Başarıda "Elon Musk" Modeli
Narin Demirci

Narin Demirci

Başarıda "Elon Musk" Modeli

20 Mayıs 2022 - 23:06 - Güncelleme: 29 Haziran 2022 - 00:22

Bugün, Güney Afrika’da dünyaya gelen, şimdilerde de Amerika’nın en yenilikçi endüstri adamlarından biri olan ve sıra dışı düşünce yapısıyla bazılarının taparcasına sevdiği, bazılarının ise gölgesine bile kurşun sıkacak kadar nefret ettiği bir insandan bahsetmek istiyorum. Elon Musk’tan. Hatta “Beni ortadan kaldırsalar bu durumu umursamayacak insan sayısı her geçen gün artıyor. Ailem Rusların bana suikast düzenlemesinden korkuyor” diyen de ta kendisidir. Musk için “sıra dışı” ifadesini kullanmamın nedeni aslında gerçekten öyle olduğu için değil. İnsanlar (özellikle de patronlar) olması gerekeni yapmadıkları için Elon’un yaptıkları sıra dışı hale gelmiş durumda. Mevzu bu. “Nedir bu sıradan olan ve olması gereken şey?” diye soracak olursanız şayet, tek bir cümle ile cevap verebilirim size. “İşi ehline vermek.”

Güney Afrikalı PC Yayınları ve Ofis Teknolojileri, Musk’ın tasarladığı bir video oyununun kaynak kodunu yayınladığında Musk henüz 12 yaşındadır. O, yazılımcı yeteneğini makinelere uygulama kabiliyetiyle birçok başarılara imza atmış bir “çılgın”. İnsanların “deli” dedikleri hatta kimi zaman kendisinin bile karşısındaki gazeteciye, ellerini masaya koyarak “Sizce ben deli miyim?” diye soran bir çılgın hem de. Kim bilir belki de insanların kendisine “deli” demelerini umursamış olsaydı, şu an Uluslararası Uzay İstasyonu’na bir ikmal kapsülü gönderip sağ salim dünyaya geri dönüşünü sağlamayı başaran bir insan olamayacaktı. Silikon Vadisi’nden taşıp Los Angeles’ın göbeğine sade, basit ve gerçek bir roket fabrikası inşa edemeyecekti. Üstelik pek çok roketi de sıfırdan üreterek. Kim bilir Tesla Motors, otomotiv endüstrisini heyecanlandıran tamamen elektrikli sedan Model S’yi hiç tanıtamayacaktı bile. Ve yine kim bilir bu iki ürün sayesinde Elon Musk iş dünyasının patronları arasındaki en nadir mertebelerden birine hiçbir zaman sahip olamayacaktı.

Elon’un yapmış olduğu işleri teker teker burada sıralamak istemiyorum. Hepsini de bilemem zaten. Bu zamana kadar yaptıklarına ilaveten, en son geçtiğimiz günlerde de “Twitter”ı satın almasıyla konuşulmuştu. Fakat ben bugün onun farklı bir yönünü ele almak istiyorum. Çocukluğu ve gençliği şu anda hiçbirimizin yaşamak istemeyeceği şekilde olumsuz anılarla dolu olan bu insanın, şimdilerde başarıya uzanan hikâyesindeki gerçek unsurun “işi ustasına vermek” olduğundan bahsedeceğim.

Musk, bu konuda tıpkı bir avcı gibi yetenekli insanları bulmaya ve onları kendi şirketinin bünyesine katmaya uğraşırdı. Genel olarak SpaceX’in alt kademesindeki mühendisler genç ve başarılı kişilerden oluşurdu. Tabii Musk bu seçimleri yaparken çok güzel bir yöntem uyguluyordu. “Musk, kişisel olarak önde gelen üniversitelerin havacılık ve uzay bölümleriyle temasa geçer ve sınavlarını en iyi derecelerle veren öğrenciler hakkında araştırma yapardı. Öğrencileri yurt odalarından aramak ve telefonla işe almak onun için alışılmadık bir şey değildi.” Bu cümleyi okuduğumda onun yetenek avcılığına hayran kalmıştım. Bambaşka bir hayat hikâyesi, bambaşka bir başarı hikâyesiydi onunkisi. Stanford’da öğrenci olduğu yıllarda Musk’tan böyle bir telefon alan Michael Colonno, “Bunun bir şaka olduğunu düşünmüştüm. Onun roket şirketi olduğuna bir an olsun inanmamıştım” diyor. Şöyle durup bir düşündüğünüz vakit gerçekten Michael Colonno’ya hak vermemek işten bile değil. Çünkü bir işverenin böyle bir girişimde bulunacağına ihtimal vermek mümkün görünmüyor. Genelde patronların iş için kendisine müracaat edilmesine ancak patronun, elemanı istihdam etmek için kırk dereden su getirmesine ve personeli üzerinden egosunu tatmin etmesine alışkınızdır bizler. Hatta birçoğu iş görüşmesi için personeli karşısına almaya tenezzül bile etmez. Büyük (!) patrondurlar ya kendileri. Elemanın arkasından koşan bir patrona denk gelmek, çölde vahaya denk gelmek gibi bir şeydir açıkçası. İşte Elon, iş dünyasında çöldeki vaha gibidir. O yüzden uzayı keşfetmek için yanıp tutuşan hem zeki hem de genç uzay bilimcilerin tutunacağı bir mecra, onlara heyecan veren, aşka getiren bir şirket oluvermiştir onun şirketi. Ki SpaceX bu gençlerin önünde, bürokratik hükümet yüklenicilerine katılmalarına gerek bırakmadan roket tasarlayan hatta astronot dahi olabilecekleri bir yol olarak duruyordur. Haliyle yeteneklerini göstermek, kendisini ispatlamak ve geliştirmek isteyen yetenekler için bu bulunmaz bir fırsattır. Dolayısıyla bunu fırsat bilen yetenekli, çalışkan gençler kendilerini yetiştirirken şirketi de yüceltiyordu. İşte Musk’ın yapmaya çalıştığı da tam olarak buydu. Ve başarılı oldu. Çünkü SpaceX’in amaçladığı şeyler yayıldıkça Boeing, Lockheed Martin ve Orbital Sciences’ten risk almaya hevesli olan iyi mühendisler de SpaceX’in bu girişimine, daha doğrusu amaçlarına iştirak ettiler.

Elbette, Musk ile bütün çalışanları burada yazmam mümkün değil ama Musk’ın yetenek avcılığından bahsederken Tom Mueller’i es geçmek istemem. Mueller “Tuhaf biri” olarak nam salmış, oduncu bir babanın oğlu ve pek sıra dışı bir kişilik. Çocukluğunda kendi kendine tamir işleri yapmaya çalışan bir meraklıydı. Nitekim bir gün ilkokula doğru giderken yolda parçalanmış bir saat görür ve onu özel bir projeye dönüştürür. Saat çalışana kadar her gün bir parçasını onarır. Aynı şekilde babasının çim biçme makinasını da onarır. Mueller bu olayı, “Babam eve geldi ve yeni bir makine almak zorunda kalacağını düşündüğünden çok öfkelendi. Fakat ben makineyi geri topladım ve çalıştı” diye aktarır. Daha sonra roketlere tutulur ve posta yoluyla küçük setler almaya, böylelikle talimatlara uyarak küçük roketler yapmaya başlar. Ve henüz 12 yaşındadır. Mueller’in bundan sonra da yıllarca başarılarının ardı arkası kesilmez ve epeyce başarıya imza atar. Yıl 2002 olduğunda ise kendi roketlerini yapmak üzere havacılık ve uzay şirketi McDonnel Douglas’taki işini bırakır ve John Garvey’in atölyesinde takılmaya başlar. Musk’ın bir arkadaşı da kendisinden Garvey’in atölyesine uğrayıp Mueller’in tasarımlarına bakmasını ister. Mueller, Musk’la olan karşılaşmasına ilişkin olarak çalıştığı roketle ilgili, “Bana ne kadar itiş gücü olduğunu sordu. Daha büyük bir şey üzerinde çalışıp çalışmadığımı bilmek istiyordu. Ona evet dedim. TRW’de 650.000 poundluk bir itiş motoru üzerinde çalıştığımı ve her parçasını bildiğimi söyledim” diye konuşur. Mueller ve Musk bu konu üzerine saatlerce sohbet ederler ve Musk, karşısında roket yapmanın ayrıntılarını gerçekten bilen bir insanla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Bunun üzerine Musk, Mueller’i uzay uzmanlarından oluşan yuvarlak masa üyelerine tanıtır ve gizli toplantılarına onu da dâhil eder.

Elon Musk, şirket bünyesinde toplayacağı insanları özenle seçiyor ve gerçekten onlardan iş öğreniyordu. Bu sadece SpaceX için değil Tesla Motors için de geçerlidir. Eberhard ve Tarpenning 2003 yılında kurdukları şirketin adını, elektrikli motorların mucidi ve öncüsü olan Nicola Tesla’ya saygılarından dolayı Tesla Motors koyarlar. Şirketin kuruluşunun ardından kurucular ana yatırımcı olarak Musk’ı düşünürler ve bu fikir kısa zamanda hayata geçerek Musk 6 buçuk milyon dolarlık yatırımla Tesla’nın en büyük hissedarı, aynı zamanda başkanı olur. Toplantıdan kısa bir süre sonra da J.B. Strabuel’i Tesla ekibine dâhil eder. Çünkü Strabuel de farklı fikirleri olan bir yetenektir. 1.600 dolara “berbat durumda” olan bir Porsche’yi satın alarak onu elektrikli bir arabaya dönüştürmüştür. Strabuel, Porshe’nin ardından hem çekilebilecek hem de aküleri yeniden şarj etmek için kullanılacak benzinle çalışan bir cihaz yapar ve arabasına hibrit bir hava katar. Haliyle Strabuel, Musk için vazgeçilmez bir yetenektir.

Musk’ın hayat hikâyesinden bahseden Ashlee Vance, Musk’ı iyi tanıyan insanların, onu bir CEO’dan ziyade, “general” olarak tanımlamayı tercih ettiklerinden bahseder. Ve Musk’ın işe personel alma stratejileri için şunları söyler; “SpaceX’in işe alma modeli, en iyi okullardan en iyi kişileri bulma ve alma üzerinde özellikle durmaktadır. Ancak ilginin çoğu, yaşamları boyunca A tipi kişilik özellikleri sergilemiş olan mühendisleri bulmaya harcanmaktadır. Şirketin yetenek avcıları, robot yapma yarışmalarında mükemmel seviyeye gelmiş ya da sıra dışı araçlar yapmış olan otomobil yarışı meraklılarını aramaktadır. Amaç; tutkuyu hisseden, ekip çalışmasına uyum sağlayabilen ve metal ile çalışma konusunda gerçek hayat tecrübesine sahip kişiler bulmaktır.”

SpaceX’te yeteneklerin işe alımının başında beş yıl geçirmiş olan Dolly Singh’in de, “Küçüklüklerinden beri bir şeyler inşa eden kişileri arıyoruz. İşe alma bölümü SpaceX’in özel kuvvetleri gibiydi” dediğini söyleyen Vance şöyle devam eder, “Singh onları bulmak için bir takım zekice teknikler kullanıyordu. Akademik makaleleri ve yayınları tarayıp oldukça belirgin yeteneklere sahip mühendisleri avlaması, laboratuvarda çalışan araştırmacıları bulması ve üniversitelerden yetişmiş mühendisleri çekip alması ile ünlenmişti. Fuarlar ve konferanslarda SpaceX yetenek avcıları ilginç adayları polisiye bir roman gibi takip ve tespit ediyorlardı. Adaylara genellikle ilk görüşme için etkinlik alanı yakınındaki bir bar ya da restoranda buluşmak için yer ve zamanı gösteren birer zarf veriyorlardı. Görüşmeye gelen adaylar kendilerinin katılımcıların tümünün arasından seçilen bir avuç kişi arasında yer aldıklarını görmekteydi. Bu kişiler kendilerini derhal özel hissetmiş oluyorlardı.”

Musk’ın işe alma prensipleri ve tekniklerini cidden takdir etmemek elde değil. Özellikle Türkiye şartlarındaki iş dünyasını ve patron davranışlarını düşününce Elon Musk’ın neden bu kadar başarılı olduğunu idrak etmek zor olmasa gerek. İşi bilenlere karşı kendi egosunu yenmiş bir patron, hatta onlardan iş öğrenmeye hevesli bir patron gerçekten takdir edilmeyi hak etmez mi? Çalışanlarından işlerin nasıl yapıldığına dair detayları öğrenmek, hem kişisel gelişimine katkı için oldukça akıllıca, hem de işlerinin bilen insanlara emanet edilişi şirketin geleceği açısından oldukça önemli bir adım. Personeline karşı egosunu sıfırlayan, işçinin peşinde kendisi koşan bir patronu, takınmış olduğu bu tavrı asla küçültmez. Aksine büyütür. Nitekim Musk’ı büyüten de bu tavrı olmuştur.

Zira yine Vanse, SpaceX’in kurulduğu dönemlerde Musk’ın makineler ve roketleri yapabilmek için gerekenler hakkında çok az şey bildiğinden söz eder ve “Musk’ın bir CEO ve roket uzmanı olarak büyümesi, SpaceX’in de bir şirket olarak olgunlaşması ile beraber olmuştur. Musk, Falcon1 macerasının başında çok farklı bir dünya hakkında bazı temel şeyleri öğrenmeye çalışan bir yazılım yöneticisiydi. SpaceX’te ise iş hakkında bir şeyleri anlaması ve öğrenmesi gerekiyordu. Musk, roketler konusundaki bilgisinin büyük kısmını oluşturmak için ilk başlarda ders kitaplarından faydalandı. Fakat SpaceX birer birer zeki insanları işe almaya başladıkça, Musk onların bilgilerinden faydalanabileceğinin farkına vardı. SpaceX’te bir mühendisi yakalar ve bir çeşit supap ya da özel bir malzeme konusunda onunla çalışarak başının etini yerdi” der. Hatta şirketin ilk mühendislerinden biri olan Kevin Brogan’ın da bu konuyla ilgili, “İlk başlarda kendi konularıma hâkim olup olmadığım konusunda beni sınadığını sanmıştım. Sonra onun bir şeyler öğrenmeye çalıştığını anladım. Sizin bildiklerinizin yüzde doksanını öğreninceye kadar sizi sorguya çekmeye devam eder” dediğini söyler.

Uzun zaman önce internette denk geldiğim ve Steve Jobs’a ithaf edilen bir söz geldi aklıma. Jobs diyor ki, “Zeki insanları işe alıp, sonra onlara ne yapacaklarını söylemek mantıklı gelmiyor. Biz zeki insanları işe alırız ki, onlar bize ne yapacağımızı söylesinler.” İşe bu minvalde baktığınız zaman Musk ve Jobs gibi insanların neden ün salmış başarılara imza attıklarını anlamak hiç de zor değil.

Musk’ın çocukluk, gençlik, olgunluk derken hayatının bazı alanlarına dair alınması gereken dersler olsa da, benim dikkatimi celbeden yukarıda bahsettiğim noktalar oldu diyebilirim. Dini, dili, rengi, ırkı ne olursa olsun bu başarı bana Kuran-ı Kerim’deki Nisa suresinin 58’inci ayetini hatırlattı. Ne diyordu ayeti kerimede, “Şüphesiz Allah size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” (Nisa, 58). Ayet böyle söylerken şimdilerde yapılan birçok iş görüşmelerinde ve ortamlarda yapılan iş muhabbetlerinde açıkça ve de utanmadan, “Torpilin var mı?” diye soruyor kodaman kodaman patronlar. Ve artık herhangi bir devlet kurumu ya da özel sektör kurumunda iş yaptırabilmek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Ya işten anlamayan insanlar işin başına getirilmiş ya da iş yapmak istemeyen bir insan güruhu. Yahut da herhangi bir sıradan işyeri ortamında aynı mevzu söz konusu. Çoğu zaman şahit olduğumuz durumlardır bunlar. Yapılacak küçük bir işlem için sizi bütün kurumun içini tek tek dolaştıran, hatta başka kurumlara bile yönlendirip sizi bile bile yoran bir personelin sonunda sizin işleminizi yapması gereken personel olduğuna hiç denk gelmediniz mi? O an neler hissettiğinizi merak ediyorum desem yalan olur? Çünkü tahmin edebiliyorum. Muhtemelen sinir küpüne dönmüşsünüzdür. Ya da işi bilmediği için sizi oradan oraya yönlendirerek ananızdan emdiğiniz sütü burnunuzdan getiren personellerle dolu etrafımız.

Ve tabii asıl mesele personellerde değil patronlarda. İnsan oturup bir düşünüyor haliyle; Torpilin var mı diye soran, başka bir işyerine transfer olur korkusuyla personelinin yükselmesinden rahatsız olan, onu taltif ederek bilgisinden daha fazla istifade edip hep birlikte büyümek yerine onu yererek enerjisini düşüren patronlar bir arpa boyu yol alamazken, uzaya dahi ulaşmak Musk’a nasıl olmuş da kısmet olmuştur diye. Personelinin yükseldikçe kendi iş yerinin de yükseleceğini düşünmeyen, iş yerinin kıymetinin personelin kıymeti kadar olduğunu hesap edemeyen patronlar! Siz Musk gibi olmayın. Zira personelinden bir şey öğrenmeyi ego saymayan deli bir patrondur Musk, Sizler akıllısınız (!), sizler zekisiniz (!). Sizler elemana yerini ve haddini bildirmek için elinizden geleni ardınıza koymayın. Ve sizler elemanlarınızdan bir şeyler öğrenirken bile onları aşağılayın ki, bir şeyler öğrendiğiniz anlaşılmasın ve personeliniz kendini asla değerli hissetmesin. Sizin de egonuz zedelenmesin haliyle. Ama personellerinizin her şeyin farkında olduğuna emin olabilirsiniz. Siz akıllı (!) olduğunuz için onların fark ettiklerini fark etmiyorsunuz. Sizler doya doya patronculuk oynarken, gerçek patronlar uzayı yol etmiş durumdalar. O yüzden de sizler hiçbir zaman kendi alanınızda bir Elon Musk olamayacaksınız. Çünkü sizler zannederim ki hiçbir zaman “İşi ehline vermeyi” aklınızdan bile geçirmeyeceksiniz.  

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar