Yıkılan Surlar, Susturulan Şehir: Mar'ash 'ın Yok...
Alper Eskikılıç

Alper Eskikılıç

Yıkılan Surlar, Susturulan Şehir: Mar'ash 'ın Yok Edilişi - M.S. 962

01 Ocak 2026 - 23:32

Maraş (Germanikeia) artık bir şehirden çok, bir bekleyişti.

Uzun yıllar boyunca Abbasilerin thughur (İslam tarihinde Bizans sınırında oluşturulmuş askeri sınır kuşağı) hattının en ileri karakolu olan Germanikeia, artık İslam dünyasının kuzeye açılan kapısı olmaktan çıkmış; Bizans’ın gözünde ortadan kaldırılması gereken bir yer haline gelmişti.

Konstantinopolis (İstanbul)’da bu görevi üstlenen kişi belliydi: Nikephoros Phokas.

Askerdi, keşiş ruhluydu, merhametsiz ve gaddardı.

Onun için şehirler alınmazdı; ya teslim olurdu ya da yok edilirdi.

Bizans ordusu Taurus (Toros) geçitlerinden ilerlediğinde Maraş’ta henüz bir kuşatma hazırlığı yoktu. Çünkü bu bir klasik savaş değildi. Phokas, doğrudan surlara yürümeyi tercih etmiyordu.

Bunun yerine önce şehrin hayat damarlarını kesmeyi tercih edecek kadar zalimdi.

İbnü’l-Esir’in kaydına göre Bizans birlikleri önce Maraş’ın çevresindeki tüm köyleri hedef almıştı. Ekinler ateşe verilmiş ve değirmenler yıkılmıştı. Hayvan sürüleri ise ya öldürülmüştü ya da yağmalanmıştı.

Bu bir askeri taktikti:

“Şehri değil, şehrin yaşama ihtimalini kuşatmak.”

Aylar geçtikçe Maraş surlarının içindeki hayat boğulmaya başladı.

Un bitti. Yağ tükendi. Fırınlar sustu. Surların dibinde bekleyen askerlerden çok, çocukların sessizliği korkutucuydu.

Arap kronikleri, bu dönemde şehirde at etinin yaygınlaştığını yazar. Ardından başka seçenekler...

 

Mesʿudi’nin ifadesiyle,

“İnsanlar yedikleri şeylerin adını anmamaya başladı.”

Bizans ordusu ise bekliyordu. Çünkü Phokas, açlığın surlardan daha iyi bir silah olduğunu biliyordu.

Aylar sonra ansızın kuşatma kuleleri ilerlesin emrini verdi. Taş atan makineler (mangana) surları dövmeye başladı. Ama şehirden karşılık gelmiyordu. Çünkü insanlarda şehri savunacak güç kalmamıştı. Bir zamanlar Abbasilerin en güçlü sınır kalelerinden biri olan Maraş, artık sadece ayakta duran taşlardan ibaretti.

Sonunda surların güney hattı çöktü. Bizans askerleri içeri girdiğinde bekledikleri direniş yoktu.

Leo the Deacon bu anı şöyle anlatır:

“Şehre girdiğimizde çığlık değil, boşlukla karşılaştık.”

Direnenler vahşice katledildi. Ama asıl karar bundan sonra verildi.

Nikephoros Phokas, Maraş’ın bir daha asla yeniden bir İslam şehri olmamasını istiyordu.

Bu yüzden alışılmadık, sert ve tarihsel sonuçları ağır bir emir verdi:

Şehir boşaltılacaktı.

Müslüman nüfus, yaşlısı genci ayırt edilmeksizin, zorla Suriye içlerine sürüldü. Yollarda ölenler oldu. Geride kalan evler yakıldı. Camiler yıkıldı. Su kanalları tahrip edildi. Amaç açıktı:

Bu toprakta bir daha hayat filizlenmesin.

Leo the Deacon’un sessiz enkaz dediği şey tam olarak buydu. Maraş artık bir sınır şehri değil, bilinçli şekilde öldürülmüş bir şehirdi.

Bizans bu hamleyle sınırı kuzeye çekti. Ama tarih başka türlü akacaktı.

Bu yıkımdan yalnızca bir asır sonra, Türkler (Taurus) Toros geçitlerinden inmeye başladığında, Maraş hala yaralıydı. Ama ölmemişti. Çünkü şehirler bazen yakılır, boşaltılır, susturulur;

ama hafıza toprağın altına iner ve bekler.

962 yılı Maraş için bir savaş değil, bir yok edilme girişimiydi.

Ve bu girişim, şehrin kaderini kıyamete kadar değiştirdi.

Kahramanmaraş Birlik Platform Araştırmaları
Yararlanılan Kaynaklar:
Leo the Deacon, Historia, Book X
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, cilt 8
Mesʿûdî, Murûc ez-Zeheb
Warren Treadgold, A History of the Byzantine State and Society
Walter Kaegi, Byzantium and the Islamic World

Saygılarımla,
Alper ESKİKIKILIÇ
KMBP GRUP YÖNETİCİSİ

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar