşmacı bir diyaloğu geliştirmek gerekir. Aksi takdirde birbirini eleştirme, suçlama, yargılamalar ile çözümsüz çatışmalar ve güç mücadeleleri yaşanacak, bunlar olumlu paylaşımların önüne geçtiğinde eşler birbirinden duygusal olarak uzaklaşıp ilişki cansızlaşacaktır.

İlgi, özen ve takdir

Eşlerin birbirine gösterdiği ilgi ve özen, güzel söz ve iltifatlar zaman içinde azalabiliyor. ‘Bu giydiğin sana çok yakışmış’, ‘Çok güzel görünüyorsun’, ‘Seninle birlikte olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum’ gibi sözler ilk yıllarda daha çok sarf ediliyor. Uzun süren ilişkilerde zaman geçtikçe onay ve takdir sözleri azalıyor, evlilikte eşler arasındaki konuşmaların içeriği daha çok ev ve çocuklarla ilgili çözülmesi gereken meselelerle sınırlı hale gelebiliyor. Bu da ilişkiyi cansız bir hale getiriyor. Uzun iş seyahatinden dönen bir eş hasret ile kucaklaşma ve sıcak bir öpücük beklerken yokluğunda çocukların söz dinlemediği, musluğun bozulduğu gibi yakınmalarla karşılaştığında ya da aldığı yeni giysiyi giyen, eşinin sevdiği yemekleri yapıp özenli bir sofra hazırlayarak işten dönen eşini kapıda karşılayan bir kadının bu çabası görülmediğinde hayal kırıklığı yaşanması kaçınılmazdır. Bu duygular dile getirilmeyip bastırıldığında, yok varsayıldığında ise giderek eşler arasında kopukluğa yol açar. Bir kadın ve bir erkek olarak öncelikle kendi duygusal ihtiyaçlarının farkında olmak, ebeveyn rol sorumluluklarının bu ihtiyaçları gölgelemesine izin vermemek gerekir. Güzel söz, iltifat, takdir ve teşekkür sözleri, problem çözme dışında keyifli konularda sohbet etmek, baş başa kalınacak zamanlar yaratmak, birlikte keyif alınacak aktivitelerde bulunmak eşler arasındaki bağlılığı, sıcak duyguları, tutku ve romantizmi canlı tutacaktır.”
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/birlikte-yeni-yerlere-gitmek-iliskiyi-taze-tutuyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/birlikte-yeni-yerlere-gitmek-iliskiyi-taze-tutuyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/birlikte-yeni-yerlere-gitmek-iliskiyi-taze-tutuyor/59442/</link>
			<pubDate>Sun, 24 Dec 2023 01:00:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Depremin psikolojik etkilerine dikkat</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş'ta yaşanan depremin ardından psikolog Sibel Kılıç, felaketin psikolojik etkileri ve başa çıkma stratejilerini anlattı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kahramanmaraş merkezli 11 il, 6 Şubat'ta sabaha karşı büyük bir depremle sarsıldı. Binlerce insanın sokaklara döküldüğü felakette, 50 bini aşkın vatandaş yıkılan binaların enkazında mahsur kaldı.

“PSİKOLOJİK ETKİLER VE DEPREM SONRASI SÜREÇ”

Depremin ardından olayın psikolojik boyutunu değerlendiren Psikolog Sibel Kılıç, açıklamalarda bulundu.

Kılıç, depremin doğal bir felaket olduğunu belirterek, bu tür olayların bireylerde şok, şaşkınlık, öfke, çaresizlik, güçsüzlük, güven kaybı ve kontrol kaybı duygularını tetiklediğini ifade etti.

“DEPREM SONRASI PSİKOLOJİK BELİRTİLER”

Depremin hemen sonrasında ortaya çıkan kaygının, uykusuzluk, irkilme, çarpıntı, nefes almada güçlük gibi belirtilere neden olduğunu vurgulayan Kılıç, bu belirtilerin kişinin kaygısı azaldıkça azalacağını belirtti.

“SUÇLULUK DUYGULARI VE DEPRESYON”

Deprem sonrasında yakınını kaybeden ancak kendisi sağ olarak kurtulan kişilerde suçluluk duygularının arttığına dikkat çeken Kılıç, bu durumun depresyona girmeye neden olabileceğini söyledi.

“PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK İÇİN ÖNERİLER”

Kılıç, depremle baş etmek için duyguların konuşulmaktan çekinilmemesi, sosyal destek alınması, deprem görüntülerinden uzak durulması, alkol ve madde tüketiminin sınırlandırılması, olumlu etkinliklere odaklanılması gerektiğini belirtti. Ayrıca, çocukların güvende hissetmeleri için güvenli alanların önemine vurgu yaptı.

“DEPREMZEDE ÇOCUKLARIN PSİKOLOJİSİ VE İLK ADIMLAR”

Ebeveynlerini kaybeden depremzede çocuklar için Kılıç, onları güvende hissettirecek tanıdık bir bakım vericisinin bulunmasının önemine değindi. Çocukların duygularını ifade etmelerine izin verilmesi, akran gruplarıyla bir araya gelmeleri, oyunun iyileştirici gücünden faydalanmaları gerektiğini belirtti.

“DEPREM KORKUSU İLE BAŞ ETMEK”

Deprem korkusunu yenmek için Kılıç, önlemlerin alınması, güvenli bir ortamda bulunma, duyguları paylaşma ve depremle ilgili görüntülerden uzak durma önemli olduğunu vurguladı.

Şehirden uzaklaşmanın korkuyu yenmek için etkili olmadığını ifade eden Kılıç, normal yaşama dönmenin daha sağlıklı bir baş etme yöntemi olduğunu belirtti.
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/depremin-psikolojik-etkilerine-dikkat.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/12/depremin-psikolojik-etkilerine-dikkat_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/depremin-psikolojik-etkilerine-dikkat/59267/</link>
			<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 15:11:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Küme Tipi Baş Ağrısının Başlıca 6 Belirtisi</title>
			<description><![CDATA[Küme tipi baş ağrısı, başın bir tarafında, genellikle göz çevresinde hissedilen dayanılmaz ağrılar olarak tarif ediliyor. Küme tipi baş ağrılarının kesin nedeni bilinmiyor ancak küme baş tipi ağrısında vücudun biyolojik saatindeki anormalliklerin rol oynadığını düşünülüyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Küme tipi baş ağrısı, başın bir tarafında, genellikle göz çevresinde hissedilen dayanılmaz ağrılar olarak tarif ediliyor. Küme tipi baş ağrılarının kesin nedeni bilinmiyor ancak küme baş tipi ağrısında vücudun biyolojik saatindeki anormalliklerin rol oynadığını düşünülüyor. Migren ve gerilim baş ağrısının aksine, küme tipi baş ağrısının gıdalar, hormonal değişiklikler veya stres gibi tetikleyicilerle ilişkili olmadığı belirtiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özden Yener Çakmak, küme tipi baş ağrısı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

20-40 yaş arasında daha sık görülüyor

Küme tipi baş ağrısı, migren ve gerilim tipi baş ağrısından sonra en sık görülen primer baş ağrısı tipidir ve nedeni tam olarak bilinememektedir. Her yaşta görülebilse de 20-40 yaş arası kişilerde ve erkeklerde daha sık ortaya çıkar. Sigara kullanımı bir diğer risk faktörüdür. Alkol kullanımı da ağrı başlangıcını tetikleyebilmektedir. Küme tipi baş ağrısı göz etrafında tek taraflı, kısa süreli ve şiddetli baş ağrısı ile karakterize,  belli dönemlerde ataklar halinde tekrarlayan bir baş ağrısı türüdür. Genellikle gece uykudan uyandıran şiddetli ağrılar meydana gelir.

Küme dönemler şeklinde ortaya çıkıyor

Küme tipi baş ağrısında ağrı tipik olarak 15-180 dakika arasında sürer, gün içinde 1 ila 8 defa arasında tekrarlayabilir. Ataklar genellikle aylar ya da yıllar süren baş ağrısız dönemler ile ayrılmış olan, haftalar ya da aylar süren (sıklıkla 1-3 ay) küme dönemleri şeklinde ortaya çıkar. Kişilerde ağrı periyotlarının süresi ve zamanı sabit olabilir. Hastaların daha az bir kısmında ise düzelme olmaksızın baş ağrısı devam eder ve o zaman sürekli küme (kronik küme) olarak adlandırılır.         

En çok gözü vuruyor

Küme tipi baş ağrısı tek taraflı, şiddetli, daha çok göz etrafında kendini gösteren ağrılarla meydana gelir. Ağrının bir diğer tipik özelliği genellikle geceleri ya da sabaha karşı ve aynı saatlerde başlamasıdır.

Ağrıya eşlik eden şu belirtilere de dikkat edilmelidir;


	Aynı taraf gözde kanlanma, yaşarma ya da batma hissi
	Aynı taraf burunda tıkanıklık ya da burun akıntısı
	Aynı taraf alında ya da yüzde terleme
	Aynı taraf göz kapağında düşüklük
	Yüzde ve gözde ödem
	Ajitasyon ve huzursuzluk


Ağrı başlayınca dolaşma ihtiyacı geliyor

Küme baş ağrısı yaşayan kişi genellikle artan huzursuzluk nedeniyle oturamaz ve dolanma ihtiyacı hisseder. Bazen migren tipi ağrılarda da olduğu gibi ışık hassasiyeti olabilir. Ağrı atağı sırasında bradikardi (kalp hızında düşme), hipertansiyon (tansiyonda yükselme), mide salgı üretiminde artış da olabilir.

Tetikleyicileri ortadan kaldırmak önemli

Tedavi basamakları tetikleyicilerin ortadan kaldırılması, atak tedavisi ve uzun süreli koruma yani atakların önlenmesini sağlayan profilaktik tedavi olarak sınıflandırılabilir. Öncelikle hastaların sigara, alkol gibi tetikleyicilerin kullanımını azaltmaları ya da kesmeleri gerekmektedir. Atakları tetikleyebilecek aşırı sıcağa maruziyet ve egzersizden kaçınılmalıdır. Migren ataklarından farklı olarak bu kişilerde gıda hassasiyeti, hormonal ve stresör faktörlerin atak tetikleyici özelliği yoktur.

      
]]></news>
		    <image>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/11/kume-tipi-bas-agrisinin-baslica-6-belirtisi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.marasnews.com/images/haberler/2023/11/kume-tipi-bas-agrisinin-baslica-6-belirtisi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.marasnews.com/kume-tipi-bas-agrisinin-baslica-6-belirtisi/59026/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Nov 2023 04:35:31 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>