Tarihimizle Barışmalıyız!
Reklam
Hacı Bilal Şen

Hacı Bilal Şen

Tarihimizle Barışmalıyız!

31 Ekim 2018 - 11:54

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN: “Efendiler yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” demesinin üzerinden 95 yıl geçti. Ama ülkemizde cumhuriyete direnen, cumhuriyete karşı çıkan, cumhuriyeti kullanan, cumhuriyetçi geçinen ve bir de cumhuriyeti benimseyen gruplar var.

İslam dünyası cumhuriyete hiç yabancı değil aslında. Hak, adalet, eşitlik, özgürlük, bağımsızlık gibi kavramlar dinimizin hassasiyetlerinden. Tarihteki Türk Devletlerinin devlet misyon ve vizyonunun temeline bakarsanız bu kavramların hepsinde aynı olduğunu görürsünüz. Osmanlı Devleti’nin bütün kurumları ile yıprandığı ve yoğun bir işgale uğradığı bir dönemde “milli bağımsızlık” ve “milli egemenliğe” şiddetle ihtiyacı olduğu bir döneme girilmişti.

Türk tarihinde, devletleri kuranlar hep askerler olmuştur. Askerlerin temelini oluşturmadığı gelmiş geçmiş bir Türk devleti yoktur. Asker bir millet olarak doğan, yaşayan ve ölen bu milletin, kurucuları da dâhil “Türkiye Cumhuriyetine” alışması kolay olmamıştır.

 Osmanlıyı ve hükümdarları öcü olarak göstermek bu milletin sine-i vicdanına nasıl ihanet ise Atatürk ve cumhuriyeti mabed-i azam gibi görmek ise bir o kadar gaflettir. Kraldan çok kralcı olmanın bir manası yok. Atatürk yaşasaydı kendisini kullanmak isteyenleri hiçbir makamda bırakmazdı diye düşünüyorum.

Cumhuriyeti ilan etmek ve kazanımlarını benimsemek elbette kolay olmamış. Devrimler döneminde kırılmalar, yanlışlar mutlaka olmuştur. Yenidünya düzeninde monarşi ile devam etmek sakıncalı bir hal almış ki; Bizzat hükümdarlar öncülüğünde Tanzimat ve meşrutiyet dönemi başlatıldı.

Cumhuriyetin ilanı da birden bire olan bir şey değildir. Cumhuriyetin temelleri Osmanlı devletinde atılmaya başladı. Kurtuluş savaşı yıllarında söz ve icraatlarda kendini gösterdi. Osmanlı yönetiminin işgallere direnememesi, otoritenin kaybedilmesi Anadolu’nun dört bir köşesinde çoban ateşi gibi yanan güçleri birleştirdi. Bu güçleri birleştiren komutan şüphesiz Mustafa Kemal’den başkası değildi.

19 Mayıs 1919’ da Samsun’da başlattığı milli mücadele Lozan ‘da son buldu. Amasya genelgesinde “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derken üstü kapalı cumhuriyetten bahsediyordu. Erzurum kongresinde” irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır” maddesi ile açıkça yeni bir rejim dillendiriliyordu. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması ve çalışmaları 1920 de Büyük Millet Meclisi’nin açılması nihayetinde saltanatın kaldırılması ile çocuk dünyaya gelmişti. Geriye sadece adının konması kalıyordu.

Bizlere düşen en büyük sorumluluk cumhuriyete ve kazanımlarına sahip çıkmaktır. Biz buralara kolay gelmedik ipten döndük. Bağımsızlığa inanan bu millet ve Mustafa Kemal gibi liderler olmasaydı çoktan idam edilmiş ve mirasımız taksim ediliyor olurdu.

26 Ekim gecesi bu uğurda soğuktan ciğerlerimiz yanmadı mı?  Bu toprakların kutsiyeti için dış güçler ile içerdeki kirli ellere bu vatanı taksim ettirmemek için iki kahraman askerimiz sesiz sedasız karlara düşmedi mi?

Bu topraklarda şucu- bucu kavgası çıkartıp aramıza nifak tohumları ekmek isteyenlere pirim vermeyelim. Devletlerin adları değişebilir ama Türk milleti ebedi kalacaktır.

Bugün yataklarımızda rahat uyuyorsak bunu kahramanlara borçluyuz. Genç nesilleri milli ve manevi duygulardan mahrum yetiştiriyoruz. İstiklal marşımız okunurken playback yapan bir nesil yetişsin istemiyoruz. Tarihini, kültürünü, dinini bilen bir nesil… Tıpkı Asım’ın nesli gibi.

Başta Tunceli ‘de iklim şartlarından dolayı kaybettiğimiz şehitlerimiz olmak üzere bu vatanı bizlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal’i, silah arkadaşlarını cefakâr Anadolu kahramanlarını rahmetle anıyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar